Evlilik hayatında denge…

Hayatta her şeyde olduğu gibi aile ve evlilik hayatında da mutlu ve huzurlu olmak için emek, istek ve gayret gerekir. Mutluluk kişilerin birbirleriyle sağlıklı ve doyurucu etkileşimler kurmaları sonucunda ulaştıkları bir noktadır. Sağlıklı bir ailenin temelinde sağlıklı bir eş/karıkoca ilişkisi ve iletişimi yatmaktadır.

Sürekli çatışma, korku, stres ve kaygı  yüklü bir karıkoca ilişkisi, ailenin tüm bireylerine doğrudan çatışma, korku, stres ve kaygı olarak yansır. Eşlerin sahip oldukları iletişim yetenekleri, birbirleriyle anlaşmaları, birbirlerine karşı sevgi, saygı ve güven içeren tavırlar sergilemeleri, çocukların ruh sağlığını koruyabilmeleri için en güçlü seçenektir.

Herkes hayatta zaman zaman zorluklarla karşılaşır. Bu zorluklar karşısında öfke, gerginlik, çaresizlik, güvensizlik ve kaygı gibi olumsuz duygulara kapılabilir. Bütün bunlar ne kadar sıkıntı verici gözükse de aslında zorluklar ve stres karşısında gösterilen normal tepkilerdir.

Önemli olan, bu duyguların farkında olmak, neden böyle davrandığını veya hissettiğini anlayabilmek ve tüm bunları olumluya çevirebilmek için çaba göstermektir.

Evliliklerde eşler arasındaki iletişimi etkili kılan en önemli sebep; eşlerin birbirlerinin düşüncelerini, fikirlerini, duygularını dikkate almalarıdır. Sağlıklı bir iletişime sahip eşler, birbirlerine güven duyarlar ve fikirlerinin yargılanmasından korkmadan ifade edebilirler.

Eşler arasındaki sevgi, saygı ve güven dolu olumlu ve yapıcı ilişki “kendileri istemedikçe” asla sona ermez. Evlilik hayatında yapılan bazı hatalı tutum ve davranışlar eşleri haklıyken haksız duruma düşürebilir.

Duyguları Bastırmak Yerine Doğru İfade Edilmeli…

Ağlamaya ihtiyacınız varsa ağlamalısınız, incindiyseniz açıklamalısınız. İnsanın kendisini denetlemesi iyidir ama bu duyguların ifade edilmemesi anlamına gelmez.

Duygularınızı yapıcı, uygun ve etkili iletişim yöntemleriyle ifade etmelisiniz. Kavga dili haklı insanı haksız duruma düşürür. Karşı tarafı savunmaya iter. Onun vicdanını rahatsız edecek duyguları ifade edebilmenin yolunu bulabilirsiniz. Her kilitli kapıyı açabilecek mutlaka bir anahtar vardır.

İşlenen Hataları Sürekli Dillendirmemeli…

Bazı insanlar sevdiklerinin hata yapmasından hoşlanır. Ona göre başkalarının hatası onun hatasını az gösterir veya örter. Bu hatayı sevdiğini denetlemek için sopa gibi kullanır. Böyle uygulamalar doğru yöntemler değildir. Aradaki sevgiyi uyandırmaz. Korku egemen bir ilişki iki tarafı da mutlu etmeyecektir.

Başkasının hatasında kalbi kırılan kimse “Sen dili” ile değil “Ben dili” ile konuşmayı başarmalıdır. İlahi bağışlayıcılık/affedicilik idealdir. Ancak bunu herkes başaramaz. Bağışlamayı/affetmeyi zamana bırakarak öteleyen bir insan karşı tarafı suçlamak ve yargılamak gibi kolay bir yol yerine kendini sorgulayarak öz eleştiri de bulunmalıdır. “Suçun bir bölümü benim üzerimde” diyebilen bir insan gizlenmiş tehlikelerin oyununu bozacaktır.

Hataların Ayrıntıları Sorgulanmamalı…

Olumsuz olayları ve yapılan hataları sürekli sorgulamak karşı tarafa kendini aşağılanmış hissettirir. Bazı insanlarda korkunç bir sorgulama ve merak dürtüsü vardır. Olayın ayrıntılarını dakikası dakikasına öğrenmek kötü niyetli bir dürtüdür. Halk arasında güzel bir söz vardır “Pisliği karıştırıp sonra kokuyor demek” gibi.

Gerçekten hataların üzerine toprak örtmeyi başarabilmek çok zordur ama gereklidir. Hatasını kabul eden bir insana sürekli hesap sormak onu aşağılayacaktır. Kendini kötü hisseden bir insan karşı tarafın sevgi duygularını uyandıramaz. Muhtemelen kaçınma davranışına veya kavga diline sebebiyet verilir.

