Panorama News olarak blog yazarımız Said Gül ile piyasaya yeni çıkan şiir kitabı hakkında bir söyleşi yaptık. ‘Dinle Ey Gönül’, yazarımızın bugüne kadar yazdığı şiir ve dörtlüklerin tek eserde toplanmış hali olarak kitaplaştı.

Almanca yayınlanmış tarihi romanınız ‘Machtkampf am Bosporus’tan sonra şimdi de Türkçe bir eser verdiniz. İki dilde yazmak zor olmuyor mu?

Her işin haliyle kendine göre bir zorluğu var. Fakat Almanya’da doğup büyümüş ve anadilini de hep muhafaza etmiş bir insan için iki dili de bu seviyede kullanmak fazla zor olmuyor.

Kitabın adı neden ‘Dinle Ey Gönül’?

Kişi, her şeyden önce sözlerini kendi nefsine geçirmeli. Başkasını ‘adam’ etmeden önce, kendi nefsini terbiye etmeli bence. ‘Dinle Ey Gönül’ derken sözlerimizin önce kendimizde makes bulmasını amaçladık. Tabii o zaman ‘neden kitap yazdın, sadece nefsinle baş başa oturup hemhal olsaydın ya’ diye düşünülebilir. Kitap, bir paylaşma duygusuyla yazıldı. Belki benim gibi okuyucu da kendi nefsiyle bir muhasebe içine girer diye. Bence bu zamanda çokça ihmal ettiğimiz bir husustur kendimizle hesaplaşmak.

Kapak resmi çok ilginç. Bir mesaj mı veriyor?

Evet. Gölgesini arkasına alarak aydınlık yarınlara yürüyen bir insan. Yani kendisine gölge olacak, ayağına tökezle olacak hiçbir şeye aldırış etmeden yürüyen insan. Kur’anda ‘Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır‘ diye ifade ediliyor. Resim bir bahar günü günbatımında çekildiği için aynı zamanda karanlıktan aydınlığa, yenibaharlara yürüyen bir insan şeklinde de yorumlayabiliriz. Yani umudunu yitirmeden ışığa doğru yürüyerek mesafe kateden insan.

Şiirlerinde belli konuları mı işliyorsun?

‘Her şeyin başında söz vardı’ anlayışına karşılık ‘Sözün de başında O (c.c.) vardı’ diyerek sözlerimize Cenab-ı Allah’ı anlatan dörtlüklerle başladım. Ardından ‘Güllerin Efendisi’ne (s.a.v.) yazılmış şiirlerim var.

Ölümü hatırlatan dörtlükler kadar vatan sevgisini işleyen şiirlere de yer verdim. Kur’an ayetlerine de şiirsel bir bakış sergiledim ayrı bir bölümde. Bir de asrımızın Müslümanlarının bütün İslam coğrafyasında yaşadığı sıkıntılara, savaşlara ve akıtılan gözyaşlarına tercüman olmaya çalıştım.

Şiir yazmaya ne zaman başladın?

Daha okuma yazma bile bilmediğim yaşlarda kulaktan şiirler ezberler ve okurdum. Ömer Seyfettin’in ‘küçüktüm ufacıktım… Top oynadım, acıktım’ dediği yaşlar yani. Şiiri ondan sonra hiç bırakmadım. İlk denemelerimi de 17-18 yaşlarımda verdim.

Hangi şairlerden etkilendin küçük yaşlarında?

Necip Fazıl Kısakürek, Abdurrahim Karakoç ve geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Cemal Safi başlıca beni etkileyen hatta büyüleyen şairlerdi.

Bize kısaca şiirden bahseder misin? Şiir nedir?

Şiir, duyguların belli kalıplar içersinde kafiyelendirilerek ifade edilmesi sanatıdır. Yani düşünceler kadar duyguların da yansımasıdır şiir. Duygular da ilhamla doğru orantılıdır. İlhamı olmayan insan fazla yazamaz. İlham kazanmak gerekiyor her şeyden önce.

Herkes ilham kazanabilir mi?

