Savunduğumuz Aleviliğin hayatta karşılığı var mı?

Alevi inancının ve toplumsal varlığının devam etmesi, gelişmesi; insanlık ve inançlar var olduğu sürece yaşaması için çabalıyor ve hizmet etmeye çalışıyorum.

REMZİ KAPTAN 23 Nisan 2026 YAZARLAR
Alevilerin ve Aleviliğin yaşaması, gelişmesi için en uygun yöntem; her şeyden önce Aleviliği savunan birisinin bu inancı bizzat yaşaması veya yaşamaya çalışmasıdır.
Eğer anlattığımız, savunduğumuz Aleviliği yaşamıyorsak ya da yaşama çabası göstermiyorsak; bu durumda ne kadar süslü sözler söylersek söyleyelim, söylediklerimiz havada kalır.
Benim inandığım ve yaşamaya çalıştığım, geleneksel Aleviliktir.
Yani yüzlerce yıldır yaşanılan ve yaşatılan; kurumları ve erkânları oturmuş, sorulara cevapları ve sorunlara çözüm önerileri yerli yerinde olan, ibadet ve ritüelleri sağlam zemine dayanan bir Aleviliktir. İnandığım ve yaşadığım bu Aleviliği gücümün yettiğince ilgili herkese —sadece Alevi olanlara değil— anlatmaya çabalıyorum.
Bu nedenle, Aleviler ve Alevilikle ilgili temel bilgileri içeren kitabımı şu ana kadar çeşitli dillere çevirdim; imkânlarım ölçüsünde tüm dünya dillerine de çevirmeye devam edeceğim. İnanıyorum ki Alevilik Hakk inancıdır, hakikatin yoludur. Hakk inancı ve hakikat yolu olan Aleviliğin bütün insanlıkla buluşması; insanlığın, Aleviliğin inançsal ve kültürel değerlerinden haberdar olması ve hatta nasiplenmesi gerekir.
Bu anlayış ve motivasyonla inancımı yaşıyor, tanıtıyor ve anlatıyorum. Son yıllarda daha yoğun olmak üzere, yıllardır sayısız panel, seminer ve hafta sonlarını kapsayan eğitim çalışmalarında bulundum; başta gençler olmak üzere ilgili herkesle bilgilerimi paylaştım.
En son katıldığım bir seminerde yine dilimin döndüğünce; inancımızı aile içerisinde nasıl yaşayabileceğimizi, çocuklarımıza neler anlatabileceğimizi, ibadet ve erkânlarımızın ne anlama geldiğini, inancımızın varoluşla ilgili sorulara ne gibi cevaplar verdiğini geleneksel Alevilik bakış açısıyla paylaştım.
Seminerimi bitirince, beni davet eden kurumda yönetici konumunda olan bir can söz almak istediğini dile getirdi. Ve kendince başladı söylediklerimi çürütmeye… Aleviliğin geçmişinin 1400 yıl olmadığını, 12 bin yıllık bir tarihe sahip olduğumuzu, Luvi ve Hitit gibi medeniyetlerden geldiğimizi, Şamanizm ve Zerdüştlük ile harmanlandığımızı iddia ederek; sosyal medyada ne kadar çarpık, geçersiz ve temelsiz bilgi varsa hepsini ortaya döktü.
O yönetici can, ne kadar bilgili olduğunu kanıtlamaya çalışarak benim söylediklerimin ne kadar “basit ve sıradan” bilgiler olduğunu dile getirmeye devam ettikçe, dinleyenler arasında bir huzursuzluk baş gösterdi.
40 yaşlarında bir bacı, söylenenlere daha fazla dayanamayarak yöneticinin sözünü kesti ve ismiyle hitap ederek şunları söyledi:
“Farz edelim ki dediklerin doğru; 1400 yıl değil de 12 bin yıllık tarihimiz var. Bu benim ne işime yarayacak? Ben iki çocuk annesiyim. Çocuklarım ergenliğe girmek üzereler; inançla ilgili inanılmaz soruları ve ilgileri var. Ben şimdi çocuklarıma Hititlerin, Luvilerin, 12 bin yıl önceki Göbeklitepe’nin nesini anlatayım?
