Ehlibeyt, hakikat yolunda gönüllerin nuru, şeytanın vesvesesine karşı ruhun en güçlü kalkanıdır.
Bu dünyadaki yaşamını anlamlı kılmak, varoluşuna en değerli cevabı vermek ve hayatını dolu dolu yaşamak isteyenlerin yolu mutlaka Ehlibeyt ile kesişir.
Ehlibeyt, Hakk’ın nurunun yeryüzüne yansımasından başka bir şey değildir.
İnsana musallat olan ve onu hakikat yolundan ayırmaya çalışan şeytanın karşısında, insanın en büyük dayanağı ve sığınağı yine Ehlibeyt’tir.
Şeytanın amacı; insanı doğruluktan ve güzellikten koparıp kendi karanlık çukuruna çekmektir. Bu görevini büyük bir ustalıkla, sabırla ve en ince taktiklerle yürütür.
Modern bir dille ifade edersek; şeytan, cazip bir teklif kılığında sisteme sızan ve bir anlık gafletle bütün ruhu tarumar eden sinsi bir virüstür.
Mecazi tabirle söylemek gerekirse; Ehlibeyt, insanlığın şeytana karşı en büyük antivirüsüdür. Şeytanın virüsü ne kadar güçlü olursa olsun, Ehlibeyt bütün bu manevi hastalıklara ve kötülüklere karşı en güçlü koruyucu kalkan, en şifalı ilaç ve en güvenli aşıdır.
Dolayısıyla Ehlibeyt’e tutunmak, ona bağlı olmak ve onu zikretmek; insanın manevi bağışıklığını güçlendirmesi, kendisini her türlü zahiri ve batini düşmanlığa karşı güvenceye alması demektir.
Yüreğinde Ehlibeyt’i yaşatanların; ne bu dünyada ne de ahirette zerre kadar kaygısı, endişesi ve şüphesi kalmaz. Onlar her daim hak yoldadırlar.
Ehlibeyt, onların hata yapmasına engel olur; insanı karanlığa sürüklemek isteyen şeytana karşı aşılmaz bir kalkan oluşturur.
O halde sözlerimizi bir dua ile bitirelim:
Ya Hakk! Bu dünyada dilde dileklerimizi, gönülde muratlarımızı kendi katında kabul eyle. Ötelerin ötesinde de bizleri cemaline ve didarına nail eyle.
Allah, eyvallah..
