Öncelikle bu konu, evli çiftler açısından oldukça değerli bir yazı dizisi olacak şekilde planlandı
John Gottmann’ın ‘’Mahşerin Dört Atlısı’’ modeli, uzun yıllar süren bilimsel araştırmalara dayanır ve boşanmayı en güçlü bir şekilde öngören dört iletişim biçimini açıklar.
Evlilik, sevgi kadar emek, iletişim ve karşılıklı anlayış üzerine kurulu bir yol arkadaşlığıdır. Ancak, günümüzde hızlı yaşam temposu, artan stres, ekonomik kaygılar, sosyal medyanın yanlış ve abartılı kullanımı ve birbirine ayrılan kaliteli zamanın azalması, evlilik ilişkilerini oldukça zora sokmuştur.
Aslında birçok çift, çözebilecekleri problemlerini zamanında fark edemedikleri için
ilişkilerindeki uçurum git gide derinleşmiştir.
İlk atlı eleştiridir.
Eleştiri, çoğu zaman basit bir şikayet gibi görünse de aslında kişinin davranışını değil, karakterini, kişiliğini hedef alan yıkıcı bir iletişim biçimidir. Yani eleştiri, kişiliği hedef alırken şikayet ise belirli bir davranışı konu alır.
Örneğin, ‘’ bugün sofrayı toplarken bana yardımcı olmanı beklerdim.’’ ifadesi belirli bir davranışa yönelik bir şikayettir. Buna karşılık, ‘’sen zaten çok bencil bir insansın. Hiçbir zaman yardım etmiyorsun.’’ cümlesi ise elin kişiliğini hedef alan bir eleştiridir. İlk ifade (şikayet) çözüm ararken ikinci ifade (eleştiri) savunmayı ve kırgınlığı, uzaklaşmayı tetikler. Eleştiri günlük hayatta çoğu zaman şu cümlelerle karşımıza çıkar: ‘’Sen zaten hep böylesin.’’, ‘’Hiç değişmeyeceksin.’’, ‘’Her şeyi mahvediyorsun.’’ Bu ifadeler tek bir davranışı değil, kişinin bütün bir kimliğini olumsuz bir etiketle tanımlar. Sürekli bu tür mesajlara maruz kalan bir eş de nasıl bir düşünce gelişir? Zamanla kendini anlaşılmamış, değersiz ve yetersiz hissetme.
Bu durumun ilginç olan kısmı, eleştirinin çoğu, kötü bir niyetten değil, duyulma ve anlaşılma ihtiyacından ortaya çıkmasındandır. Kırgınlığını, üzüntüsünü doğru ifade edemeyen kişi, duygusunu saldıraya dönüştürerek eleştiride bulunur. Fakat bu yöntem sorunu çözmek yerine farklı bir boyuta taşır. Çünkü eleştirilen kişi genellikle kendini savunmaya geçer ve iletişim bir çözüm aracı olmaktan çıkarak haklılık mücadelesine döner.
Peki bu döngüden nasıl kurtulabiliriz?
Burada önemli bir ayrıntıyı kaçırmamak gerekir. O da kişinin beğenmediğiniz davranışı ile kişiliğini karıştırmamak gerekir. Eşinizin karakterini yargılamak yerine sizi rahatsız eden davranışını ifade edin. ‘’sen sorumsuzsun’’ demek yerine, ‘’ kiranın zamanında ödenmemesi beni kaygılandırdı.’’ demek çok daha yapıcı olacaktır. Bu tür yaklaşımlarda rekabet yerini sakin ve doğru iletişime bırakır.
Bunun yanında ‘’sen…’’ dili yerine, ‘’ben …’’ dili kullanmak iletişimi yumuşatır. ‘’Sen beni hiç önemsemiyorsun.’’ yerine ‘’Birlikte konuşamadığımız zaman kendimi yalnız hissediyorum.’’
demek, karşı tarafın savunmaya geçmesini azaltır ve onur kırıcı olmaz. Bir de bu konunun şöyle bir boyutu daha var ki, o da sürekli eksik görme, açık arama özelliğini bırakmak. Çünkü sürekli eksikleri dile getirmek zamanla güven ve yakınlık hissini kaybettirebilir.
Evet sonuç olarak eleştiri, çoğu zaman fark edilmeden başlayan; ancak zamanında önlem alınmazsa ilişkinin temelini sarsabilen bir iletişim alışkanlığa dönüşmesidir. Oysa eleştirinin yerine anlayışı, suçlamanın yerine duyguları ifade etmeyi ve yargılamanın yerine işbirliğini, empatiyi koyabilen çiftler, sorunlarını daha sağlıklı bir şekilde çözebilirler. Unutulmamalıdır ki, mutlu evlilikler, hiç sorun yaşamayan değil, sorunlarını karşılıklı birbirini incitmeden konuşmayı öğrenmiş çiftlerin evlilikleridir
