Vatan haini olmak bu kadar kolay mı?

Geçtiğimiz Pazar günü editörümüz bir mesaj atıp ‘vatandaş bugünkü yazınızdan dolayı size vatan haini demiş’ diye haber verdi. Baktım, bir okurum “Kendi halkını kapıdan sokmayanlar, Avrupa’dan turist dileniyor” başlıklı yazıma içerleyip ‘ne kadar vatan hayinisiniz’ şeklinde tepki göstermiş. Ettiği laf yenilir yutulur değil. Üstelik bu ‘hakaret’ için adalet dağıtan bir mahkemenin kapısını çalsanız, alacağınız tazminatla tatil parasını rahatça çıkarırsınız. Ama ben ne alındım ne de para pul için mahkemenin yolunu tuttum. Çünkü öğretmenlik tarafım ağır bastı. Olay üzerine işi gücü bırakıp okuduğunuz bu yazıyı kaleme aldım.

Peki ama neden?

Dedim ya öğretmenlik! Kafası farklı nedenlerle almayanlar için bazı şeyleri bir kez daha tane tane söyleyeceğiz.

Konu 1: Demokrasi

Memlekette öyle veya böyle demokrasi var. Ben kaleme kâğıda sarılıp istediğimi yazabiliyorsam; vatandaş da ağzını açıp konuşacak, eleştirecek, beğenmeyecek, tepki gösterecek. Bu demokrasinin ve eleştiriye tahammül edebilmenin bir gereği. Sonra avazı çıktığı kadar ‘demokrasi’ diye bağıran biri olarak okurumuz sosyal medyada olumsuz bir mesaj yazdı diye onu mahkemelerde süründürecek değilim. Yeter ki ‘sinkaf’ etmeye kalkışmasın! Ha ola ki biri bu minvalde ağzını bozacak olursa, o zaman hiçbir şeyi garanti edemem. Bu işlerde benim sicilim de kabarıktır. Bakarsınız dayanamayıp iskele sancaktan ben de yanaşırım.

Konu 2: Turizm

Şimdi gelelim esas konuya. Bazı okurların alındığı söz konusu yazımda Türkiye’nin turist getirmek için taviz vermesine tepki gösterdim ve şu kişileri/kesimleri eleştirdim:

Cebinde Alman, Fransız veya Hollanda pasaportuyla gelse bile gurbetçiye ‘görgüsüz’ muamelesi yapanları;

Birkaç haftalığına gelen ‘yabancı’ turisti memnun edebilmek için kendi insanını kapıdan çeviren, yerliye iki kat fiyat çeken, hatta onları kendi tesisinde görmekten utanan kişileri;

Kapattığı koydan, plajdan o bölgede doğup büyüyen köylüleri güvenlik zorbalığı ile kovanları;

Ege ve Akdeniz kıyılarını komünist ülkelerde bile görülmeyen bir zevksizlikle beton yığınına çevirenleri;

Dahası on iki bin yıllık tarihsel dokuyu, onlarca uygarlığın imbiğinden süzülen harikulade mutfağımızı rezil edenleri.

Bir de ‘akçe derdine düşüp otel inşa edinceye kadar deniz görmemiş bazı adamların güzelim balıkçı köylerini, asırlık zeytin ağaçlarını, birçok canlının üreme ve gelişme alanı olan koyları talan etmesine’ tepki gösterdim.

Kaderin cilvesine bakın ki tüm bu işleri yapanlar ‘vatansever’ olurken, bu yanlışlara isyan edenler ‘vatan haini’ oluyor. At izi it izine karışıyor anlayacağınız.

Konu 3: Uluslararası İlişkiler ve Dış Ticaret

Bilmem takip ediyor musunuz? Bizim arkadaşlar da yazdı. Alman Haber Ajansı dpa’nın bildirdiğine göre Türkiye 2018 yılında Almanya’dan 242 milyon 800 bin euroluk silah satın almış. T.C. Ticaret Bakanlığı’nın rakamlarına göre aynı yıl Türkiye’nin Almanya’dan toplam ithalatı 20.4 milyar dolar olurken, bu ülkeye yapılan ihracat 16.1 milyar dolar olarak hesaplanmış. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2018 yılında Türkiye’nin toplam turizm geliriyse 29.5 milyar dolar.

‘Silah alışverişiyle turizmin ne alaka var’ dediğinizi duyar gibiyim. Çelişki iki ülke arasındaki bağımlılık ilişkisinde. Almanya sana nazlana nazlana ‘şunu satarım ama bunu Suriye’de kullanacağın için vermem’ şartıyla kabataslak 243 milyon euroluk silah satıyor.

Amma aynı Almanya Corona bahanesiyle sana bu yıl turizm pastasından zırnık koklatmıyor, can damarlarından birini kesiyor. Almanya dahası lütfedip Türkiye’ye silah satarken afra tafra yapıyor. Türkiye’nin elinden ‘bak her şeyim tamam, turistleri gönder’ diye rica minnet etmekten başka bir şey gelmiyor. İşte ben Türkiye gibi bir ülkenin uluslararası güç dengesinde bu hâle düşmesini hazmedemediğim için bu yazıları kaleme alıyorum.

Peki ya sizler? Vatan, millet, bayrak deyince mangalda kül bırakmayan sözüm ona Türkiye sevdalıları? Sizin kanınıza, haysiyetinize dokunmuyor mu bu işler?

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

18 − 16 =