Almanya Başbakanı Friedrich Merz neden kamuoyunda destek bulamıyor? Uzmanlar memnuniyetsizliğin nedenlerini analiz ederken, Merz'in nasıl bir çıkış yolu bulabileceğini de değerlendiriyor.
Almanya’da yapılan son anketler, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in halk arasındaki beğeni oranlarının düştüğünü gösteriyor. Kamuoyu araştırma kuruluşu Infratest dimap’ın seçim araştırmacısı Stefan Merz, son verileri “Rakamlar dramatik. Bunu başka türlü söylemek mümkün değil” sözleriyle yorumluyor.
Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri, önceki dönem hükümeti oluşturan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) koalisyonunun son döneminde selefi Olaf Scholz’un ulaştığı en düşük değerlerin de altına geriladi. Son anketlerde Almanya’da yalnızca yaklaşık her altı kişiden biri, Merz’in hükümet performansından memnun olduğunu belirtiyor. Almanya’da daha önce görevdeki hiçbir hükümet başkanı, bireysel anketlerde Friedrich Merz kadar kötü sonuçlar almadı.
DW’ye konuşan Infratest dimap’ın seçimlerden sorumlu kıdemli direktörü Stefan Merz, düşüşün önceki başbakanlara kıyasla çok daha hızlı gerçekleştiğini söylüyor. Eski Başbakan Angela Merkel’in uzun yıllar “başka bir ligde oynadığını” belirten Stefan Merz’e göre Friedrich Merz, Merkel gibi “geniş kitleleri peşinden sürükleyen” bir siyasetçi değil.
Ancak kamuoyu araştırmacısı Stefan Merz, Almanya Başbakanı’nın muhtemelen yüzde 60 ya da 70 düzeyinde onay oranlarına ulaşma gibi bir beklentisi bulunmadığına da dikkat çekiyor. Ona göre Başbakan Merz’in hedefi “uzlaşmacı bir başbakan” değil, “reformist başbakan” olmak.
Stefan Merz, isim benzerliğine rağmen Friedrich Merz ile herhangi bir akrabalık ilişkisi bulunmadığını da özellikle vurguluyor.
Almanya’nın büyük kamuoyu araştırma kuruluşlarından biri olan Infratest dimap, doğrudan popülerlik oranlarını ölçmüyor. Kuruluş, “… kişinin siyasi çalışmalarından ne kadar memnunsunuz?” sorusunu yöneltiyor.
Seçim araştırmacısı Stefan Merz’e göre, Mayıs 2025’te göreve başlayan Başbakan Merz, ilk anketlerde de “oldukça zayıf” bir performans sergiliyordu. Koalisyon hükümetinin iki-üç aylık bir yükselişin ardından Birlik partilerinin (CDU/CSU) hükümet ortağı SPD’nin Federal Anayasa Mahkemesi adayını engellemesiyle başlayan tartışma ve koalisyon içindeki sonu gelmeyen anlaşmazlıklar, siyasi gündeme damga vuruyor.
Kamuoyu araştırmaları uzmanı Stefan Merz, göç politikası, emeklilik reformu tartışması ve Başbakan ile Çalışma Bakanı Bärbel Bas (SPD) arasındaki sert anlaşmazlıkları örnek gösteriyor. Ancak asıl sorunun kişisel olmadığını vurguluyor:
“Burada öncelikli mesele Merz’in kendisi değil. Sorun federal hükümetin genel görüntüsü.”
Başbakan yeterince profesyonel değil mi?
Tübingen Üniversitesi’nden Olaf Kramer ise Başbakan’ı çok daha eleştirel değerlendiriyor. Kramer, Merz’in geçmişte “çok iyi bir konuşmacı” olarak algılandığını ve güçlü argümanlar geliştirebildiğini söylüyor.
Ancak retorik profesörü DW’ye yaptığı değerlendirmede, zaman zaman ortaya çıkan “belirli bir profesyonellik eksikliğine” dikkat çekiyor. Kramer’e göre CDU’lu siyasetçi, başbakan olarak yaptığı açıklamaların artık çok daha farklı bir ağırlığa ve sonuçlara sahip olduğunu her zaman yeterince hesaba katmıyor.
Kramer, Başbakan’ın “şehir görünümü” açıklamasını buna örnek gösteriyor. Merz, Ekim 2025’te Berlin’deki bir basın toplantısında, Almanya’daki sınır dışılar ve göç konusunu, “şehir görünümündeki sorunlarla” ilişkilendirmişti.
