İftiralar karşısında sağduyu ve kararlılıkla yürümek

İftiralar karşısında sağduyu ve kararlılıkla yürümek

Bazı kesimlerin adanmış gönüllülere karşı antipati duymalarının önemli sebeplerinden biri haset ve kıskançlıktır.

EKREM ERDEM 24 Mayıs 2026 BLOG

Nitekim bir zaman bana üç sayfalık mektup yazan birisi, sanki koskoca dünyada iyilik ve gönül faaliyetleri yapılacak başka alan kalmamış gibi, “Öyle bir alan işgali var ki başkalarına hiç yer bırakılmıyor.” demişti. Hâlbuki insanlığın problemlerine çare üretilecek, hak ve hakikat anlatılacak dünyada sayısız saha vardır. Afrika’ya gidin, Uzak Doğu’ya gidin, Çin’e gidin, Rusya’ya gidin, Amerika’ya gidin… Nereye giderseniz gidin hem kendi kültür zenginliğinizi taşıyın hem de onların birikimlerinden istifade edin. Dünyada tohum saçılabilecek ve meyve alınabilecek o kadar çok bakir alan vardır ki!

Bütün bunlar dururken açıktan yapılan faaliyetlerden rahatsızlık duyulması, içlerdeki hazımsızlığın büyüklüğünü gösterir. Demek ki kendi aralarında da bunları konuşuyor ve ortaya konan çalışmalardan duydukları rahatsızlığı dile getiriyorlar. Hazımsızlık ise insana küfrün bile yaptıramadığı tahribatları yaptırabilir. Bazı kimseler size karşı oluşan teveccühü kırmak ve tesir alanınızı daraltmak için her türlü yalan, iftira ve karalamaya başvurabilirler. Hatta sizinle uzaktan yakından ilgisi olmayan suçları bile size mâl etmeye çalışırlar. Sizi devletle karşı karşıya getirip düşman gibi göstermeye uğraşırlar.

Bugüne kadar bu tür sıkıntılarla çok defa karşılaşıldığı gibi bugün de bunlara maruz kalınmaktadır. İnsanlardaki rekabet ve kıskançlık duygularını tamamen ortadan kaldırmaya gücümüz yeter mi bilinmez; fakat bize düşen vazifeyi yerine getirmek zorundayız. Bu da şeffaf hareket etmek, kimsenin gıpta damarını tahrik etmemeye dikkat etmek ve yürüdüğümüz yolu başkalarına da açmaktır. Everest Tepesi’ne mi çıkmak istiyorsunuz? Size haset eden insanların da elinden tutup, “Gelin beraber çıkalım.” diyebilmelisiniz. Ayrı-gayrı gözetmediğinizi ortaya koymalı, farklı düşüncelere sahip insanların da katkı sunabileceğini unutmamalısınız. Meseleyi belli kişi veya gruplara indirgemek suretiyle İslâm’ın ortaya koyduğu geniş ufku daraltmamalısınız. Önünüzde duran geniş yolları patikaya çevirmemelisiniz; aksi hâlde yolda kalır ve ulaşmanız gereken yere varamazsınız.

Özellikle bazı insanlarla Kur’ân ve Sünnet’in muhkem esasları etrafında birleşebiliyorsanız, ayrıntı sayılabilecek meselelerde ihtilaf ve çatışmaya girmeyin. Herkesin takip ettiği yönteme saygılı olun. Saygı sihirli bir anahtardır. Siz başkalarına saygılı davrandığınızda, onlarda da size karşı saygı hissi oluşur. Saygısız davranırsanız, bir yönüyle kendi değerlerinize karşı saygısızlığın önünü açmış olursunuz. Hatta başkalarına karşı takdir hislerinizi de dile getirin. Bunu gösteriş olsun diye değil, gerçekten öyle düşündüğünüz için yapın. İnsanlar sizi farklı zamanlarda defalarca dinlediklerinde hep aynı samimi sesi duysunlar. Çünkü bir şeyi söylemek başka, onu sürekli yaşatmak ve tabiat hâline getirmek başkadır.

Elbette bunu yaparken zorlanacağınız yerler olacaktır. Başkalarının takip ettiği yol sizin anlayışınıza ters gelebilir. Bazen işin içine bencillikler girecek, aidiyet duygusu bunları daha da katılaştıracaktır. Fakat iradenizin hakkını verip bu zorlukları aşmanız, gerektiğinde geri adım atabilmeniz hem size manevî kazanç sağlayacak hem de insanlara, “Bunlarla beraber yol yürünür.” dedirtecektir. Dahası uzun yıllar sizden yanlışlık görmeyen insanlar size güven duymaya başlayacaktır.

