ABD siyasetinde tansiyon yine zirvede. ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’ın geçen yıl devreye aldığı kapsamlı küresel gümrük vergilerinde yetkisini aştığına hükmetti.
6’ya 3 oy çokluğuyla alınan karar, yalnızca bir ticaret düzenlemesini değil, başkanlık yetkisinin sınırlarını da tartışmaya açtı. Mahkeme, Trump’ın 1977 tarihli Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası’nı (IEEPA) kullanarak dünyanın neredeyse tamamından yapılan ithalata geniş çaplı vergi koyamayacağını belirtti. Mesaj net: “Acil durum” yetkisi, kalıcı ve kapsamlı bir ticaret rejimi kurmanın aracı olamaz.
Kararın en çarpıcı boyutu ise para. Geçen yıl tahsil edilen yaklaşık 130 milyar dolarlık gümrük gelirinin hukuki zemini sarsılmış durumda. Teorik olarak Amerikalı tüketiciler ve işletmeler bu parayı geri isteyebilir. Pratikte ise bu, uzun ve karmaşık bir dava süreci anlamına geliyor.
Unutmayalım: Gümrük vergisini kağıt üzerinde ithalatı yapan şirket öder. Fakat çoğu zaman bu maliyet zincirleme biçimde tüketiciye yansır. Raf fiyatları artar, enflasyonist baskı güçlenir. Dolayısıyla mesele yalnızca hukuki değil, doğrudan cebimize dokunan bir ekonomik gerçekliktir.
Karar açıklandıktan hemen sonra Trump cephesinden gecikmeyen bir hamle geldi. Başkan, bu kez 1974 tarihli Ticaret Kanunu’nun 122. maddesine dayanarak tüm ülkelerden gelen mallara yüzde 10’luk geçici bir gümrük vergisi getirdi.
Bu adım, Yüksek Mahkeme kararının “arkasından dolanmak” olarak yorumlandı. Hukuken farklı bir dayanak, siyaseten aynı hedef: yüksek tarifelerle korumacı çizgiyi sürdürmek.
Washington kulislerine yansıyan iddialar daha da çarpıcı. Kararın ardından Trump’ın bazı Yüksek Mahkeme üyelerine ağır sözler sarf ettiği öne sürülüyor. Üstelik Trump aleyhine oy veren yargıçlardan bazıları bizzat onun atadığı isimler.
Sızan bilgilere göre Trump’ın yakın çevresine, “Atamak yetmiyor, başka bir şey yapmalı” dediği konuşuluyor. Bu ifade, önümüzdeki dönemde yalnızca ticaret politikalarının değil, yargı yetkilerinin de hedefte olabileceğine işaret ediyor.
Yüksek gümrük tarifeleri, Trump’ın hem dış politika hem de ekonomi stratejisinin temel taşlarından biri. “Önce Amerika” yaklaşımının somut aracı. Bu nedenle karar, Trump yönetimi için sadece hukuki değil, siyasi bir darbe niteliğinde.
Daha da önemlisi, eğer 130 milyar dolarlık gelirin iadesi gündeme gelirse, federal bütçede ciddi bir boşluk oluşabilir. Bu da yeni borçlanma, harcama kesintisi ya da başka vergi düzenlemeleri anlamına gelebilir.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: ABD’de güçler ayrılığı mekanizması hâlâ çalışıyor. Ancak aynı zamanda yürütme ile yargı arasındaki gerilim de derinleşiyor.
Trump geri adım atacak bir siyasetçi değil. Yüksek Mahkeme ise anayasal sınırları koruma iddiasında. Önümüzdeki süreç, yalnızca ticaret savaşlarının değil, Amerikan demokrasisinin kurumlar arası dengesinin de sınanacağı bir dönem olacak.
