- Reklam -

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın“ Anonim sözlerimizden birisi. İnternette aradığımızda karşımıza bir hikaye çıkmakta ama bu, sözün hikayesinden daha ziyade yazarın bu söze uygun hikayesi gibi durmakta.

“Böyle diyerek yaşattığınız yılanların bir sonraki hedefi siz olursunuz” der Aziz Nesin. Bu söz hakkında pozitif bir şey, bir hikmet bulamadım. Belki de bir alıntıdır, böyle bir zihniyetin nelere yol açabileceği anlatılmak istenmiştir ama kırpılıp dillere dolanınca acube bir hal çıkmıştır ortaya. Gerçek şu ki, insan bu sözü söylemeye meyillidir.

Kimseyi itham etmek gibi bir niyetim yok aslında. Düşünce sistemim gereği hadiselere insanların, insanlığın zaaflarının nelere yol açabileceğini görmek üzere bakıyor ve böylece çözümler bulmaya çalışıyorum. Bu yöntemim doğru mudur, bilemiyorum. Kabul etmeliyiz ki, herkes iyilerden olduğunu iddia eder ama bir sürü problemler, acılar yaşarız buna rağmen.

Eğer o yılan kimsenin baş edemeyeceği kadar büyüdü ise, aşık bile olabiliriz. Aramızdan adaklar seçip besleriz bile onu. İnsanlık tarihinde bunun örnekleri olduğu anlatılır. Uzun süre başka devletlerin sömürgesi olmuş halklarda benzer durum görülmektedir. İnsanoğlu çözemeyeceğini düşündüğü büyük problemleri kabullenebilir yani, problem olarak bile görmek istemez. Gelmişlerdir, demokrasi getirmişlerdir, teknoloji öğretiyorlardır, malları değerlenmiştir. Birtakım insanlar zarar görmüştür ama onlar zaten yaşamayı bile hak etmiyorlardır. Tembeldirler, Müslüman değildirler, akıllarını kullanmamaktadırlar. Kendileri uzlaşmacı bir tavır göstermeseler zarar daha fazla olacaktır.

Aslında böyle zor zamanlarda normal bir insanın yapabileceği çok da bir şey yoktur. Umulur ki bir yiğit çıkar ve insanlara ümit saçar, ruh olur, yol gösterir…

İnsanlığımızı yaşarız ve tarih tekerrür eder. Postacı defalarca çalar kapımızı ama beyhude. İhmallerimizle büyütürüz o yılanı yani. Önceliklerimiz toplumun önüne geçebilir masumane. Yaşanacak olan yaşanır. Oysa toplum halinde yaşamak zorunda olan bir varlığız. Diğerleri ile anlamlıyız. Kötü olmasa iyi nereden bilinebilir ki?

İyi olmak isteriz hatta iyi olduğumuzu iddia ederiz, herkes iyi olsun deriz. Ancak referansımız muhatabımızdır. Ya iyi olabilmek adına istenenleri veririz ya da gerçek iyiye iyi demesini bir şekilde sağlarız. Aksi halde o şeylerin bizim elimizden alınması hak görülebilir. Haksızlığı hak görmek nefes almak kadar kolaydır insana, sıcak bir havada bir yudum su içmek kadar serinletebilir yürekleri…

Kendi yaptığımız her şey yapmak zorunda olduğumuzdur, normaldir, hak ediyoruzdur, hak etmiştir. Bu nedenle o yılanlarla akrabalığımız bile olabilir bir nevi, bazı yönlerden. İnsan öldürmek? Yazması bile içimi ürpertti. Ama o silah ele alındı ve doğrultuldu ise patlaması şaşırtmamalı. Karadenizli dostlarımıza sormalı nasıl olur bu işler. Bir heves ile bele takılan o delikli demire bir alıştı mı insan, olmazsa olmazı oluverir kısa sürede. Ve onsuz çıplak hisseder kendisini. Merakımıza yenilirsek 3-5 masum hayvanda dener, görürüz nasıl ölünür, öldürülür. Vahşeti tadarız. Böyle bir sürece giren herkes katil olmaz tabii ki, ama katiller böyle bir süreçten geçerler genellikle.

Herhangi bir mağduriyet gördüğümüzde onu engellemeye, önlemeye çalışmadı isek sorumluluk alarak hata yaptığımızı, yardım edebilecek iken ilgisiz davrandığımızı bu nedenle yaşananlarda payımızın olduğunu kabul edebilmek ciddi bir erdem ister. Bu nedenle çalışır savunma mekanizmamız hemen. Her şey söyler işte, iyi ki karışmadın bile der. Derinlerimizde bir yerlerde yapılana meylimiz var ise faili aklamaya bile çalışır. Failin yerine kendisini hayal ederek fantazilere bile dalabilir.

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşar mı, bin yıl yaşayan yılan bir gün bana dokunur mu, bilmem. Belki de o yılanı çok uzaklarda aramamalı…

 

- Reklam -
Önceki İçerikİlyas Salman, uyardı: Benden nefret etmeyin
Sonraki İçerikManU’da Solskjaer dönemi sona eriyor

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

1 × 1 =