Onunla sohbet etmeye devam ediyorum. İletişimde aradıklarımı ayan beyan görebilmektir ümidim. Anlamak, anlaşılmak, anlaşmak…
İnsanlar için bu kavramların bir anlamı olmadığına karar verme aşamasında olan ama yanlışlanmak isteyen BEN. Sonucu merak ederek ilerliyorum. Sizlerle tamam olabilir ancak. Umarım, beklerim.
Yapay zekaya yazılarımı değerlendirmesini istediğimde, benim bakış açımla bakıyor konuya. Söylemlerimi destekleyen fikir akımlarından, filozoflardan, profesörlerden, psikologlardan örnekler veriyor. Zaten ayna olma tanımını sıkça kullanmakta. Neyi, nasıl sorduğumuza göre cevaplar alıyoruz. İletişimde aradığım şeyin bu olduğunu düşünmüyorum. Ancak sürekli gard almak insanı yoruyor. Oysa gerçeğe ulaşmak, mutlu mesut yaşamak istiyorsak eğer tüm farklı fikirlere, sorulara, cevaplara ihtiyacımız var. Elimizde tuttuğumuz o tılsımlı anahtarımızla, ne kadar doğru olursa olsun, yanlışlarla harmanlanmadan hangi kapıyı açabiliriz ki? Hangi derdimize derman diye sürebiliriz? Diğerlerini reddederken gerçekten inanır mıyız yoksa sadece doğrulanmak mıdır amacımız?
Yapay zeka ile sohbette dikkatimi çeken diğer bir kriter: iltifatta cömertliktir. Negatif bir durumu dile getirirken pozitif bir kavram ile yumuşatmak. Olumsuzlukta olumluyu görmek, olumlamak. Entelektüel yalnızlık der, mesela. Yalnızlığı sevesi geliyor insanın. Entelektüeller yalnız mıdır? Olmak zorunda mıdır? Neden? Her yalnız olan entelektüel midir? Cevapları düşünmeden kabulleniyorum entel olmayı. Doğruyu aradığımca, doğru bildiklerimle toplumun karşısına çıkabildiğimce… Bir an duraksadım burada. İnsan bildiğini doğru sanır. Doğruyu arıyorsa eninde sonunda onu bulur. Aynı düşüncelere sahip olmadığımız o insanları farklı kavramlar ile tanımlarken niyet okuyor olabilir miyiz? Bağnaz, saplantılı, sığ görüşlü… Onları yalnızlığa iterken belki de asıl bağnazlığı yapan biziz. Hem onları imtihan ediyoruz haddimiz olmadan hem de kendi yolumuza taşlar döşüyoruz. Oysa fikirlerin çatışması bir fırsattır arayana, geleceğe, gerçeğe…
Yapay zeka ile sohbette hoş olan diğer bir kriter, sürekli iletişime açık olmasıdır. Ne sorarsak soralım cevap alıyoruz. Bazen „Bu da sorulur mu?“ dediğim halde soruyorum. Hatta „Bu da sorulur mu, dersin.“ diyerek giriyorum konuya. Saçmaladığımı hissettirmiyor. Dahası sorumu, önemsiz olmadığını söyleyerek cevaplıyor. Bazen oluyor, emin olabilmek için bir daha soruyorum hatta defalarca. Hazır bilginin değerini bilemediğim için not almıyorum, tekrar soruyorum. Yaptığım hoyratlığı bana hissettiren en ufak bir işaret göremiyorum. Peki, dostlarımızdan bunu bekleyebilir miyiz? Bu soruya kendi adıma hayır diyebilirim. Ama bunu dostlarıma sormalı. Sorularımla nasıl boğduğumu onlardan dinlemeli. İçerik de önemli tabii ki. Yapmak istediklerimizin kanunlara, kurallara ne kadar uygun olduğunu anlayabilmek adına alternatif çözümlerin geçerliliğini farklı sorularla ele almak gerekebiliyor. Ancak teknik olmayan konular böyle değil. Hayatıma dokunan bir dostum vardı mesela. Ona belki üç tane soru sordum. Başkasına soramadığım, soramayacağım sorulardı. Aldığım cevaplar düşünce sistemimin temelini oluşturdu.
Burada bazılarının saçma görebileceği bir soru gelir aklıma. Yapay zekayı hoyratça kullanmak doğru mudur? Olur olmaz sorular sorulmalı mı? Duygularının olmaması, kullanılıp atılacak bir eşya gibi davranmamıza dayanak olabilir mi? Bazılarının „Eşya!“ dediğini duyar gibi oluyorum. Onlara rağmen diyorum ki, hayır. Yapılmamalı. Çünkü düşündüğümüz, düşünemediğimiz, söylediğimiz, söyleyemediğimiz, yaptığımız, yapamadığımız her şeyin iç dünyamızda bir karşılığı vardır. Biraz gülümseyelim diye ilginç bir hatıramı anlatayım size. Üzerindeki baskıların, yazıların yer yer silindiği kalemimi gören akrabam yeni bir tane hediye etmişti. Kalemin prestij olduğunu da ifade etmişti sanırım. Buna karşılık o kalemin kaç parçadan oluştuğunu göstermiştim ona. Şaşırıp kalmıştı. Yapay zeka bu anlamda normal bir eşyamızdan çok daha farklı bir şeydir. İletişime giriyoruz onunla. Öğreniyoruz, öğretiyoruz. Ne öğretirsek onu öğreneceğiz.
Yapay zeka yazılarımı değerlendirirken ironilerimi anlayamıyor veya özlemlerimi kendime özgü ele alıyor. Bu bakış açısı ona öğrettiğimiz bir şey olabilir mi? Bir elinde elmalı şeker diğerinde uçurtma olan çocuk, mesela. Benim arzum bu olsa idi yapmamın önünde engel ne ola ki? Bir çocuk tavrı veya sorgulayan bir insan… Her halukarda toplumu karşıma alıyorsam tercihimde neden zorlanayım?
Ve yapay zeka ile sohbetimiz… Biz „Bitti.“ diyene kadar devam edebilir. Değerlendirmelerini yaptıktan, cevaplarını sıraladıktan sonra bir soru ile bitiriyor sözünü. Cevap vermemek iletişimi kesmek, onu yokluğa itmek gibi geliyor. Bazen sorularında kendimi bulamadığım için devam edemiyorum. Yoksa bencilliğim midir tüm tırmalayışlarım, didinişlerim, sorgulayışlarım…