Cinsel Yaşamda Denge…

Evlilik hayatında eşler arasındaki cinsel yaşam karşılıklı bedensel ve duygusal doyuma dayalı olarak gerçekleştirilen fizyolojik bir ihtiyaçtır. Evlilik hayatında eşler arasında cinsel yaşam olmadan devam eden birliktelikler de olabilir. Evliliklerde cinselliğin iki tarafı da doyurucu olarak devam etmesi evlilik hayatını daha heyecanlı, huzurlu ve uyumlu hale getirir.

Cinselliğin evlilik hayatında yeri % 5 oranındadır. İşte bu oranda karşılıklı doyum elde edilemezse evliliğin tamamını dolaylı olarak olumsuz etkiler. Bazı evliliklerde kadın cinsel arzu duymamaktadır, cinsellik onun için bir anlam ifade etmemektedir. Cinselliği evliliğin sürdürülmesi için bir mecburiyet ve görev olarak görmektedir.

Cinsellik beraberliğin başından beri yoksa veya az yaşanıyorsa eşlerden biri bunun eksikliğini hissedebilir. Eksiklik duygusu,  eşleri ayrılık aşamasına getirebilir, yeni birliktelikler arayışına sokabilir.

Bazı evliliklerde ise, erkek cinsellikten uzak durabiliyor. Erkeğin uzak durmasının nedenleri arasında; yetiştirilme tutumları, sosyal korku olması, içe kapanıklık vb. sayılabilir.

Erkekte cinsel işlev bozukluk sorunu olduğunda, kadın isteksizlik yaşayabilir, orgazma ulaşamayabilir. Bununla birlikte, kadın vajinusmus, cinsellik esnasında ağrı vb. sorunlar yaşayabilir.

Cinsellik esnasında eşlerin birbirlerinin istek ve arzularını düşünmeden yaşamaması gerekir. Örneğin, erkeğin kadını düşünmeden cinselliği yaşaması, kadını uyarmayı, tatmin etmeyi düşünmemesi cinsel uyum sorunlarının açığa çıkmasına neden olabilir.

Kültürün Evliliğe Yansımaları…

Eşler arasındaki kültürel farklılıklar, toplumun değer yargıları, otoriter anne baba tutumu, geçimsiz aile ortamında büyüme, çocuk yetiştirme tutumları, karşı cinsle iletişim kurma ve sorunlar için çözüm bulma becerilerinin farklılığı evlilik hayatındaki huzuru ve mutluluğu etkiler.

Kültürlerin birbirinden farklı olduğu değil, tarafların değişime açık olup olmadığı önemlidir. Bir taraf “Ben böyleyim değişmem” diyorsa, karşı taraf zor durumda kalır. Her iki tarafta alışkanlıklarından taviz vererek birer adım atıp orta noktada buluşursa, kültürel farklılıklar evliliği pek fazla etkilemez.

Bir Hikaye…

Kusur Kimde?

Adamın biri karısının kulakları eskisi kadar iyi duymadığını düşünmeye başlamış. Fakat bu durumu eşine nasıl açıklaması gerektiğini de bilemiyormuş. Ne yapması gerektiğini danışmak için aile doktorlarına gitmiş. Doktor, adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için ona basit bir yöntem önermiş…

“Karından dört adım uzakta duracak ve normal ses tonuyla bir şeyler söyleyeceksin. Eğer duymazsa üç adım, yine duymazsa iki adım durup aynı şeyi tekrarlayacaksın ve cevap alana kadar aynı konuşmayı tekrarlayacaksın” demiş.

Adam, o akşam karısı mutfakta yemek hazırlarken doktorun tavsiye ettiği işlemi uygulamaya başlamış. Evinin oturma odasından mutfakta yemek hazırlığı yapan karısına normal bir ses tonuyla seslenmiş; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Cevap yok!

Mutfağa bir adım daha yaklaşmış ve aynı ses tonuyla soruyu tekrarlamış; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Gene cevap yok!
Mutfağa bir adım daha yaklaşmış ve tekrar sormuş; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Hala cevap yok!

Adam mutfağın kapısına kadar gelmiş ve aynı soruyu tekrarlamış; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Fakat gene cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve karısının duymadığından emin olarak tekrar sormuş. “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Karısı elindeki malzemeleri mutfak tezgâhının üzerine sinirle bırakıp kocasına dönmüş ve “Hayatım beşinci kez söylüyorum. Bu akşam yemekte tavuk var.!!!” Aslında duymayan kadın değil, adammış…

Sonuç olarak! Her zaman hata ve kusur daima karşımızdaki kişilerde aramamak gerekir. Zaman zaman problemlerin sebebini biraz da kendimizde arayalım. Sürekli başkalarının ayıbını, kusurunu ve hatasını arayan; kendi ayıbını, kusurunu ve hatasını göremez.

Hatasını ve kusurunu göremeyen kişiler, hata ve kusurlarıyla hayatlarını devam ettirirler. Öyleyse: Sağlıklı iletişim için; “Evet, benim de kusurlarım olabilir, ben de hata yapabilirim.” demesini bilmeliyiz. Hz. Mevlana’nın ibretlik sözüyle bitirelim ; “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.”

Sevgiyle kalın, iletişimde kalın…

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

two × 3 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.