Et tüketimi yıllardır tartışılan bir konu olmaya devam ediyor.
Kimileri için dengeli bir beslenmenin vazgeçilmezi olan et, kimileri içinse bir sağlık riski olarak görülüyor. Özellikle beyin sağlığı ve bunama (demans) riski üzerindeki etkileri konusunda görüşler oldukça çelişkili. Ancak yeni bir uzun süreli çalışma, et tüketimi ile yaşlılıkta zihinsel sağlık arasındaki karmaşık ilişkiyi ve genetiğin bu süreçteki belirleyici rolünü gözler önüne seriyor.
Araştırmanın merkezinde, toplumda her dört kişiden birinde görülen ve Alzheimer riskini önemli ölçüde artıran APOE4 gen varyantı yer alıyor. “Alzheimer geni” olarak da bilinen bu gen, bireylerin beslenmeye verdikleri yanıtın farklılaşmasına neden olabilir mi? Araştırmacılar, et tüketiminin beyin fonksiyonları üzerindeki etkisinin genetik yapıya göre değişip değişmediğini anlamak için yola çıktı.
İsveç’te gerçekleştirilen ve 15 yıla yayılan SNAC-K çalışmasına, başlangıçta demans şikayeti olmayan 60 yaş üstü 2.157 kişi katıldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 26’sı (569 kişi) APOE4 genini taşıyordu.
Uzmanlar, katılımcıların beslenme alışkanlıklarını, tükettikleri etin türünü (işlenmiş veya işlenmemiş) ve zihinsel performanslarını (hafıza, dil yeteneği, düşünme hızı) yıllar boyunca düzenli olarak takip etti. Ayrıca yaş, fiziksel aktivite ve genel beslenme kalitesi gibi dış etkenler de hesaba katıldı.
Araştırma sonuçları, beslenmenin etkisinin “herkes için aynı olmadığını” çarpıcı bir şekilde gösterdi:
Risk grubu İçin avantaj: Alzheimer genini taşıyan kişilerde, haftada yaklaşık 800 ila 900 gram (güncel önerilerin üzerinde) işlenmemiş et tüketiminin, zihinsel gerilemeyi yavaşlattığı ve demans riskini yaklaşık yüzde 55 oranında azalttığı gözlemlendi.
Genetik Risk Taşımayanlar: Bu grupta, et tüketiminin zihinsel sağlık üzerinde belirgin bir olumlu ya da olumsuz etkisi saptanmadı.
İşlenmiş et tehlikesi: Türü ne olursa olsun, sucuk, salam veya sosis gibi işlenmiş et ürünlerinin yüksek tüketimi, genetik yatkınlıktan bağımsız olarak demans riskini yaklaşık yüzde 14 oranında artırdı.
Bilim insanları, bu farklılığın besinlerin vücuttaki işlenme biçimiyle ilgili olabileceğini düşünüyor. Özellikle etin içerdiği B12 vitamini gibi hayati besinlerin, genetik olarak riskli gruptaki kişiler tarafından yüksek et tüketimiyle daha iyi emiliyor olabileceği üzerinde duruluyor.
Çalışma, et tüketimi ve beyin sağlığı arasındaki ilişkinin oldukça karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle Alzheimer risk faktörü taşıyanlar için “işlenmemiş et” tüketiminin koruyucu olabileceğine dair güçlü veriler sunsa da, uzmanlar temkinli olunması gerektiğini hatırlatıyor.
Bu bir gözlem çalışması olduğu için kesin bir “neden-sonuç” ilişkisi kurulamıyor; Ayrıca katılımcı grubun İsveçli olması, sonuçların farklı toplumlar için genellenmesini zorlaştırabiliyor. Ancak genel olarak varılan sonuç net: İşlenmiş et ürünlerinden kaçınmak herkes için sağlıklı bir tercih iken, gelecekte beslenme önerilerinin kişinin genetik haritasına göre “kişiselleştirilmesi” gerekebilir.
