Öz-yetmezlik; kişinin kendisini yeterli, değerli ve layık görmemesi halidir. Bu durum modern hayatın en görünmez ama en yaygın psikolojik sorunlarından biridir. Oysa ki Çağımızın insanı, tarihin belki de en fazla imkanına sahip olarak sahnede yerini almışken. Bilgiye erişimin kolaylaştığı, yaşam kalitesinin arttığı, kişisel gelişimin öneminin anlaşıldığı enteresan bir zaman dilimini yaşarken beklenmedik bir sorunla karşılaşıyoruz.:
Öz-yetmezlik; kişinin kendisini yeterli, değerli ve layık görmemesi halidir. Bu durum modern hayatın en görünmez ama en yaygın psikolojik sorunlarından biridir. Oysa ki Çağımızın insanı, tarihin belki de en fazla imkanına sahip olarak sahnede yerini almışken.
Bilgiye erişimin kolaylaştığı, yaşam kalitesinin arttığı, kişisel gelişimin öneminin anlaşıldığı enteresan bir zaman dilimini yaşarken beklenmedik bir sorunla karşılaşıyoruz.: ‘öz-yetmezlik’ sorunu.
Aslında ‘öz-yetmezlik’ denilince sadece kişinin kendisini yetersiz, başarısız hissetmesi şeklindeki bir anlama eksik kalır kanaatindeyim. Çünkü öz-yetmezlik; bireyin kendisini ‘yeterince iyi’, ‘yeterince başarılı’, ‘yeterince güzel’, ‘yeterince sevilebilir’…görmemesi halidir. Yani hep bir ‘ama’, ‘yetmez’, ‘eksik’ görme ruh hali içindedir. Arka plandaki duygusu ise ‘tatmin olamama’, ‘ mutsuzluk hali’ , ‘isteksizlik ve adım atamama’ şeklindedir.
Bu duygu çoğu zaman da açıkça ifade edilmez. Farklı maskeler kullanılır. ‘Ben bunu yapamam’, ‘ Bana göre değil’, ‘Zaten beni kim ciddiye alır ki’ gibi cümlelerin içine gizlenir.
Psikolojiye göre insanın kendilik algısı (öz benlik saygısı) çocukluk yıllarında şekillenmeye başlar. Bir çocuğun ilk aynası ailesidir. Onunla nasıl konuşulduğu, nasıl bakıldığı, başarılarının nasıl karşılandığı ve hatalarının nasıl yorumlandığı önemlidir. Çünkü bireyin iç dünyasında oluşan ve tekrar eden bu ses o döneme aittir.
Eğer çocuk sürekli eleştirildiyse, kıyaslandıysa veya sevgiyi koşullu deneyimlediyse zamanla şu iç ses gelişir: ‘Değer görmek, değerli hissetmek için kusursuz olmalıyım’
İşte yetişkinlikte duyduğumuz o acımasız iç ses çocukluk dönemine aittir.
Ama; Öz-Yetmezlik yarası sadece çocuklukla açıklanamaz. Günümüz toplum yapısı, köşeli ve acımasız sistemler bu duyguyu sürekli beslemektedir.
Eskiden kişi kendisini kardeşleriyle, akrabalarıyla ya da mahallesindeki yaşıtlarıyla kıyaslarken günümüzde Instagram, TikTok ve benzeri dijital platformlar insanlara sürekli olarak ‘daha güzel’, ‘daha başarılı’, ‘daha mutlu’ hayatlar göstermektedir.
Oysa ki, başkasının filtrelenmiş mutluluğunu, anlık başarısını kendi gerçek hayatımızla ölçüyoruz. Bu karşılaştırma, kendi gerçekliğimiz hiçbir zaman olamaz. Her bireyin kendi kodları, dengesi ve gerçekliği vardır. Özentiyle, benzemeye çalışmakla, beklentiyle ya da el-alem ne derle kurgulanmış hayatın ‘öz-yeterliliği’, ‘öz -saygısı’ gelişemez.
Ve bu duygu zamanla kişinin kimliğine yerleşerek kendisini yetersiz, başarısız ve eksik görmesine neden olur.
Zamanla bu duygu kişide derinleşerek kronik bir yetersizlik hissi sağlar. Başarılı olsa bile bunu şansa bağlar, sevilse bile terk edilmekten korkar hale gelebilir.
Öz-Yetmezliğin günlük hayatımızdaki görünümlerine gelirsek: Özellikle sürekli erteleme davranışı göstererek başarısız olmaktan korkmalarının önüne geçtiklerini düşünürler. İnsanları her zaman memnun etmeye çalışırlar.
Sorsanız bunana mecbur hissettiklerini ya da kendilerine bu tarzın iyi geldiğini söylerler. Lügatlarına hemen hemen hiç girmemiş ‘Hayır’ diyememek. Bir de başarıyı küçümseme gibi bir halleri vardır. Sonuç olarak, insanın değeri başarısından gelmez. Sevilmeye layık olmak için kusursuz olmak gerekmez.
Kişi kendisini bu tür bir açmazın içinde bulduğunda belki de şunu söylemeli: ‘Olduğum halimle de yeterliyim. Kendimi olduğum gibi seviyorum’
