İnsan ve terbiye: Hakiki Kemâle giden yol

İnsan, varlık âleminin merkezinde yer alan en mühim mevzudur. Onsuz ne bir felsefe kurulabilir ne de ilim adına sağlam bir söz söylenebilir.

ÇELEBİ EFENDİ 27 Nisan 2026 YAZARLAR

Zira eşya ve hâdiseler, ancak insanla olan münasebetleri ölçüsünde kıymet kazanır. Bu itibarla bütün ilimler, onun etrafında toplanır; kimi bedenini, kimi ruhunu, kimi de akıl ve idrakini ele alarak onu anlamaya çalışır.

Ne var ki insan, zannedildiği gibi hazır ve mükemmel bir varlık hâlinde dünyaya gelmez. Bilakis o, diğer canlıların aksine, hayatın zarurî kanunlarına yabancı, içgüdüler bakımından eksik bir şekilde sahneye çıkar. Onu yüceltecek olan akıl, irade, his ve iç müşahede gibi cevherler ise, başlangıçta yalnızca birer istidat hâlindedir. Bu istidatların inkişafı ise talim ve terbiye ile mümkündür.

İnsan, kendi hâline bırakıldığı takdirde, sahip olduğu yüksek potansiyellere rağmen en aşağı seviyelere düşebilir. Çünkü onda hem yükselmeye hem de alçalmaya müsait bir yapı mevcuttur. Onu gerçek insanlık mertebesine çıkaracak olan şey, terbiyedir. Terbiye, insanın hayvanî temayüllerini dizginlerken, ruhunda saklı bulunan iyilik ve güzellik tohumlarını yeşertir.

Şu da bir hakikattir ki insan, diğer mahlûklar gibi hazır savunma ve yaşama araçlarıyla donatılmamıştır. Aslan pençesiyle, kuş kanadıyla gelirken; insan, bütün bunları aklıyla üretmek zorundadır. Bu hâliyle o, hem kendini inşa eden hem de içinde yaşadığı dünyayı şekillendiren bir varlıktır. Geçmişten aldığı mirası geleceğe taşır, yalnız bugünü değil yarını da düşünerek yaşar.

İnsanı insan yapan en mühim hususlardan biri akıldır. Ancak bu akıl, doğuştan kemale ermiş değildir. Onun inkişafı, eğitim ve tefekkürle mümkündür. Akıl, vicdanla birleştiğinde insanı hakikate götüren bir rehber hâline gelir. Bunun yanında insanın hürriyeti de onun ayrılmaz bir vasfıdır. Kendi fiillerini seçebilme kudreti, onu mesul kılar ve ahlâkın temelini teşkil eder.

Netice itibarıyla insan, kendi kendine tamamlanan bir varlık değildir. O, terbiye ile olgunlaşır, eğitimle kemale erer. Bir neslin diğer nesli yetiştirmesi, insanlık tarihinin en büyük vazifelerinden biri olmuştur. Şayet bu vazife ihmal edilirse, insanlığın yozlaşması kaçınılmaz hâle gelir.

Bu sebeple denilebilir ki: İnsanı insan yapan şey, sahip olduğu kabiliyetler değil; o kabiliyetlerin doğru bir terbiye ile işlenmesidir. Aksi takdirde, en yüce istidatlarla donatılmış olan insan dahi, en aşağı mertebelere düşmekten kurtulamayacaktır.