Yoğun eleştiriler sonrasında ise sözlerini açıklama ve düzeltme gereği duymuştu. Merz, oturma izni ve düzenli bir işi bulunmayan, Almanya’daki kurallara uymayan göçmenleri kastettiğini açıklamıştı. Merz, bu kişilerin tren istasyonlarında, metro duraklarında, parklarda veya bazı mahallelerde günlük olumsuz görüntüyü belirlediğini savunmuştu.
Kramer bu yaklaşımı “bulanık suda balık avlamaya benzer bir yöntem” olarak değerlendiriyor. İletişim uzmanına göre söz konusu açıklama, tam olarak neyin kastedildiğini ortaya koymuyor ve bu belirsizlik, aşırı sağ partilerin kullandığı çağrışımlara alan açıyor.
Kramer, Merz’in çevresindeki danışman kadroya da eleştiri yöneltiyor ve ekliyor:
“Böyle bir iletişim tarzı, profesyonel şekilde yönetilen bir başbakanlıkta yaşanmamalı.”
“Şehir görünümü” açıklaması, Başbakan’ın eleştiri alan tek sözü değil. Muhalefet lideri olduğu dönemde göçmen kökenli ailelerin çocuklarını “küçük paşalar” olarak nitelendirmesi ve Ukraynalı mülteciler hakkında “sosyal turizm” ifadesini kullanması da tepki çekmişti. Bu söylemler, sağ popülist ve aşırı sağ çevrelerin kullandığı dile yakın olarak değerlendiriliyor.
Başbakan olarak görev yaptığı dönemde de bazı açıklamaları nedeniyle kimi zaman Brezilya Devlet Başkanı Lula de Silva’da kimi zaman da ABD Başkanı Donald Trump’ta rahatsızlığa neden oldu.
Merz rüzgârı tersine çevirebilir mi?
Başbakan Merz’e yönelik halkın yaklaşımında bir değişiklik olabilir mi? Araştırmacı Stefan Merz, kamuoyundaki havanın oldukça kuşkucu olduğunu söylüyor. Ancak bir değişimin mümkün olabileceğini de düşünüyor ve 1998-2005 yılları arasında görev yapan Gerhard Schröder örneğini veriyor.
Sosyal Demokrat Schröder, 2002 yılında yaklaşık yüzde 60’lık memnuniyet oranlarıyla yeniden seçildi. Ancak kısa süre sonra bu oran yüzde 25’e kadar düştü. Görev süresinin sonunda ise yeniden yüzde 50 seviyesine ulaştı.
Angela Merkel döneminde de benzer iniş çıkışlar yaşandığını hatırlatan Stefan Merz, şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Yasama dönemi daha uzun süre devam edecek. Hâlâ hareket alanı var.”
Ancak bunun için Başbakan Merz liderliğindeki hükümetin daha etkili ve daha az tartışma ile faaliyetlerini yürütmesi gerektiğini vurguluyor:
“İnsanlara işlerin doğru yönde ilerlediği duygusunu vermesi gerekiyor.”
Söylemlerle eylemler çelişirse…
Retorik uzmanı Kramer ise daha eleştirel bir değerlendirme yapıyor. Ona göre, Merz’de “güçlü duyuru retoriği” öne çıkıyor. Büyük siyasi adımlar ilan ediliyor ancak bunları aynı ölçüde güçlü siyasi uygulamalar izlemiyor.
Kramer, vatandaşların söz ile icraat arasındaki bu farkı gördüğünü belirtiyor ve ekliyor:
“Söylemlerle eylemler arasındaki bu çelişki, bir konuşmacıya duyulan güvene kalıcı biçimde zarar verebilir.”
Bu durum yalnızca Merz için değil, hükümetteki bakanlar için de geçerli. Özellikle koalisyonun emeklilik reformu konusunda hazırlanan önerileri hızla hayata geçirmek istemesi, hükümetin önündeki en önemli sınamalardan biri olarak değerlendiriliyor.
Başbakanın “uzlaştırıcı bir dil” kullanması gerekiyor
Kramer, son olarak başka bir değişime daha ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor.
“Bir kişi başbakan olduğunda artık yalnızca kendi partisinin temsilcisi değil, tüm Almanların başbakanı olur” diyor.
Kramer’e göre, Merz’in bu rol değişimini gerçekleştirmesi gerekiyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Bu nedenle bir başbakanın uzlaştırıcı bir retoriğe sahip olması, toplum içinde köprüler kurabilmesi gerekir.”