Allah’a giden yollar mahlûkatın nefesleri sayısınca çoktur. Eğer temel meselelerde ittifak edebiliyorsanız, teferruatta ihtilafa düşmek büyük bir yanlıştır. En güzel yolu takip edeceğim diye insanlardan kopuyorsanız hata ediyorsunuz demektir. Çünkü ittifak edilen güzel, ihtilafa düşülen “en güzel”den daha kıymetlidir. Bugün en çok ihtiyaç duyulan şey, haset ve rekabet duygularının makul çizgiye çekilip ihlâs içinde eritilmesidir. Aksi hâlde ne kadar fedakârca hareket edilirse edilsin, güzergâh tehlikeye girer ve beklenmedik kazalar yaşanabilir.

Bütün bunların yanında sürekli fitne ve fesat peşinde koşan insanların oyunlarını da göz ardı etmemek gerekir. İnancınızdan, yönteminizden ve gelişiminizden rahatsız olanlar sürekli entrikalar çevirecek, komplolar hazırlayacaktır. Tarih boyunca toplumun huzurunu bozmak isteyen insanlar eksik olmamıştır. Bunlar ülkeye fayda sağlayan her olumlu adımdan rahatsız olur ve onu bozmaya çalışırlar.

Bazen yöneticilerin kulağına yalanlar fısıldar, bazen kamuoyunda sizi suçlu göstermeye uğraşır, bazen de farklı kesimleri birbirine düşürmeye çalışırlar. Hatta hedeflerine ulaşamazlarsa toplumun farklı kesimlerini çatıştırıp ortaya çıkan kaosun üzerine oturmak isterler.

Ortaya atılan iddiaların büyük kısmı iftira ve karalamadan ibarettir. Sevgi ve diyalog için çalışan insanları suçlu gibi göstermek tamamen kin ve öfkenin eseridir. Çünkü dünyanın dört bir yanına sevgi mesajları taşıyan insanlar arasında bugüne kadar şiddeti yöntem olarak benimseyen kimse çıkmamıştır. Onlar bırakın silahı, yanlarında bir çakı bile taşımamışlardır. Bunca baskı ve tahrike rağmen çizgilerini korumaları da bunun en açık göstergesidir.

Fakat bütün bu olumsuzluklara rağmen yılmadan yola devam etmek gerekir. Allah’a inanmış, hikmete bağlanmış ve gayrete sarılmış insanlar sağdan soldan gelen sözlerle tereddüde düşmemelidir. Eğer yürüdüğünüz yolun doğru olduğuna inanıyor, attığınız adımları sürekli evrensel ölçülerle test ediyor ve yanlış bir şey yapmadığınızı görüyorsanız, dedikodular karşısında paniğe kapılmamalısınız.

Nitekim peygamberler tarihi bunun örnekleriyle doludur. Hz. Nuh taşlandı, Hz. Musa yurdundan çıkarıldı, Hz. Zekeriya testereyle biçildi. Fakat hiçbiri yürüdüğü yoldan geri dönmedi. Allah’ın seçkin kulları bile zulme uğradıysa, onların izinden gidenlerin de zorluklarla karşılaşması kaçınılmazdır.

Bu yüzden sevgi ve hoşgörü yolunda yürüyen insanlar, düşmanlık yapanların varlığını görmezden gelmeden; tedbirli, basiretli ve istişareye açık şekilde yollarına devam etmelidirler. Ferdî hareket etmek yerine ortak akla dayanmalı, meselelerini meşveretle çözmelidirler.

Bütün bunların yanında insanın kendisini sürekli muhasebeye çekmesi de çok önemlidir. Acaba gerçekten sadece Allah rızasını mı hedefliyoruz? Yoksa farkında olmadan dünyevî beklentiler mi taşıyoruz? Yapılan güzel işleri bir güç kaynağı gibi görüp asıl güç sahibini unutuyor muyuz?

Bu sorular çoğaltılabilir. Çünkü bir şeyi ifade etmek başka, gerçekten öyle olmak başkadır. Eğer eksik ve yanlışlarımız varsa hemen tevbe ve istiğfara yönelmeliyiz. Hiçbirimiz tamamen arınmış insanlar değiliz. Düşüncelerimiz zaman zaman istemediğimiz alanlara kayabilir. Şeytan da bu boşlukları kullanabilir.

Bu sebeple Allah’la olan bağımızı güçlü tutmalı, iç dünyamızdaki gedikleri sürekli tamir etmeye çalışmalıyız. Eğer biz üzerimize düşeni yapar ve samimiyetimizi korursak, Allah da bizi her türlü saldırı ve zulümden muhafaza edecektir.

                                                                              * * *

Editör: EKREM ERDEM