Alevilikte Kurban ritüeli ve kültürel yozlaşma

Bugün Alevi toplumunun önemli bir kısmı derin bir inanç ve kimlik boşluğu yaşamaktadır.

REMZİ KAPTAN 30 Mayıs 2026 YAZARLAR
Bu boşluk nedeniyle geçmişiyle bağ kuramayan bireyler, ne yazık ki yüz çevirdikleri ya da hakkıyla yaşayamadıkları köklü geleneklerinin yerine yeni ve tutarlı bir değer de koyamamaktadır.
Sonuçta ortaya; söyledikleri ile yaptıkları çelişen, neyi savunduğunu kendisi de bilmeyen, kimliksel bir kafa karışıklığı yaşayan profiller çıkmaktadır.
Kurban Bayramı vesilesiyle bu çarpıklığı hayatın her alanında net bir şekilde görmek mümkündür.
Öyle bir yanılsama ve bilgi eksikliği yaşanmaktadır ki, tarihsel Alevilik gerçekliğiyle tamamen tezat oluşturan iddialar ortaya atılmaktadır.
Nitekim bunun en bariz örneği, bazı kesimlerin “Aleviler kurban kesmez, Aleviler cana kıymaz” şeklindeki asılsız söylemleridir.
Oysa Alevi inanç ve kültür dünyası, kurban ve adak ritüellerinin en yoğun, en yaygın yaşandığı inançlardan biridir.
Bundan kırk-elli yıl öncesine kadar Alevi toplumunun büyük çoğunluğu kırsalda yaşıyor; geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlıyordu. Hem ekonomik yaşamın doğası hem de inancın bir parçası olarak adak ve kurban ritüellerinin bu denli merkezde olduğu bir toplumda, “Aleviler cana kıymaz” diyerek kurbanı bütünüyle reddetmek tarihi tersyüz etmektir.
Bugün Anadolu’nun dört bir yanındaki Alevi ziyaretgahlarında, ocaklarında ve cemevlerinde hâlâ adaklar adanıp kurbanlar kesilmiyor mu? Hakk’a yürüme (cenaze) erkanlarından cemlere, adaklardan rıza lokmalarına kadar inancın her aşamasında var olan bu gerçeği görmezden gelmek, ancak derin bir körlükle açıklanabilir.
Bu iddiaları ortaya atanlar adeta başka bir boyutta, gerçeklikten kopuk yaşamaktadır. Ortada bu kadar bariz bir kültürel ve inançsal gerçeklik varken, üretilen bu argümanlar bir doğrudan yola çıkıp dokuz hezeyan üretmekten başka bir şey değildir.
Gerçek şudur: Alevilikte kurban vardır ve Aleviler kurban keserler. Kişisel olarak bu ritüeli doğru bulup bulmamak ya da modern dünyanın argümanlarıyla reddetmek, yüzyılların inanç gerçekliğini ve tarihsel hakikatini asla değiştiremez.