Avrupa Birliği’nin sanayiyi güçlendirmek ve milyarlarca euroluk kamu kaynağını Avrupa üretimine yönlendirmek için hazırladığı yeni düzenleme, Almanya ile Fransa arasında görüş ayrılığına yol açtı. Paris “Made in Europe” diyerek desteğin ağırlıklı olarak AB içinde üretilen ürünlere verilmesini isterken, Berlin “Made with Europe” modeliyle ticaret ortaklarının da sisteme dahil edilmesini savunuyor. Tartışmanın sonucu Türkiye açısından da önem taşıyor.
Avrupa Birliği’nde sanayi politikalarının geleceğini yakından ilgilendiren “Made in Europe” tartışması büyüyor.
Avrupa Komisyonu tarafından mart ayında sunulan Industrial Accelerator Act (IAA), kamu ihaleleri ve kamu destekleri yoluyla Avrupa’da üretilen düşük karbonlu ve stratejik ürünlere olan talebi artırmayı hedefliyor.
Düzenleme; çelik, çimento ve alüminyumdan otomotiv ve batarya sektörüne, güneş ve rüzgâr enerjisi teknolojilerinden ısı pompalarına kadar birçok önemli sektörü ilgilendiriyor.
FRANSA: AVRUPA’NIN PARASI AVRUPA’DA KALMALI
Fransa, kamu kaynaklarının mümkün olduğunca AB’nin 27 üye ülkesinde gerçekleştirilen üretime yönlendirilmesini savunuyor.
Paris yönetiminin yaklaşımında, Avrupa’da üretimin güçlendirilmesi ve AB dışındaki üreticilere olan bağımlılığın azaltılması öne çıkıyor.
Ancak Almanya daha geniş kapsamlı bir sistemden yana.
ALMANYA “MADE WİTH EUROPE” DİYOR
Berlin’in savunduğu “Made with Europe” yaklaşımı, AB dışındaki bazı ticaret ortaklarının da sistemin dışında bırakılmamasını öngörüyor.
Almanya; AB ile serbest ticaret anlaşması veya gümrük birliği bulunan ülkelerin yanı sıra karşılıklı olarak kamu ihalelerine erişim sağlayan bazı ülkelerin de belirli şartlarla sisteme dahil edilebilmesini istiyor.
Berlin’in yaklaşımının arkasında Avrupa sanayisinin küresel tedarik zincirleriyle güçlü bağlarının bulunması yatıyor. Ayrıca Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu bazı kritik ürün ve bileşenlerin tamamı henüz AB içerisinde yeterli miktarda üretilemiyor.
İSPANYA’DAN ORTA YOL ÖNERİSİ
İspanya ise Almanya ile Fransa arasındaki görüş ayrılığını gidermek için üç kademeli bir sistem üzerinde duruyor.
Buna göre ilk grupta AB’nin 27 üyesi yer alırken, ikinci grupta Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri ve karşılıklı erişim sağlayan güvenilir ortaklar bulunabilecek.
Üçüncü grupta ise AB ile serbest ticaret anlaşması veya gümrük birliği bulunan ülkelerin belirli koşullar altında sisteme dahil edilmesi gündemde.
GÖZLER TÜRKİYE’DE
Tartışmanın Türkiye açısından en dikkat çekici noktalarından biri de gümrük birliği konusu.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1996’dan bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği bulunuyor. Avrupa Komisyonu’nun teklifinde de belirli şartlarda AB ile serbest ticaret alanı veya gümrük birliği bulunan ortaklardan gelen içeriğin dikkate alınabilmesine yönelik hükümler bulunuyor.
Özellikle Almanya’nın savunduğu daha geniş kapsamlı modelin müzakerelerde nasıl şekilleneceği, Türkiye’de üretim yapan şirketler açısından da önem taşıyabilir.
Ancak düzenleme henüz kesinleşmiş değil. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki süreç devam ediyor. Bu nedenle Türkiye’de üretilen hangi ürünlerin hangi şartlarla yeni sistem kapsamına girebileceği de nihai düzenlemenin ardından netlik kazanacak.
AB SANAYİNİN PAYINI BÜYÜTMEK İSTİYOR
Avrupa Birliği’nin amacı yalnızca kamu ihalelerinde yeni kriterler oluşturmak değil.
Avrupa Komisyonu, 2024 yılında AB ekonomisinin yüzde 14,3’ünü oluşturan imalat sanayisinin payını 2035 yılına kadar en az yüzde 20’ye çıkarmayı hedefliyor.
Bu nedenle “Made in Europe” tartışması yalnızca Almanya ile Fransa arasındaki bir görüş ayrılığı olarak görülmüyor. Alınacak kararlar, önümüzdeki yıllarda milyarlarca euroluk kamu yatırımı ve teşvikin hangi üreticilere ve hangi ülkelere yöneleceği açısından önem taşıyor.
Almanya’nın daha açık “Made with Europe” modeli ile Fransa’nın AB içi üretime öncelik veren yaklaşımı arasındaki müzakerelerin sonucu, Avrupa sanayisinin geleceğinin yanı sıra Türkiye gibi AB ile yakın ticari ilişkileri bulunan ülkeleri de yakından ilgilendirecek.
