Yusuf olmak!

Aktüalitesini yıllarca yitirmemiştir bu hikâye. Yusuf ile Zülayha’nın adını almıştır ama içinde yüzlerce kahraman ve hakikat barındırır. Başta Kur’an nazara verir onu ve bugüne kadar hakkında pek çok yazı yazılmıştır.

Masallara destanlara konu olmuş ve hep taze hep edebi ve en güzel kalmış bir kıssadır o. Bu hikâyede hem beşeri aşk hem de ondan Allaha giden ilahi bir aşk vardır, ama daha da önemlisi şefkat vardır aşktan daha asil ve daha değerli olan.

Bir baba ve çocuklarının sevgi ve şefkatle imtihanı vardır, ayrılık vardır, hasret vardır. Bir Allah elçisinin firak ateşi ile yanan kalbinden akan gözyaşlarının kezzap olup gözlerini yakması vardır.

Belki de geleceğin peygamberine duyduğu saygı ve sevgi gereği onu yitirince dünya ve dünyaya ait şeylerin gözünde değerini yitirmesi vardır. Zira görülmeye layık değildir artık dünyada hiçbir şey onun için. İhanet vardır kardeşten kardeşe, yalan vardır asılsız delillerle süslenmiş.

Ve İhtirasla şeytana yenik düşen kardeşler vardır, insafsızlık dalgası kardeşi kardeşe katlettirmek isterken vicdanı ölmemiş kardeşler de vardır elbet, nesillerinden Musa’lar doğuran. Kervanlar vardır dünyanın en yüz kızartıcı alışverişini yapan ve onların reisleri vardır peygamberler soyundan.

Ticaretini yaptıkları kölenin kutsiyetini geç de olsa anlayan Malik’dir o İsmail’in oğullarından. Ve iş işten geçse de hatasından dönen bir bahtiyardır o. Yusuf’u sattığı sarayın kapısından ayırmamıştır gözlerini yıllarca o.

Ve sonunda birbirine kavuşan iki kuzen vardır. İlahi Hikmet kaleminden habersiz, saraylarını güzel yüzlü köleye açan beşeri iradeler vardır. Saltanatını dünyevi ve nefsi ihtiraslarına kurban eden Züleyha ve Yusuf’un zeka ve kabilyetini sezip onu kralla tanıştıran kudretli eşi. Ve Züleyha’yı dünyalar güzeli Yusuf’a olan aşkından dolayı ayıplayan Mısırlı asilzade dostları vardır, aşkında haklılığını ispat için davet ettiği dostları.

Ve meyve yerine kesilen eller vardır güzellik karşısında lal kesilen. Kendilerini bekleyen akibeti sezemeyen Ruhbanlar vardır ve onların baskısı altında akıl ve kalblerini sahte kutsallara ve ilüzyonlara yem etmiş Mısır halkı bir de. Dönemin en modern şehrini kursalar da putperestlik girdabına düşmüş, menfaatçi din adamları elinde oyuncak olmuş mısırlılar.

Ve firavunlar vardır çocuk yaşta hikmet ve nübüvvet önünde diz çöken genç Firavunlar. Rüyasında gördüğü garip halleri tabir edemeyen sihirbazlarını kovan ve hikmetin sahibini zindanlarda arayıp bulan genç krallar. Tek tanrıya inanan manasına ”Akenaton” demiştir genç kral bundan böyle kendine ve Allah’ın Mısar’a lutfettiği büyük peygamber ve büyük mimar ve mühendis güzel Yusuf’u başbakan yapmıştır.

Ve hapishaneler vardır tarihe ”Medresei Yusufiyye” olarak geçen hapishaneler. Bir ilim meclisine dönüşüp sahibinin ve ilahi terbiyecisin elinde birer yıldız gibi parlayan mühendisler memurlar vardır içlerinde. Yusuf’un bakanlık görevinde naibleri olacak olan mazlum kader mahkumlarıdır onlar. Fakat çöplüğe düşselerde Yusuf gibi mürebbisi Allah olan bir Mürşidin rahlesinde tekrar parlayan mücevherlerdir onlar.

Ve Mısır’ı bekleyen bir bolluk vardır ve bolluğu bekleyen bir Kenan. Evlat hasretini rüzgarın esintisi ile dindiren bir de Yakup vardır peygamber-i Kenan. Yüreğinde ise ümit vardır imanın alameti.

Ve pişman kardeşler vardır bir ömür boyu işledikleri günahın farkında olsalar da gurur ve utançlarına yenik düşüp mürebbileri şeytan gibi özür dahi dileyemeyen kardeşler. Sadece kardeşlerini değil bir ömür babalarının dostluklarını kaybeden nadanlardır onlar.
Fakat ağlarını ören bir de kader vardır onların affını Yusuf’a bırakan. Kıtlık vesiledir aslında. Onları kardeşlerinin, öldü zannetikleri kardeşleri Yusuf’un yanına iten bir vesile. Ve ilahi murat hasıl olacaktır. Evlat hasreti ile yanan Yakub Peygamber İsrailoğullarını Mısır mektebinde eğitmeye götürecektir.

Ve baba ile oğulun kucaklaşması vardır. Hasretle yanan iki peygamberin kavuşması. Aşkı yenen şefkattir bu, toprağı ihtizaza getiren, görenleri ise vecde salan rahmetin taşması şefkat. Görmez olmuş gözleri görür eyleyen bir iksirdir o. Aynı zamanda Hakka ulaştıran bir yoldur bu şefkat.
Artık İsrailoğullarına yeni bir vatan vardır.

Ekip biçtikleri kalkındırdıkları bir vatan. Mısırdır bu vatanın adı ve başında da adil hükümdar Akenaton. Fakat şer güçler devrededir her an. Yenilgiyi kabul etmek istemezler hiçbir zaman. Halk önünde rezil olsalar da, zindana Yusuf yerine kendileri düşseler de asla pes etmeyen güçler. Planlarına hapiste bile olsalar gizlice devam ederler.

Ve insanın en zayıf damarlarından birisi olan nesepçilik damarından yakalanırlar şeytana yine. Akenaton yerine varis bırakamadan göçünce dünyadan erkenden, eşi ile evlenen Başkumandan’dan devam eder saltanat.

Bu Firavun ise en baştan beri zindanda yatan kaybeden güruhun tesirindedir. Aklını kalbini kemiren vesveseyi ona zindandakiler fısıldarlar. Derler ki Mısır bizlerin elinden çıktı artık ve İsrailoğullarının eline geçti. Acilen senin gibi kahramanlara düşen ülkemizi geri almaktır bu göçebe misafirlerden. Fitne ateşi düştüğü yeri değil Mısır’ı da yakar elbet.

Ve o Firavun’un soyundan gelenler zulumlerini artırılar gün geçtikçe. Bütün erkek çocukları öldürürler bir tanesi hariç. Işte peygamber soyundan gelen Yusuf’un yeğenlerinin torunu Musa’dır o. İlahi Kalem yazısını yazmış ikinci bir destansı hikaye başlamıştır kudret elinden.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

19 + eight =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.