Mağduriyet üzerine yükselen DÜZENLER

Başkalarının mağduriyetinden beslenen her güç, önce vicdanı sonra toplumu çürütür.

VAHİT GÖZ 30 Haziran 2026 YAZARLAR

Mağduriyet, bir kişinin veya topluluğun haksızlığa uğraması, haklarının ihlal edilmesi ya da fiziksel, ekonomik ve sosyo-psikolojik açıdan bir kayba uğraması durumudur. Ya da; hak ettiği değerin çok çok altında çalıştırılması, kullanılmasıdır.

Mağdur olmak, yalnızca maddi kayıp anlamına gelmez; aynı zaman da kişinin onurunun, güven duygusunun ve adalet algısının zedelenmesine ve hatta ölmesine sebep olabilir.

İnsanlık tarihi incelendiğinde, bireylerin, grupların ve hatta devletlerin çoğu zaman başkalarının mağduriyetleri üzerinden güç devşirdiği görülür. Menfaat, kapital her zaman bencil ve egoisttir. Bu nedenle mağduriyetin temelinde çoğu zaman bir güç ilişkisi bulunur.

Oysa ki; hayatın en temel gerçeği içinde gizli olan değişmez bir kural vardır: Bugün mağdur eden yarın mağdur olabilir. Hayatın akışı değişkendir. Ancak bu kural mağdur ederken pek de dikkate alınmaz.

Bir başkasının mağduriyetini kendi çıkarlarına dönüştürmek, psikolojik açıdan güç ve üstünlük arzusuyla ilişkilidir. Bazı insanlar, gruplar veya sistemler başkalarının kayıpları, zayıflıkları üzerinden kendilerini daha güçlü, daha başarılı veya daha değerli hissedebilir. Çünkü; güç bir çok insan veya gruplar için güvenlik ve kontrol duygusu sağlar. Şöyle düşünelim; ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış ya da işsiz olduğu için ‘ne iş olursa ‘ yapmaya hazır birisini elde etmiş kişi ya da sistemler ‘mağduriyetten Beslenmenin’ en kral en emici halini sergilemeye geçebilir. Bu eyleminin altında empati eksikliği, güç kaybetme korkusu veya kendi kırılganlıklarını güzleme, güçlü görünme çabası yatabilir. Her ne sebeple olursa olsun ne bireyin, ne grubun ne de sistemlerin insan onuru ve kimliğini yok saymaya hakkı vardır. Tamamen bu yaklaşım, etik ve adalet duygusundan uzak bencil ve hastalıklı bir bakıştır.

Bu konuyu ‘Sistemler ve Devletler Açısından’ ele aldığımızda ise mağduriyet üretme ihtiyaçlarının temelinde üç psikolojik ve sosyolojik dinamiğin yattığını söyleyebiliriz.

Kontrol arzusu: Çünkü, korku ve mağduriyet yaşayan insanlar daha kolay yönlendirilebilirler.

Çıkar odaklı düşünce: İnsan hakları ve etik değerler çoğu zaman ekonomik ve siyasi hedeflerin gerisinde kalır.

Ötekileştirme/Yok sayma: Bir grubun mağdur edilmesi, başka bir grubun iktidarını güçlendirmek için kullanılabilir olması.

Aslında üç temel rol üzerinden bu değişken kimlikler ele alınıyor gibi. Buna Drama Üçgeni ( Karpman Drama Triangle) adı verilir. İnsan ilişkilerinde sıkça görülen sağlıksız bir etkileşim modelini açıklar. Bu modelde Mağdur, Zalim veya Suçlayıcı ve Kurtarıcı rolleri vardır.

Bu üç rol, sabit kimlikler değildir; insanlar ve toplumlar bu üç rol arasında sürekli yer değiştirebilirler.

Örneğin; Bir kişi mağdur olur. Birisi veya sistem onu kurtarmaya gelir. Zamanla mağdur, kurtarıcının beklentilerinden rahatsız olur ve onu suçlamaya başlar. Kurtarıcı kendini mağdur hisseder.

Sonuçta eski mağdur suçlayıcı rolüne geçer. Günümüzde, gerek ülkemizde ve gerekse de Avrupa, Amerika gibi ülkelerde; bir şekilde mağduriyeti bulunan kişi veya grupların çokluğu bilinmektedir. Ya kişiler ya da sistemler bu insanların içinde bulundukları yetersiz durumdan ‘kurtarıcıymış gibi’ gözükerek ta ki mağdurun güçlenmesi ve farkındalığı artıncaya kadar ki süreçte kontrolünü, çıkarını en üst düzeye çıkarabilir.

Ama sonuçta; baçkalarının mağduriyetinden beslenmek, kısa vadede güç ve kazanç sağlasa da, uzun vadede toplumsal güveni, adaleti ve insanlığın ortak vicdanını aşındırır.

Çünkü; Mağduriyet, yalnızca bir kişinin yaşadığı acı değil, bütün toplumun ahlaki sınavıdır. Bu duruma sessiz kalan toplumlar ise ahlaksızdır…