İnsanlar, yaratılışları itibari ile ‘öğrenmeye’ odaklı bir varlıktır. Yaşam koşullarını, küçüklüğünden itibaren ailesinden, çevresinden, aldığı eğitimden ve bulunduğu coğrafayadaki kültürel yapısından öğrenmektedir.

Bu etkenlerle kendi eylemlerinin doğruluğuna veya yanlışlığına karar verebilmektedir. Sahip oduğu iradesi sayesinde de neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayabilmesi için sorgulayabilme ve muhakeme edebilme yeteneği vardır.

Bu sorgulamayı da, herkesin doğruluğuna inandığı ilim penceserinden yapmalıdır ki, hak ve hakikat ayırtedilebilsin ve onunla amel edilmiş olunsun. Bir şeyin ‘doğru’ olduğuna kanaat getirilebilmesi için ya ilmen doğruluğu bilinmelidir, ya eylemin yaşandığına şahit olunmalı ya da bizzat olayın kendisi yaşanmış olunmalıdır.

Şöyle ki, bir ifade veya haber duyulduğunda, bu haberin nerede, ne zaman, kim tarafından ve ne amaçla söylendiğinin araştırılması, doğruluğunun tasdik edildiğinin öğrenilmesi, geçmiş tecrübelere dayanılarak muhakeme edilmesi gerekir ki, eylemin ilmen doğru olduğuna kanaat getirilmiş olunsun.

Ya da duyu organları ile eylemin yaşandığına tanık olunmalı ve bunda şüphe edilecek bir durumun olmadığı tasdik edilmelidir. Üçüncü durumda ise kişi olayın bizzat bir parçasıdır, yani eylemi yaşayan bireyin kendisidir.

İlkinde bazı yanılmalar olabilse de son iki durumda şüphe edilecek bir durum sözkonusu olamaz. Eğer soru işareti birakacak bir durum var ise, o zaman bireyin kendisinde akıl sağlığı açısından anormal bir durum var demektir.

Bir misal olarak; ‘Bu nasıl vicdansızlık, hasta olan adamı muayene etmeden ve hem de hakaret ederek geri çevirdiler!’ Bu haberi okuyan herkes doktora, sağlık çalışanına ve adı geçen hastane yönetimine lanet etmeye başlar.

Eğer muhabir önce sağlık kurumu ile görüşmüş olsaydı haber şu şekilde olabilirdi ‘Kendini bilmez bir hasta, muayene sırası beklemeden muayene olmak istedi, sağlık çalışanlarına hakaretler etti vs’. Bu sefer tepkiler tersine dönecektir.

Bu küçük misali her duruma uyarlayabilirsiniz. Mahallede, iş yerinde veya halkayı genişletip uluslaraarsı ilişkilere de örnekleyebilirsiniz. Bir yerlere müdahale etmek, yön vermek, baskı oluşturmak için büyük devletlerin medyayı bir araç olarak  nasıl kullandıklarını biraz da olsa okuyan ve düşünen kesimler iyi bilmektedirler.

Medya ses getiren haber peşindedir. Doğru veya yanlışın değil haberin okunabilme oranının yüksek olmasına önem verir. Doğruyu araştırmak zaman ve uğraş ister, pahalıdır. En önemlsi ise haberin yayınlanması geciktikçe, değerini yitirir.

O, bir an önce haberi servis etmeli ve dikkati çekmelidir. Bu haberden sonra tarafların ne tür mağduriyetler yaşadıkları önemli değildir, zaten okuyanlar da olayın doğruluğunu araştıracak değildir ya! İnsanlar için de bu böyledir. Okumak, araştırmak, öğrenmek gibi faaliyetlerle uğraşmak, zaman ve enerji ister. Haber ise ulaşımı kolay ve ucuzdur, bedeli de yoktur.  Haber bir duyumdur, bir söylemdir. İlim ise doğruluğu tasdik edilmiş bir bilgidir.

