Cumhuriyetin bilinmeyenleri

14 Haziran 1923'te Nezihe Muhiddin ve 13 arkadaşı, kadınlara henüz siyasi haklar tanınmamışken Kadınlar Halk Fırkası'nı kurmak için harekete geçti.

MELEK KANDİLLİ 31 Ekim 2026 YAZARLAR

Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet denildiğinde, akla gelen en önemli kazanımlardan biri kadınlara seçme ve seçilme hakkının birçok Avrupa ülkesinden önce tanınmış olmasıdır. Bu nedenle Atatürk, kadınlara siyasi haklarını veren bir lider olarak anılır.

Peki, gerçekten bütün hikâye bundan mı ibaret?

Kadınlar, Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar hakları için hiç mücadele etmediler mi? Bu hakların kazanılmasında kadınların kendi örgütlü mücadelelerinin, çabalarının ve ödedikleri bedellerin hiç mi payı yoktu?

Cumhuriyet tarihinin pek bilinmeyen sayfalarından biri, tam da bu soruların yanıtında saklı.

Bugün birçok kişi Türkiye’de kurulan ilk siyasi partinin Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) olduğunu düşünür. Oysa 14 Haziran 1923 tarihinde, henüz kadınlara siyasi haklar tanınmamışken, yazar ve kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin ile 13 kadın arkadaşı, Kadınlar Halk Fırkası’nı (KHF) kurmak için harekete geçti.

1924 yılında Kadın Yolu dergisini yayımlayan Nezihe Muhiddin ve mücadele arkadaşları, partinin kuruluş dilekçesine yaklaşık sekiz ay sonra Ankara hükümetinden ret cevabı aldı. Gerekçe, kadınların henüz oy kullanma hakkına sahip olmamasıydı.

Bunun üzerine kadınlar, parti programlarından seçme ve seçilme hakkına ilişkin taleplerini çıkarmak zorunda kaldılar. Ancak buna rağmen partinin kurulmasına izin verilmedi ve kapatılması yönünde baskılarla karşılaştılar. Sonunda Kadınlar Halk Fırkası’nı Türk Kadınlar Birliği adıyla bir derneğe dönüştürmek zorunda kaldılar.

Mücadele bununla da bitmedi.

1925 yılında, kadınların henüz siyasi haklarının tanınmadığı bir dönemde Türk Kadınlar Birliği, Nezihe Muhiddin ve Halide Edip Adıvar’ı milletvekili adayı olarak gündeme taşıdı. Amaç, seçim sürecini fırsata çevirerek kadınların oy hakkı meselesini yeniden kamuoyunun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirmekti. Ancak adaylık girişimleri Cumhuriyet Halk Fırkası tarafından kabul edilmedi.

Nezihe Muhiddin’in mücadelesi, 1927 yılında da devam etti. Türk Kadınlar Birliği kongresinde kadınların siyasi haklarını kazanması için çalışmalar yürütülmesini öngören tüzük değişikliği kabul edildi. Ancak kongrede usulsüzlük yapıldığı iddialarının ardından Muhiddin, birlik yönetiminden uzaklaştırıldı ve dernekten ihraç edildi.

1930’lu yıllara gelindiğinde, tek parti yönetimi altında Türk Kadınlar Birliği’nin varlığı da tartışma konusu oldu. CHF çevresinden birliğin kapatılması yönünde görüşler dile getirildi. Artan baskıların ardından Türk Kadınlar Birliği, 1935 yılında fesih kongresini gerçekleştirerek faaliyetlerine son verdi.

Bütün bu yaşananlar bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Kadınların siyasi hak mücadelesi, yalnızca yukarıdan alınan kararlarla açıklanabilecek bir süreç değildir. Bu mücadelenin arkasında örgütlenen, sesini duyurmaya çalışan, engellerle karşılaşan ve tüm bunlara rağmen vazgeçmeyen kadınlar vardır.

Nezihe Muhiddin ve mücadele arkadaşlarının hikâyesi, Cumhuriyet tarihinin yeterince üzerinde durulmayan önemli bir bölümüdür.

Cumhuriyet’in kazanımlarını konuşurken, o kazanımlar için mücadele eden kadınları da hatırlamak ve tarihte hak ettikleri yeri teslim etmek gerekiyor.

Çünkü tarih yalnızca hakları tanıyanları değil, henüz o haklar ortada yokken onlar için mücadele edenleri de unutmamalıdır.

Bu konuyla ilgilenenlere, Nezihe Muhiddin’in ve kadın hareketinin mücadelesini ele alan “Kadın Olmanın Günahı” adlı belgeseli izlemelerini özellikle öneririm. Cumhuriyet tarihinin pek bilinmeyen bir yönünü anlamak açısından önemli bir çalışma.