Avrupa’nın sokaklarında yankılanan ses: Geleceğini arayan bir kuşak

Son haftalarda Avrupa'nın başkentlerinden gelen haberler tek bir gerçeği, artık saklanamayacak kadar gür bir sesle haykırıyor

ÇELEBİ EFENDİ 31 Ekim 2026 YAZARLAR

Avrupa’nın sokakları yeniden ısınıyor. Paris’in bulvarlarından Berlin’in meydanlarına, Lahey’den Hamburg’a kadar uzanan coğrafyada adeta bir domino etkisi yaşanıyor. Fransa’da haftalardır dinmeyen öğrenci ve emekçi eylemleri, rüzgarını alıp Almanya’nın otuzdan fazla şehrine taşındı. Esnafın tahtalarla kapattığı vitrinler, polisin aldığı üst düzey “yüksek risk” alarmı ve TOMA’ların gölgesindeki yürüyüşler… Manzara net: Bu sıradan bir hoşnutsuzluk değil; sistemsel bir tıkanmanın sokaktaki dışavurumu.

Peki, neon tabelaların, refah toplumu ezberlerinin arkasındaki Avrupa’da neler oluyor? Bu genç insanları, liselileri, üniversitelileri ve geçim derdine düşmüş kitleleri sabahın erken saatlerinde ellerinde pankartlarla barikat başına çeken şey ne?

Cevap, bizzat sokaktakilerin taşıdığı dövizlerde saklı: “Silah yerine eğitim”, “Geleceğimizi çalamazsınız”, “Geçinemiyoruz!”

Yıllardır refah, istikrar ve sosyal devlet kavramlarıyla anılan kıta, bugün derin bir kimlik ve ekonomik krizle boğuşuyor. Bir yanda bütçe açıkları, savunma harcamalarına ayrılan devasa bütçeler ve geri getirilen zorunlu askerlik tartışmaları; Diğer yanda ise enflasyonun ezdiği dar gelirliler, fahiş kira artışları yüzünden başını sokacak ev bulamayan gençler ve dökülen kamu okulları… Hükümetler krizin faturasını kemer sıkma politikalarıyla halkın sırtına yıkmaya çalışırken, Z Kuşağı dediğimiz o “sessiz” sanılan yeni nesil masaya yumruğunu vuruyor. Almanya’da Başbakan’a yazılan ve on binlerce imza toplayan açık mektuptaki o cümle, aslında tüm Avrupa’nın ruh halini özetliyor: “Tasarruf politikanız tüm umudumuzu yok ediyor.”

Fransa’da polisle protestocuların karşı karşıya gelmesi, Hamburg’da binlerin sokaklara dökülmesi, İspanya’da barınma krizinin siyaseti sarsması münferit olaylar değildir. Bu durum, küreselleşen dünyada neoliberal politikaların ve artan militarist eğilimlerin, sıradan insanların hayatını yaşanmaz kıldığının küresel bir ilanıdır. Gençler sadece bugünü değil, kendilerine vaat edilen o karanlık ve belirsiz yarını reddediyorlar.

Avrupa’nın yöneticileri şapkalarını önlerine koyup şu gerçeği kabul etmek zorundadır: Toplumun kalbini ve geleceğini temsil eden gençlik sokaktaysa, o masada inatla sürdürülen ekonomik ve politik hesaplar iflas etmiştir.

Eğer bu haklı çığlık duyulmaz, tasarruf adı altında gençlerin hayalleri budanmaya devam edilirse; Paris’te, Berlin’de ya da Madrid’de yakılan o protesto meşaleleri, yalnızca bugünün iktidarlarını değil, çatırdamakta olan mevcut düzenin tüm ezberlerini ısıtmaya (ve belki de dönüştürmeye) devam edecektir. Tarih göstermiştir ki, geleceğinden vazgeçmeyen bir kuşağı hiçbir barikat kalıcı olarak durduramaz.