Günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketenlerde mide kanseri riskinin, tüketmeyenlere göre 2,45 kat daha yüksek olduğu görüldü.
ABD’de yapılan yeni bir araştırma, şekerle tatlandırılmış içeceklerin tüketimi ile mide kanseri riski arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketenlerde mide kanseri riski, bu tür içecekleri tüketmeyenlere kıyasla 2,45 kat daha yüksek bulundu.
Araştırma, Massachusetts General Hospital ve Harvard Medical School’dan bilim insanları tarafından gerçekleştirildi. Bulgular, Gastro Hep Advances dergisinde ön yayın olarak yayımlandı.
Araştırmacılar, ABD’de uzun yıllardır devam eden Nurses’ Health Study ve Health Professionals Follow-up Study kapsamında toplanan verileri değerlendirdi.
Nihai analize 112 bin 284 kişi dahil edildi. Katılımcıların 68 bin 311’i kadın, 42 bin 973’ü erkekti. Yıllar süren takipte toplam 278 kişiye mide kanseri tanısı konuldu.
Katılımcılardan gazlı içecekler ve spor içecekleri gibi şekerli ürünlerin yanı sıra yapay tatlandırıcı içeren düşük kalorili içecek tüketimleri hakkında düzenli olarak bilgi alındı.
Araştırmada, günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketen kişilerin mide kanseri riskinin daha yüksek olduğu görüldü.
Cinsiyetler arasında da fark gözlendi. Günde en az bir şekerli içecek tüketen kadınlarda risk yaklaşık üç kat, erkeklerde ise yaklaşık iki kat daha yüksek bulundu.
Bir porsiyon içecek araştırmada yaklaşık 240 mililitre olarak kabul edildi.
Buna karşılık araştırmacılar, yapay tatlandırıcı içeren düşük kalorili içeceklerin tüketimi ile mide kanseri arasında anlamlı bir risk artışına ilişkin kanıt bulamadı.
Araştırmacılar ayrıca daha küçük bir katılımcı grubunda şekerli ve yapay tatlandırıcılı içeceklerin bağırsak kanseriyle olası ilişkisini de inceledi.
Bu analizde, her iki içecek grubunun tüketimiyle bağırsak kanseri riskinde artış olduğuna dair bir bulguya rastlanmadı.
Bilim insanları, şekerli içeceklerin mide kanseriyle olası bağlantısının mekanizmasını henüz kesin olarak açıklayamıyor.
Araştırmacılar; kilo artışı, insülin direnci, steroid hormonlarındaki dengesizlikler, iltihaplanma ve DNA hasarı gibi süreçlerin olası mekanizmalarda rol oynayabileceğini değerlendiriyor.
Ancak bu mekanizmaların doğrulanması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.
Araştırmacılar, çalışmanın gözlemsel bir araştırma olduğunu özellikle belirtiyor. Bu nedenle sonuçlar şekerli içecek tüketiminin doğrudan mide kanserine neden olduğunu kanıtlamıyor; yalnızca iki durum arasında istatistiksel bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.
Ayrıca tüketim bilgileri büyük ölçüde katılımcıların kendi beyanlarına dayanıyor. Araştırmada Helicobacter pylori enfeksiyonlarına ilişkin bilgilerin de sınırlı olması ve bazı katılımcıların sağlık geçmişi ile aile öykülerinin tam olarak bilinmemesi çalışmanın diğer kısıtlamaları arasında yer alıyor.
Araştırmacılara göre, elde edilen bulguların farklı toplumlarda ve daha geniş çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.
