Hz. Muhammed, peygamberliğinin yanı sıra, insanlık tarihinin en büyük devrimci ve reformcudur.
Hz. Muhammed, peygamberliğinin yanı sıra, insanlık tarihinin en büyük toplumsal dönüşümlerinden birine öncülük eden büyük bir devrimci ve reformcudur.
Çünkü yaklaşık 23 yıllık peygamberlik döneminde yalnızca bir inanç sistemi ortaya koymadı; aynı zamanda toplumun hukuk, ahlak, ekonomi, aile, savaş, kadın, kölelik, yoksulluk ve insan onuru konularındaki anlayışını köklü biçimde değiştirdi.
O’nun yaşadığı dönemin Arap toplumunda kabilecilik, kan davaları, sınıfsal ayrıcalıklar, kadınların mirastan mahrum bırakılması, kız çocuklarının diri diri gömülmesi, güçlü olanın hukuk karşısında avantajlı olması ve köleliğin yaygınlığı gibi ciddi toplumsal sorunlar bulunuyordu.
Hz. Muhammed’in getirdiği düzenlemeler bu anlayışların önemli bir bölümüne karşı çıktı:
– Kız çocuklarının öldürülmesine karşı çıktı. Kız çocuklarının değersiz görüldüğü bir toplumda onların insanlık onurunu ve yaşam hakkını savundu.
– Kadınlara miras hakkı tanıdı. Kadınların mirastan tamamen mahrum bırakıldığı bir ortamda onlara hukuken belirlenmiş miras payları verdi.
– Hukukun üstünlüğünü savundu. Soy, kabile, makam ve zenginliğin insanı hukuk karşısında ayrıcalıklı kılmasına karşı çıktı.
– Güçlünün değil, haklının yanında durdu. Mazlumun, yetimin, yoksulun ve toplumun korunmaya muhtaç kesimlerinin haklarını sürekli gündemde tuttu.
-Kabilecilik ve ırk üstünlüğüne karşı çıktı. İnsanların soyları, renkleri ve kabileleri üzerinden üstünlük kurmasını reddetti; üstünlüğün ölçüsünü ahlak ve takvaya bağladı.
– Kölelerin insan onurunu güçlendirdi. Köleliği bir anda tamamen ortadan kaldırmak yerine, köle azadını teşvik eden, kölelere iyi davranılmasını emreden ve köleliğin kaynaklarını sınırlayan birçok düzenleme getirdi. Köle azadı önemli bir ibadet ve kefaret yolu hâline geldi.
-Kan davalarını sona erdirmeye çalıştı. Kabileler arasındaki nesiller boyu süren intikam anlayışını kaldırarak hukuki adalet anlayışını öne çıkardı.
-Savaşın da bir hukuku olduğunu ortaya koydu. Savaş sırasında kadınların, çocukların ve savaşmayanların hedef alınmaması; gereksiz yıkım ve zulümden kaçınılması yönünde ilkeler ortaya koydu.
– Yoksulları ve yetimleri korudu. Yetimin malının korunması, fakirin gözetilmesi ve toplumdaki ekonomik dayanışmanın güçlendirilmesi üzerinde ısrarla durdu.
– Zekât ve sosyal yardımlaşmayı kurumsallaştırdı. Zekâtı yalnızca bireysel bir iyilik değil, toplumdaki ekonomik adalet ve dayanışmanın temel kurumlarından biri hâline getirdi.
– Faiz ve borç üzerinden yapılan sömürüye karşı çıktı. Özellikle borçlunun ezilmesine yol açan ribâ uygulamalarını yasakladı ve ekonomik ilişkilerde adaleti öne çıkardı.
– İşçinin emeğinin hakkını savundu. Emeğin karşılığının geciktirilmemesi gerektiğini vurgulayan, işveren ile çalışan arasındaki hakkaniyeti öne çıkaran bir anlayış getirdi.
– Devlet yöneticisini hesap verebilir hâle getirdi. Vefatından önce insanların karşısına çıkıp kendisinde hakkı bulunanların haklarını istemesini söylemesi, yöneticinin dahi toplum karşısında sorumluluk taşıdığını gösteren güçlü bir örnektir.