Yıllardır tanıdığınız, yeri geldiğinde beraber iş yaptığınız biri hakkında birşeyler duydunuz;  bu bir haberdir. Sizin yıllardır bu kişi hakkında gördükleriniz ve bildikleriniz ise ilimdir.

Hangisine inanılmalıdır, elbette ki kendi yaşadıklarınıza ve gördüklerinize. Bugün söylenenler haberdir, çünkü  henüz kıstaslara göre doğrumudur, yanlışmıdır bilmiyoruz. Bu söylemi dün yaşamış olanlardan ve geçmişteki tecrübelerinden faydalınmak veya işinin ehli bir kişiden bu söylemin analizini öğrenmek ise ilimdir.

Tarih boyunca yaşananlar ile günümüz olayları birbirinden bağımsız değildir. Birinci ve ikinci dünya savaşları sonrasında devletlerin ideolojileri dikkatte alınırsa bugün meydana gelen olayların neredeyse yüz yıl öncesi ile de ilişkili olduğunu söyleyebiliriz.

Tarihsel süreç içinde bugünü okuyabilmek, yarını öngörebilmek ilimdir, sadece bugünkü haberleri dinleyerek bir karara varmak ve onunla amel etmek doğru değildir. Geçmiş iyi okunup analiz edildiğinde, tarihi süreçler  çağın şartlarına göre ufak değişklikler ile aynen tekrar ettiği görülebilmektedir.

İlim ile amel etmeyince maruz kalınan felaketlere de isyan etmemek gerekir. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde insan kendi yolunun taşlarını kendisi döşemektedir veya düşüncesizlikten dolayı kendilerini yıkıma götürenlere destek vermektedir.

Özellikle diktatöryal yönetimlerin hüküm sürdüğü bölgelerde halklar düşünceden ve muhakemeden yoksun bırakılmakta, sorgulayıcı kişiler etkisiz hale getirmektedir. Böyle bir ortamda yönetimler, çıkarlarına olan haberleri rahatlıkla hakikat olarak aktarabilmekte ve kitleleri peşinde sürükleyebilmektedirler.

Halk da bu kişilerin emellerinin gerçekleşmesine destek olmaktadır. İlim olmayınca sorgulayacak kapasite de olmaz. Muhakemeden ve düşünceden yoksun bırakılmış bir kitlenin sefalet ile yüzleşmesi elbette kaçınılmazdır. Böyle bir toplum kendisi ile yüzleşmeyi yaşarken bile, sebebini sorgulayacak bir bilgi birikimine sahip değildir.

Sonuç olarak; ilim olmayınca cehalet hüküm sürecektir. Cehalet içinde olan toplumları, uydurma haberlerle gelmekte olan yıkımın bir zafer olduğuna inandırmak kolaydır.

İleride olabilecek olumsuzlukların sebebi; sefaletin, yoksulluğun, haksızlığın ve zulmün aslında ilim ile hareket edilmediğinin bir bedelidir. Kimileri çok sonradan farkına varir ki, artık olan olmuştur, kimileri ise, gelen müsibeti bizzat yaşıyor olmasına rağmen farkına varamayacak kadar da cehalet içinde yaşamaktadır. Doğrusu, bu da adalettir.

MUSTAFA YAŞAR

- Reklam -

4 YORUMLAR

  1. Güzel bir makale. Ama uygulanabilirliği çok zor. İnsanoğlunun fıtratında var olan bazı davranışları değiştirmek zor. Peygamberimiz döneminde bile bu söylenilenlerin hepsi yaşanıyor. Katkı yapmak isterdim ama bu konuda gerçekten bende çaresizim. Bende duyduklarına amel edip hüküm veriyorum.

  2. doğru tespitler bu süreç gösterdi ki ilim amel etmiş birçok sözde aydının güç karşısında ilim ve bilimle değil korkma,maddi çıkar,makam hırsı, kin ve nefret duyguları ile hareket ettikleri görüldü.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

18 − 8 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.