Türkiye’de yürümekte olan çözüm süreci, bizlerin yıllardır özlemini duyduğu bir gelişmeyi ifade etmektedir ve bizler bütün gücümüzle bu süreci destekliyoruz
Öncelikle belirtmeliyim ki Türkiye’de yürümekte olan çözüm süreci, bizlerin yıllardır özlemini duyduğu bir gelişmeyi ifade etmektedir ve bizler bütün gücümüzle bu süreci destekliyoruz. İnsanların ölmediği, çatışmaların son bulduğu, toplumsal birlikteliğin ve barışın sağlandığı bir ortam herkesin yararınadır.
Uzun yıllar önce ömrünü tamamlamış olan şiddet sarmalının son bulmasına —gerekçesi ne olursa olsun— karşı çıkmak doğru değildir.
Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, Aleviliği yaşayanlar olarak bazı uyarılarımızı, çekincelerimizi, istek ve önerilerimizi de dile getirmek durumundayız.
Bu tavır asla barış karşıtlığı değildir; aksine toplumsal birliğin sağlanmasına yönelik en önemli katkılardan biridir.
Biliyoruz ki barış, ancak herkesin en asgari düzeyde katılımı, mutabakatı ve Alevilikteki deyimiyle “rızalığı” ile çok daha anlamlı hale gelir.
Söylediklerimiz, özü itibarıyla başka bir yöne çekilmeden değerlendirilmelidir.
Bu gerçeklikten yola çıkarak Alevi toplumsal ve kurumsal yapısı üzerine şunları dile getirmemiz şarttır:
Aleviliği yaşayan ve bunun toplumsal anlamda karşılık bulup devam etmesi için çaba harcayan bizler için mevcut Alevi örgütlenmelerinin yöneticileri —iyi niyetli olanları tenzih ederek belirtmek gerekir ki— yıllardır çeşitli ideolojik yapıların, örgütlerin ve partilerin kadroları gibi çalışmaktadır.
Bu kişiler Alevileri ve Aleviliği değil; kendi ideolojilerini, örgütlerini veya partilerini esas alarak onların çıkarlarını gözetmekte ve Alevi toplumuna bu doğrultuda şekil verme gayretindedir. Dolayısıyla iradesi ipotek altında olan ya da gönüllü olarak ideolojisini, etnik kimliğini, partisini ve bireysel çıkarlarını Alevi toplumsal değerlerinin önünde tutan kişilerden bir beklentimiz yoktur. Bu tür kimseler örgütlenmelerin içerisinde yer almakta ve en kritik makamları tutmaktadır.
Bu nedenle Alevilerin hayrına olacak bir gelişme yerine kendi bireysel ve örgütsel çıkar ile ideolojilerini esas almalarını yadırgamamak gerekir. Ne yazık ki mazlum ve naif Alevi toplumu bu gerçekliği henüz tüm açıklığıyla kavrayabilmiş değildir.
Ancak bazı durumlarda bu tablo öyle çıplak bir şekilde ortaya çıkıyor ki artık geriye dönüşü olmuyor. Aynı durum günümüzde yürütülen barış sürecinde bir kez daha belirginleşmiştir.
Alevi toplumunun aksine, kurumsal temsiliyet iddiasında olan yöneticilerin ekseriyeti Aleviler adına söz söylemek yerine, toplumsal barışı sağlamak üzere konumlanan iki gruptan birinin değirmenine su taşımaktan başka bir şey yapmamaktadır. İlginçtir ki Alevi kurumsal yapısında her iki ucun da temsilcileri bulunmaktadır. Ancak Alevi haklarının ve Alevi toplumsal gerçekliğinin bu barışa ve toplumsal mutabakata yansıması için ne yazık ki en ufak bir öneri, eleştiri veya katkı sunulmamaktadır. Bu durum Alevi toplumuna derinden bir huzursuzluk olarak yansımaktadır.
Baştan belirttiğim gibi, Aleviler var güçleriyle bu toplumsal barışı ve mutabakatı desteklemekte, bunun hayata geçmesi için ellerinden gelen katkıyı sunmaktadır.
Fakat buna rağmen Alevilerin en ufak bir önerisi, eleştirisi veya katkısı dikkate alınmamaktadır. Amiyane tabirle hiç kimse Alevileri muhatap alıp fikrini sormamaktadır. Bu durum Alevileri inciten son derece acı bir gerçekliktir. Alevi örgütlenmeleri, yukarıda izah edilen yapılara bağlı yönetici kadrolar nedeniyle bir şey yapamıyor ya da mevcut iki görüşün dışına çıkamıyor olabilir. Ancak toplumda “Alevilerin dikkate alınmadığı” algısı yaygındır ve bu durum Alevileri üzen, kıran ve küstüren bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Aleviler, özellikle Yavuz ve İdris-i Bitlisî ortaklığı temelinde şekillenecek bir mutabakata haklı olarak kaygıyla yaklaşmakta ve bu kaygıları ortadan kaldıracak bir niyetin bulunmadığını da net bir şekilde görmektedir.
Alevi örgütleri de ne yazık ki bu noktada gereken duyarlılığı göstermemekte; bu da Alevi toplumunun örgütlere kalan azıcık güvenini de tamamen yok etme noktasına getirmektedir.
Peki ne yapmak gerekir?
Alevilerin önerileri, katkıları, eleştirileri ve hassasiyetleri mutlaka göz önüne alınmalıdır.
Mevcut kurumsal yapıların Alevileri temsil iddiası zaten zayıf ve yetersizdir; çünkü bu kurumlar Alevi toplumunun çok küçük bir kesimini temsil etmektedir.
Alevi toplumunun derinliklerindeki hassasiyetleri görünür kılacak ve sürece dahil edecek kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır.
Böylece Aleviler, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da böylesine önemli bir mutabakata rızalıkla, çok daha güçlü bir destek sağlayabilirler.
Böylesine insani bir istek, dilek, katkı ve önerinin bile düşmanlıkla karşılanması son derece olumsuz bir durumdur. Bir toplumsal kesimin hassasiyetini dikkate almamak ve önemsememek, o kesimi dışlamak anlamına gelir.
Bu da sürecin kalıcılaşması ve tabana yayılması önündeki en büyük eksikliktir. Dilerim ki Alevilerin hassasiyetleri ve kaygıları gözetilerek uygun bir söylem ve eylem geliştirilir.
