John Gottman’ın ‘’Mahşerin Dört Atlısı ‘’ olarak tanımladığı iletişim biçimlerinin ikincisi aşağılama veya hor görmedir.
Eleştiriden daha ağır ve yıkıcı olan bu tutum, eşin yalnızca yaptığı bir davranışı değil, kişiliğini, değerini ve onurunu küçümsemeyi içerir. Alay etmek, göz devirmek, küçümseyici konuşmak, veya karşı tarafı aptal yerine koymak bu davranışın farklı biçimleridir. Yani çok sorunlu bir duruştur. Evliliğin ömrünü çok fazla sömürür ve bitirebilir.
Evlilikte farklı düşünmek normaldir; fakat farklı düşünürken birbirinin onuru korumak zorunludur. Sorunlar çözülebilir, hatalar da telafi edilebilir; ancak sürekli küçümsenen bir insan ilişkinin içinde kendisini değersiz ve yetersiz hissetmeye başlar. Bu durumda ilişkinin kalitesini ve süresini etkiler.
‘’Senin aklın bu işe yetmez.’’ ,’’Zaten senden ne beklenir ki’’, veya ‘’Seninle konuşmak bile zaman kaybı.’’ şeklinde çok açık ifadeler kullanıldığı gibi bazen ise eşinin söylediği bir düşünceye alaycı şekilde gülmek, gözlerini devirmek veya onun söylediklerini sürekli hafife almak da hor görmenin bir biçimidir.
Örneğin kadın eşine, ‘’Çocukların eğitimi veya sorumluluğu konusunda biraz daha birlikte hareket etsek iyi olur.’’ dediğinde erkeğin, ‘’Sen önce kendi işlerini doğru yap, kendi sorumluluğu bil de çocukları sonra düşünürüz.’’ demesi yalnızca aynı fikirde olmama değildir. Burada eşin kişiliğine ve yeterliliğine yönelik küçümseme ve alay etme vardır. Başka bir örnekte ise, bir eş diğerine şöyle söylediğinde, ‘’Yine mi beceremedin? Sen zaten hiçbir şeyi doğru düzgün yapamazsın.’’ veya farklı bir versiyonun da ise, ‘’ yine mi işten ayrıldın?, hiçbir işte sebat edemiyorsun. ‘’ burada belirli bir davranış konuşulmaktan çıkmış, kişinin bütün yeterliliği hedef alınmıştır.
Ya da çok sıkça görülen bir aşağılama örneği ise, ‘’ Tamam, tamam… sen zaten her şeyin en iyisini biliyorsun veya sen zaten konuşunca zaten her şey çözülüyor.’’ Aşağılama/ hor görme arttıkça eşler birbirlerinin olumlu davranışlarını da görmemeye başlayabilirler. İyilikler, fedakarlıklar, sıradanlaşır, önemsizleşir ve hatalar büyür. Geçmişte yapılan hatalar sürekli gündeme getirilir.
‘‘Sen zaten evlendiğimizden beri böylesin.’’
‘’Seninle evlenmek hayatımın en büyük hatasıydı.’’
Bu aşamadan sonra çiftler arasında sorun çözme alanı biter karşılıklı değersizleştirme alanı başlar.
Peki çıkış yolu nedir?
Çiftler saygı kültürü oluşturmaları gerekir. Eşin kişiliğini hedef alan ifadelerden vazgeçip davranışa odaklanmaları gerekir. ‘Sen ..’’ dili yerine ‘’ Ben kendimi.. hissediyorum’’ kullanılmalı.
Ya da; eşlerin birbirlerinin güçlü ve olumlu yönlerini bilinçli olarak fark etmeleri önemlidir. Taktir etmek, teşekkür etmek, emeği, gayreti görmek ve bunu görünür kılmak, hor görmenin panzehiri olabilir. Son olarak, tartışma sırasında kullanılan ses tonu, beden dili ve mimikler de en az kelimeler kadar önemlidir.
Çünkü bazen insanın söylediği sözden çok kişiye nasıl baktığı da önemlidir. Çünkü sağlıklı ve mutlu evlilik, eşlerin hiç hata yapmadığı ya da birbirlerini hiç üzmediği bir ilişki değildir. Hata ve anlaşmazlıklara rağmen birbirlerinin onurunu koruyabilen, hafife almayan, alay edilmeyen bir ilişkidir.
Evet, kimse kimseyi hor görmemeli. Aşık veysel der ki: ‘’Beni hor görme kardeşim, sen altındın ben tunç muyum?.. ‘’ der
