Hayatı Fark Edebilmek İçin: Durmak 

Hayat bize çoğu zaman hareket etmeyi öğretir. Daha hızlı olmayı, daha çok üretmeyi, daha çok konuşmayı, daha önde olmak için koşmayı… Sanki durduğumuz zaman geride kalacakmışız gibi bir telaşın içine sokar bizi. Oysa bazen insanın ihtiyacı olan şey hızlı gitmek değil, durmaktır. Çünkü durmak, hayatın dışında kalmak değildir. Hayatın farkına varabilmenin yollarından biridir. Düşünmek için,

VAHİT GÖZ 22 Eylül 2026 YAZARLAR

Hayat bize çoğu zaman hareket etmeyi öğretir. Daha hızlı olmayı, daha çok üretmeyi, daha çok konuşmayı, daha önde olmak için koşmayı… Sanki durduğumuz zaman geride kalacakmışız gibi bir telaşın içine sokar bizi.

Oysa bazen insanın ihtiyacı olan şey hızlı gitmek değil, durmaktır. Çünkü durmak, hayatın dışında kalmak değildir. Hayatın farkına varabilmenin yollarından biridir. Düşünmek için, anlamak için, görmek için, kazanmak için ve daha birçok nedenden ötürü bazen durmak gerekir. Hızlı tren yolculuklarında veya bir yerlere yetişmek için gidilen yeni bir yerde geçilen onca güzellikler, ilginçlikler ve ibret alınacak şeyler hiç fark edilmemiştir. Çoğumuzun başına şöyle örnekler gelmiştir diye düşünüyorum.

Eşimizi veya çocuğumuzu dinlerken onun sözünü bitirmesine fırsat vermeden ve neden bahsettiğini tam olarak anlamadan sözün arasına girmelerimiz… yada öfkelendiğimiz bir şeye ani tepkiler vermemiz gibi durumlarda durmak/beklemek/sabırlı davranmak gözardı edildiği için ne eşimizin söyleyeceği şeyleri doğru anlamak ne de öfkeli halimizle verdiğimiz kararların mantığı isabetli ve nezaketli olacaktır. İnsan bazen ancak durduğunda ne kadar yorulduğunu fark eder. Bazen sustuğunda kendi içindeki sesi duyar. Bazen bakmayı bıraktığında görmeye başlar.

Bazen beklediğinde karşısındaki insanı gerçekten dinlemeye başlar. Psikolojik açıdan da böyledir. Duygu ile davranış arasında küçük bir mesafe bırakabilmek, insanın kendisini yönetebilmesinin önemli bir göstergesidir. Öfkelendiğimiz anda durabilmek, cevap vermeden önce bekleyebilmek, okuduğumuz, duyduğumuz bir haberin peşinden hemen gitmemek… Bütün bunlar insanın adeta kendini frenleyebilme becerisidir.

Çünkü her hissettiğimiz şeyi yapmak zorunda değiliz. Özellikle dürtüsellik sorunu yaşayan kişilerde hissedilen, gelen düşünceler kişiyi harekete geçirmek için start verir. Bu durumda kişi gelen düşüncenin içeriğinden çok bunu yapmak zorunda olmadığına odaklamalı ve durmalıdır. Bu konuya felsefi açıdan da bakıldığında, insan bazen ancak durduğu zaman ‘’ Ben kimim?, nereden geliyorum?, Nereye gidiyorum? ‘’ diye sorabilir.

Sürekli koşan bir insanın yönünü sorgulamaya vakti olmayabilir. Oysa ki durmak, insana kendisine dışarıdan bakabilme imkanı verebilir. Bu konunun sosyolojik boyutunun da olduğunu düşünüyorum. Çağımızın en büyük sorunlarından biri belki de, hızın hayatın amacı haline gelmesidir. Etrafınızda sizlerinde fark ettiğini düşündüğüm ‘sürekli meşgul insanlar’ vardır.

Her zaman yoğundurlar. Ne ararlar, ne sosyalleşirler ne de yaşamanın anlamını tadamazlar. Bu tür insanlar sürekli bir şeylere yetişmek ve sürekli tüketmek zorunda hissederler kendilerini… Ancak insan, an da kalmayı, paylaşmayı, almayı, iletişim kurmayı becerebildiği oranda varlığının farkına varabilir. Bana göre durmanın bir de dini boyutunun olmasıdır.

Dünya zaten bir ‘bekleme ve hazırlanma ‘ yeri değil midir? İnsan bu dünya da her istediğine hemen kavuşmaz. Sabreder, imtihan olur, nefsini frenler. Böylece belki de kulluğun önemli derslerinden birini geçme fırsatı elde eder. Benim gibi inanan insanlar için dünya, bütün arzuların hemen gerçekleştiği yer değildir. Ebedi hayata giden yol, sabırdan, beklemekten ve bu yaşadıklarını anlamlandırabilmekten geçer diye düşünüyorum. Sonuç olarak durmak bir vazgeçiş değildir. Durmak, görmenin; beklemek, anlamanın; susmak, duymanın ve sabır da ebedi hayatı kazanmanın bir nedeni olabilir…

ÖNE ÇIKANLAR