Remzi Can bize somut, uygulayabileceğimiz bilgiler verdi. Perşembe günü delili uyandırmamızı ve delilin ne anlama geldiğini anlattı. Bayramları ve diğer erkânları, bunların nasıl oluştuğunu ve neye karşılık geldiğini en anlaşılır şekilde izah etti. Aleviliğin Hakk inancı ve hakikat yolu olduğunu; neden bu dünyada yaşadığımızı, nereye gideceğimizi, neden ibadet ettiğimizi ve ibadetimizin özünün ne manaya geldiğini anlattı. Yani kısacası; uygulanabilir, yaşanabilir Aleviliği anlattı.
Peki, sen neyi anlatıyorsun? Göbeklitepe’de nasıl ibadet ediyorlardı? Ben daha dedemin nasıl yaşadığını bile doğru dürüst bilmezken, 12 bin yıl önceki bir uygarlığı bugünkü inancımla nasıl bir tutabilirsin? Her şeyden önemlisi, öyle olsa bile bu benim ne işime yarayacak? Çocuklarım ibadet etmek istediklerinde nasıl edecekler? Hangi duaları okuyacaklar? Senin anlattığın Alevilikte Allah yok, Peygamber yok, Hz. Ali yok. Peki, ne var? O tapınaklarda insan kurban ediliyormuş; şimdi tanrılara insan mı kurban edelim?
Neyin kafasını yaşıyorsunuz? Bunları diye diye çevremizde insan bırakmadınız, yolumuzu süren kimse kalmadı. Şükür ki herkesin inancında şüphe uyandırdınız, kafaları karıştırdınız ve bizi temelsiz bırakmaya çalışıyorsunuz. Dua edeceğiz, ‘Bizde dua yok’ diyorsunuz. Kurban Bayramı’nı kutlayacağız, ‘Bizde kurban yok’ diyorsunuz. Nevruz’u Hz. Ali’nin doğum günü olarak kutlamak istiyoruz, ‘Hz. Ali o tarihte doğmadı’ diyorsunuz. O yok, bu yok, şu yok… Sahi, bizde ne var? Şimdi kalkmış 12 bin yıl diye nutuk çekiyorsun ama defalarca ‘Ben hiçbir şeye inanmıyorum’ dedin. İnanmıyorsan neyin kavgasını veriyorsun?”
Bacı böyle yüksek sesle ve sitemle konuşunca, dinleyenlerin büyük bir kısmından destek aldı. Yönetici can her ne kadar durumu toparlamaya çalıştıysa da pek fayda etmedi.
Bu durum bir kez daha gösteriyor ki: Söylediklerimizin hayatta bir karşılığının olması ve içinin dolu olması gerekiyor.
Başta da belirttiğim gibi; inandığım Aleviliği tüm insanlıkla buluşturmaya çabalıyorum. Hayatta karşılığı olmayan, kendimin bile yaşamadığı bir Aleviliğin neyini insanlığa anlatabilirim ki? Söylediklerimizi önce kendimiz yaşamalıyız.
Geleneksel Alevilik yaşanıyor ve hayatta bir karşılığı var. Sayısız insan şu an geleneksel olarak ibadetini yapıyor, Alevi inancının öngördüğü yaşamı ailesiyle birlikte sürdürmeye çalışıyor. Fakat kafası karışık olanlar, sadece söyledikleriyle sınırlı kalıyor ve dediklerini yaşayamıyorlar. Yaşayacak bir zeminleri de yok; neyi yaşayacaklar ki? Hitit tapınaklarındaki törenleri mi, yoksa geçerliliğini yitirmiş eski gelenekleri mi?
Dolayısıyla bu inanç yaşıyor; yaşamak isteyenler bu inancı hakkıyla yaşayanlara bakmalı, onları rol model almalı. Diğer türlüsü “laf olsun torba dolsun”dan ibarettir ve üzerinde konuşmaya dahi değmez.