ABD ile Çin arasındaki küresel güç mücadelesini bir satranç tahtası gibi düşünelim.
Tahtada her taşın bir rolü, bir değeri ve bir fedakârlık ihtimali vardır. Kimse oyunu tek bir hamleyle kazanmaz; piyonlar sürülür, taşlar feda edilir, asıl hedef en sona saklanır.
Piyonlar, oyunun en çok harcanan ama en çok kullanılan taşlarıdır. Suriye, Venezuela, Yemen, Libya gibi ülkeler bu rolde. Küresel güçler için bu coğrafyalar; baskı kurma, alan açma ve rakibi oyalama araçlarıdır.
Piyonlar sık sık kaybedilir ama oyun devam eder. Atlar ve filler, oyunun denge taşlarıdır. Avrupa Birliği, Japonya, Hindistan, Brezilya gibi aktörler bu grupta yer alır. Tam bağımsız hamle yapabilirler ama çoğu zaman büyük güçlerin açtığı koridorlarda hareket ederler.
Oyunun kaderini tek başına belirlemezler; fakat doğru anda kritik bir denge yaratırlar. Kaleler, sahayı tutan ve çizgiyi koruyan sert taşlardır. Türkiye, İran, Ukrayna gibi ülkeler bu rolü üstlenir. Bölgesel güçtürler, kendi ajandaları vardır ama aynı zamanda büyük oyunun tam ortasındadırlar.
Yanlış bir hamlede hedef olurlar, doğru bir hamlede oyunun yönünü değiştirirler. Vezirler, oyunun en güçlü ve en özgür taşlarıdır. ABD ve Çin bu rolü paylaşır. Tahtanın her yerine ulaşabilir, oyunu hızlandırabilir ya da kilitleyebilirler.
Ama dikkat çekici bir gerçek vardır: Vezir ne kadar güçlü olursa olsun, tek başına oyunu kazanamaz. Ve şah… Şah aslında sahada çok az hareket eder. Devletlerin ekonomik sistemi, iç istikrarı, toplumsal meşruiyeti ve uzun vadeli sürdürülebilirliği bu taştır.
Tahtada ne kadar gürültü koparsa kopsun, oyun şah düşmeden bitmez. Bugün dünyada olan biten şey tam olarak budur. Piyonlar sürülüyor, kaleler yıpranıyor, filler pozisyon alıyor. Herkes hamle yapıyor ama kimse henüz son hamleyi göremiyor. Bakalım, kim kime “şah mat” diyecek, yoksa oyun uzun süre pat mı sürecek?
Yorum: Fuat Ateş