– Kendi ailesine bile ayrıcalık tanımadı. Soylu veya güçlü kişilerin suç işlediğinde hukuktan muaf tutulmasına karşı çıktı; kendi kızı Fatıma üzerinden verdiği örnekle hukuk karşısında ayrıcalık olmaması gerektiğini vurguladı.
-Farklı inançların birlikte yaşamasına hukuki zemin oluşturdu. Medine’de farklı toplulukların birlikte yaşamasını düzenleyen Medine Vesikası, farklı dini ve toplumsal grupların belirli hak ve sorumluluklarla bir arada yaşamasını öngören önemli bir siyasi-hukuki metindir.
-Bilgi ve eğitime büyük önem verdi. Bedir esirlerinden bazılarının Müslümanlara okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmaları, dönemin şartları içinde eğitimin ne kadar değerli görüldüğünü gösteren dikkat çekici örneklerden biridir.
-Hayvanlara merhameti emretti. Hayvanlara eziyet edilmesini, gereksiz yere öldürülmesini ve güçlerinin üzerinde yük taşımalarının önüne geçilmesini öğütledi.
-Doğaya karşı sorumluluk anlayışı geliştirdi. Ağaçların ve bitkilerin korunmasına, gereksiz yere çevrenin tahrip edilmemesine ve doğal kaynakların ölçülü kullanılmasına yönelik güçlü öğretiler bıraktı.
-Ticarette dürüstlüğü esas aldı. Ölçü ve tartıda hileyi, aldatmayı, stokçuluğu ve insanların ihtiyaçlarını fırsata çevirerek kazanç sağlamayı eleştirdi.
-Yetimin ve toplumun zayıflarının malını korudu. Güçsüz insanların ekonomik ve hukuki açıdan sömürülmesine karşı ciddi uyarılarda bulundu.
-İnsan hayatının dokunulmazlığını vurguladı. Bir insanın haksız yere öldürülmesini son derece ağır bir suç olarak gördü ve can güvenliğini temel değerlerden biri hâline getirdi.
-Affetmeyi ve intikam yerine adaleti öne çıkardı. Özellikle Mekke’nin fethinde, kendisine ve Müslümanlara yıllarca düşmanlık etmiş birçok kişiye genel af uygulaması, dönemin intikam kültürü açısından dikkat çekici bir tutumdu.
-İnsanları kabile ve sınıf sınırlarının ötesinde bir topluluk anlayışında birleştirdi. Arap, Arap olmayan, zengin, fakir, köle ve özgür gibi toplumsal ayrımların insanın değerini belirlememesi gerektiğini savundu.
Bütün bunlar yalnızca teorik söylemler olarak kalmadı. Hz. Muhammed, ortaya koyduğu ilkeleri kendi hayatında ve oluşturduğu toplum düzeninde uygulamaya çalıştı.
23 yıl gibi kısa bir zaman diliminde bir toplumun ahlakını, hukuk anlayışını, ekonomik ilişkilerini, kadınların statüsünü, yoksullara bakışını, savaş anlayışını ve farklı topluluklarla ilişkilerini yeniden şekillendirmeye çalıştı.
Elbette tarihsel açıdan bakıldığında, bu dönüşümün bütün sonuçlarının bir anda gerçekleştiğini veya sonraki Müslüman toplumların her zaman bu ilkeleri eksiksiz uyguladığını söylemek mümkün değildir. Ancak Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu temel ilkelerin, kendi döneminin birçok yerleşik uygulamasına ciddi biçimde meydan okuduğu açıktır.
Belki de asıl dikkat çekici olan şudur:
Bir insan, 23 yıl gibi kısa bir sürede yalnızca kendisine inanan insanların hayatını değil, kendisinden sonra yüzyıllarca etkisini sürdürecek bir hukuk, ahlak ve toplum anlayışını şekillendirebilir mi?
Hz. Muhammed’in bıraktığı miras, bunun tarihteki en güçlü örneklerinden biridir.
Bir peygamber olarak Hz. Muhammed, milyonlarca insanın inancının merkezindedir. Bir toplumsal önder olarak ise, yaşadığı çağın birçok yerleşik düzenine karşı çıkarak büyük bir dönüşümün öncüsü olmuştur.
