Evliliği Yıpratan Dördüncü Atlı: Duvar Örme ve İçe Kapanma

Evliliklerde her tartışmanın konuşularak hemen çözülebilmesi her zaman mümkün olmayabilir.

VAHİT GÖZ 06 Eylül 2026 YAZARLAR

Bazen insan öfkelenir, üzülür ve ne söyleyeceğini bilemez. Böyle zamanlarda kısa bir süre sessiz kalmak veya ortamdan uzaklaşmak normal olabilir. Ancak bu uzaklaşmak sorunu çözmek için değilde karşı tarafı cezalandırmak veya iletişimi kesmek için yapılıyorsa bu mahşerin dördüncü atlısını ortaya çıkarır. Bu nedenle ‘’sessizlik ne zaman sağlıklı bir mola, ne zaman duvar örme?’’ ayrımını çok iyi yapmak gerekir.

Duvar ören kişi tartışma esnasında susabilir, başka bir odaya geçebilir, muhatabı yokmuş gibi yaparak telefonla ilgileniyor görünebilir veya ‘benim söyleyecek bir şeyim yok’ diyerek iletişimi kesebilir.

Örneğin; eşlerden biri şöyle diyebilir ‘son zamanlarda benimle yeterince ilgilenmediğini hissediyorum’

Diğer eş bu soru karşısında ‘hiçbir şey söylemeden odadan çıkabilir’ Bunu üzerine soruyu soran eş ‘Benimle konuşur musun?’ diye arkasından seslenir. Odayı terk etmeye çalışan eş ise ‘Hayır. Ne konuşacaksak bu güne kadar konuştum’ diyerek odasına çekilir.

Bu iletişim örneği ilk etapta ilgisizlik veya umursamazlık gibi görülebilir. Oysa ki bu durumun altında duvar örme veya içe kapanma refleksi vardır. Bu örnekteki iletişimin sorunlu gözüken tarafında biri soruyor diğeri kaçıyor gibi algılanabilir.

Ama Bazen beden konuşmayı durdurur.’ Kendisini yoğun çatışma ortamında hissettiğinde stres sistemi aşırı derecede aktive olur ve kalp atışları hızlanır, kaslar gerilir, nefes değişebilir. Kendisini tehdit altında hissedebilir.

Bu durumda insanın sağlıklı düşünmesi, yumuşak ve sakin cevap vermesi zorlaşabilir. Dolayısıyla bazı insanlar tartışmayı sürdüremeyip içe kapanarak veya ortamdan uzaklaşarak kendisini korumaya çalışır.

Buradaki önemli ayrım şu!..

‘’Senden kaçıyorum.’’ ile ‘’Şu anda çok gerildim, sakinleşmeye ihtiyacım var.‘’ İlki aradaki ilişkiyi çok ciddi yaralayabilir, ikincisi ise doğru uygulandığında ilişkiyi kurtarabilir.

Buradaki çözüm: Kaçmak değil, bilinçli mola vermek olmalıdır. Kişi tartışma esnasında kendisini kontrol etmekte zorlandığını fark ediyorsa, konuşmayı geçici olarak durdurabilir. Ama muhatabına bu durumu izah ederek belirsizliği veya cezalandırma hissini yok ederek yapmalı. Karşı tarafa böyle yapmakla şu mesajı net olarak vermiş olur: ‘’Benim sağlıklı düşünmek ve doğru açıklamalarda bulunmak için molaya ihtiyacım var. Ama yarım saat sonra iletişime kaldığımız yerden devam edeceğiz.’’ gibi bir açıklamayla muhatabından kaçmamış ve ona duvar örmediğini göstermiş olur.

Konunun en püf noktası tam da burada başlıyor.

Verilen mola bittikten sonra hiç bir şey olmamış gibi davranarak hayatınıza devam mı ediyorsunuz? Yoksa, suçlama yerine, gerçek duygu ve ihtiyaç ifade eden cümleler kurarak durumunuzu ifade mi ediyorsunuz. Unutulmamalıdır ki evlilikte bazen susmak gerekir. Fakat susmak ile duvar örmek aynı şey değildir.

Sağlıklı sessizlik, ilişkiye geri dönmek için verilen bir moladır. Duvar örmek ise, diğer kişiyi iletişimin dışında bırakarak yalnızlığa mahkum etmektir.

Evet değerli okuyucular, ‘’Mahşerin Dört Atlısının’’ sonuncusunu da ele almaya çalıştığım bu yazıda, sağlıklı evlilik iletişiminin temelinde yalnızca konuşmak değil, gerektiğinde durmayı, sakinleşmeyi ve yeniden birbirine dönmeyi bilmek vardır.