Yapacağı işe yoğunlaşan herkese Cenab-ı Allah ilham verir. Arının bir damla balı üretmesi için kilometrelerce mesafe uçması gerekiyor. O, bu işe yoğunlaştığı için uçacağı güzergah ona ilham ediliyor. Cenab-ı Allah Kur’anda : Rabbin balarasına şöyle vahyetti (ilham etti)’ derken de bütün varlıkların ilhama mazhar olabileceğini anlatıyor bize.

Malumunuz farklı şiir türleri var. Vezin ve kafiye oluşumu gibi bazı teknik özellikler var. Sen yazarken nelere dikkat ediyorsun?

Serbest vezin pek severek okuduğum bir tür değildir. Hece veznini tercih ediyorum. Burada da 11 hece kullanmayı tercih ediyorum. Kafiye oluştururken de örneğin ‘bilmek’ ve ‘gülmek’ gibi temel yapısı itibariyle birbirine ezelden beridir yakışan kelimelere fazla itibar etmedim. Şiir, ilk bakışta birbirleriyle kafiye oluşturmayan kelimeleri farklı kiplerde kullanarak uydurmaktır bence.

Cemal Safi bunu çok güzel yapıyordu. Mesela ‘Nemrutlar, Haccaclar ve Firavunlar…Zâlimi eksik olmadı her çağın…Zulmedene ibret değil mi bunlar?…Oysa neler dolu altı toprağın’ dörtlüğünde olduğu gibi. ‘Firavun’ ve ‘bu’ kelimeleri gibi ‘çağ’ ve ‘toprak’ kelimeleri ilk bakışta kafiyesi olmayan kelimelerdir. Fakat kelimeleri ‘Firavunlar’ ve ‘bunlar’ şeklinde kullanacak hale getirince farklı bir tadı oluyor şiirin. Aynı şekilde ‘çağın’ ve ‘toprağın’ kelimelerinde kafiye uyduğu gibi.

Kitapta fazla uzun şiir yok. Hatta şiirden ziyade dörtlüklerin çokluğu göze çarpıyor. Bir sayfada sadece bir dörtlük var. Neden böyle yaptın?

Şiir okumayı seven bir insan olmama rağmen uzun şiirler bazen gözümü korkutuyor. Çoğu zaman okunmuyor. Tıpkı romanımın kalınlığı göz korkuttuğu gibi. Oysa kısa ve öz ifadeler bazen bir sayfada anlatmak istediğiniz düşünceleri kısa yoldan ifade ediyor.

Kısa ve vurucu olmasına dikkat ettim. Hem okutsun, hem de etkilesin okuyucuyu diye. Necip Fazıl’ın ‘Çile’ adlı eserini okuduysanız aynı metod uygulanıyor orada da. Okuyucuya bahane bırakmadım yani.

Kitap yine kendi imkanlarınla mı çıkıyor?

Evet. Tıpkı Almanca romanım gibi şiir kitabım da kendi imkanlarımla çıkıyor. Yani bir yayıneviyle anlaşmam yok. Yazarı da yayınevi de pazarlamacısı da benim. Haliyle ciddi bir külfet oluşturuyor. Tek başınıza hepsine yetişmek zor. Ama bu da benim kaderim diyelim.

Okuyucularımız şiir kitabını nereden temin edebilir?

Romanım gibi şiir kitabım da Amazon’dan temin edilebilir.(https://www.amazon.de/dp/3000592938) Amazon’da kitabı arattığınızda hemen çıkıyor. Ayrıca İnternet sayfamdan (www.saidguel.de) ‘Kontakt’ butonundan mail yazarak sipariş verilebilir. Veya doğrudan said_guel@yahoo.com mail adresine sipariş bırakılabilir.

Bizimle söyleşiye katıldığın için çok teşekkür ediyoruz. Gerek bugüne kadar gerekse bundan sonra yapacağın çalışmalarında sana başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim.

1 Yorum

  1. Şaire ropörtajınızın başında ‘siz’ diye hitap ederken birden ‘sen’e döndünüz ve sonuna kadar ısrarla yaptın ettinli cümleler kurdunuz. Bu çok amatörce ve saygıdan uzak bir duruş olmuş. Düzeltmenizi öneririm.

    İyi çalışmalar

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.