Venezuela Devlet Başkanı Maduro, Latin Amerika’nın Esad’ı gibi bir figürdü.
Gitmesi gerekiyordu; ancak gidişi doğru olsa da, gidiş şekli hukuki açıdan sorun oluşturdu.
Venezuela nüfusunun yüzde 40’a yakını ülkeyi terk etmiş durumda. Dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 20’sine sahip olmasına rağmen halk açlık ve yoksullukla boğuşuyor. Bu açıdan bakıldığında ülkenin Maduro’dan kurtulması birçok kişiyi sevindirdi. Ancak kurtuluş memnuniyetle karşılanırken, yöntemi kafaları karıştırdı: ABD istediği zaman istediği kişiyi yatağından alabilecek mi?
Bu tür bir müdahale uluslararası hukuka açıkça aykırı olduğu için ciddi bir tutarlılık sorunu doğuyor. Öte yandan kötü bir adam gitti. Bu paradoksu aşmak imkânsız. Yöntem yanlış ama içerik doğru. Bu durum özgür dünyayı tepki vermede bir çelişkinin içine soktu.
ABD yetkilileri bile temkinli. Genelkurmay Başkanı yasal mevzuatı ayrıntılı şekilde anlattı ve “geriye dönük olarak bunların yargılandığını” ifade etti. Ortada tam anlamıyla bir “Trumpluk paradoks” var: Yöntem yanlış, iş doğru.
Avrupa ülkeleri yöntemi yanlış bulsa da Venezuela’nın Maduro’dan kurtulmasından memnun. Yunanistan Başbakanı, “Maduro berbat biriydi. Hukuksal yöntemi tartışmanın zamanı değil” derken, benzer açıklamalar Almanya’dan da geldi. İngiltere yapılanı doğru buluyor. Fransa ise her zamanki gibi eleştirel bir tutum sergiliyor ancak o da sonuçtan memnun.
ABD operasyonundan AB’nin çıkardığı net bir ders var: AB daha konsolide olmalı ve gerçek anlamda bir devlet yapısına kavuşmalı.
“Başka her alternatif AB için iyi değil. ABD’nin askeri şemsiyesinden çıkılmalı ve ekonomik olarak kendi küresel markaları oluşturulmalı.”
Muhtemelen önümüzdeki süreçte Avrupa’da iPhone marka telefon ve bilgisayarların sonu gelecek; çünkü bu cihazlar istenildiğinde birer silaha dönüşebiliyor.
Venezuela’da yaşananlar sadece bir ülkenin iç meselesi değil, küresel güç rekabetinin Batı Yarımküre’deki en sert tezahürlerinden biri oldu. Obama ve Biden dönemlerinde ABD doğrudan müdahaleden kaçındı. Bu durum Çin ve Rusya’nın kendilerine alan açmasına yol açtı.
Örneğin Venezuela petrolünün büyük bölümünü Çin alırken, Rusya da ülkede etkili hale geldi. Trump ile birlikte bu tablo değişti. Trump, uluslararası hukuku zorlayarak — hatta hiçe sayarak — ABD’nin gerileyen hegemonik gücünü ve caydırıcılığını yeniden inşa etmeye başladı.
Venezuela olayı dünya siyasetinde birçok açıdan domino etkisi yaratacaktır. ABD sürekli “Western Hemisphere” vurgusu yapıyor; Çin’i bu bölgede istemediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu operasyonla Çin ve Rusya’ya şu mesaj veriliyor:
“Geri çekilmiştim, tolere etmiştim ama artık çizgi çekiyorum.”
ABD, hegemonik bir güç olarak yeniden kural koyucu rolüne soyunuyor. Uluslararası hukuku ihlal eden bu operasyonla Trump yönetimi şu mesajı veriyor:
“Kurallara herkes uymak zorunda, ancak ben istisnayım.”
Bu yaklaşım dünya siyasetini ciddi biçimde etkileyecek.
Venezuela operasyonu Çin ve Rusya için doğrudan bir uyarı niteliğinde. Rusya’nın Ukrayna savaşı ve Çin’in ABD hinterlandındaki ekonomik yayılması, Washington’un “güç politikasıyla” yeniden caydırıcılık pozisyonuna geçmesine zemin hazırladı.
Küba’nın petrol ve akaryakıt ihtiyacının yüzde 70’i, elektriğinin ise yüzde 90’ı Venezuela kaynaklı. ABD’nin bir sonraki hedefinin Küba olabileceği açıkça dile getiriliyor. Panama’ya yönelik tehdit dili de uzun süredir gündemde.
Venezuela petrolünün özgür piyasaya açılması, bu gelirden ciddi pay alan Rusya ve bazı Arap ülkelerini uzun vadede zorlayabilir. Özellikle petrol rantına dayalı Arap rejimlerinde ciddi dönüşümler yaşanabilir. Ancak bu şimdilik uzak bir ihtimal.
ABD, Latin Amerika’dan Çin’i çıkarmakta kararlı ancak bunun nasıl yapılacağı belirsiz. Çin Şili’de tarım yapıyor, istihdam sağlıyor. ABD’nin bu işbirliklerine müdahalesi ciddi ekonomik ve sosyal sonuçlar doğurabilir.
Türkiye olaylara en düşük tondan tepki veren ülkelerden biri olurken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, operasyonu 15 Temmuz’a benzeterek hükümeti Trump’la karşı karşıya getirecek bir söylem benimsedi. Bu çıkış, AKP’yi zor bir diplomatik pozisyona itme hamlesi olarak yorumlandı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Venezuela operasyonunun mimarı olduğu ifade ediliyor. ABD’nin müesses nizamı, Rubio üzerinden Trump yönetimine yön veriyor. Bu süreçten en büyük siyasi kazancı Rubio’nun elde etmesi ve ileride başkanlık için avantaj yakalaması muhtemel.
ABD’li uzmanlar, Trump’ın son basın toplantısındaki performansını erken demans belirtileri açısından tartışmaya açtı. Yutkunma ve motor beceri sorunları dikkat çekti. ABD’de liderlerin yaş sınırı meselesi yeniden gündeme geldi.
Türk medyası olayı çoğunlukla duygusal ve tarafgir bir dille ele aldı. Sayısal veriler, göç rakamları ve sahadaki gerçekler büyük ölçüde göz ardı edildi. Hükümetin ihtiyatlı tutumundan sonra medya da kısa sürede pozisyon değiştirdi.
Venezuela’da kısa vadede bir geçiş hükümeti kurulması olası. Ancak bu yapının kalıcı olması beklenmiyor. Yeni bir seçim süreci gündeme gelecek. ABD açıkça şu mesajı verdi:
“Burası benim arka bahçem; gerekirse güç kullanırım.”
ABD, ülkede yeni bir rejim kurulana kadar operasyonlarını sürdüreceğini net biçimde ortaya koydu.
Yorum: Selim Apaydın
