UEFA’nın futbol kulüplerinin gelir-giderlerine çeki düzen vermek amacıyla uygulamaya koyduğu Finansal Fair Play (FFP), son günlerde Trabzonspor ve Manchester City üzerinden yeniden gündemde. UEFA, FFP kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle Manchester City’yi 2, Trabzonspor’u da bir yıl Avrupa kupalarından men ettiğini açıklamıştı. İki takım da Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’ne (CAS) başvurmuştu. City ve Trabzonspor’un CAS duruşmaları geçtiğimiz günlerde yapıldı. City’nin Avrupa kupalarından 2 yıl men cezası kaldırılırken; Trabzonspor kararı merakla bekleniyor.

Peki, City’nin cezasının kaldırılması ne anlama geliyor? UEFA’nın hezimeti mi? Yoksa yapılan strateji hatası mı? Bu kararın sonuçları ne olacak?

CAS, UEFA’nın FFP kurallarına uymadığı gerekçesiyle İngiliz ekibi Manchester City’ye verdiği 2 sezon Avrupa kupalarından men kararını kaldırdı. CAS, aynı zamanda, Manchester temsilcisine verilen 30 milyon Euro para cezasını da 10 milyon Euro’ya indirdi. Bu sezon şampiyon Liverpool’un ardından Premier Lig’i ikinci bitirmeyi garantileyen Manchester City, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılacak.

Bilinen bir fıkradır. Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar düdük ısmarlamış ama para veren olmamış. Çocuklardan yalnız biri Nasrettin Hoca’ya düdüğün parasını vermiş. Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Hoca’nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.

Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış. Ötekiler bağırmaya başlamışlar:

-Ya, bizim düdükler nerede Nasrettin Hoca?

Nasrettin Hoca’nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:

-Parayı veren düdüğü çalar.

Nasrettin Hoca gibi bir nüktedan ermiş bile para vermeyen çocuğa istediğini almadığına göre, bu kural her yerde geçerli olsa gerek. UEFA, parayı verenin düdüğü çalabileceği kuralının en azından futbol dünyasında geçerli olmaması için Financial Fair Play (FFP) kurallarını yürürlüğe koydu.

FİNANSAL FAİR PLAY NEDİR?

Kulüplerin mali yapılarını düzenlemek için UEFA’nın 2011’de başlattığı Finansal Fair Play (FFP), kulüplere oyuncu satışından elde ettiği gelir kadar transfer bütçesi sınırı ve maaş sınırlandırması getiriyor.

UEFA, FFP kapsamında 2013’te kulüplerin mali gelir-giderlerini başabaş dengelemek için Mali Kontrol Kurulu kurdu. Bu kurul, UEFA yarışmalarına katılan kulüplerin mali borçlarının olup olmadığını kontrol ediyor, şartları yerine getirmeyen kulüplere gerekli yaptırımları uyguluyor. UEFA, yarışmalarına katılacak kulüplerin son üç yıllık mali raporlarını analiz edilerek değerlendirmeye alıyor.

Financial Fair Play’in zengin işadamlarının veya devletlerin takım satın alarak bu kulüpleri mali açıdan desteklemesi yoluyla haksız rekabetin önüne geçen maddeleri ise şöyle:

– Yöneticiler ve kulüp başkanları kulüp için cebinden harcama yapamayacak.

-Kulüpler, kendi yöneticilerine veya iş ortaklarına ait borçlarını kaynaklarına iade edecekler.

-2012-13’ten itibaren kulüpler transferlere gelirlerinden daha fazla harcama yapamayacak.

-Sadece kulübe hibe edilen ve kulübe ait gelirler, değerlendirmede kulüp geliri sayılacak.

Bu kurallar sayesinde parası olmayanların da düdük öttürebilmesi, yani futbol arenasında eşit şartlarda mücadele etmesi düşünülmüştü. Ancak CAS, UEFA’nın FFP kurallarına uymadığı gerekçesiyle İngiliz ekibi Manchester City’ye verdiği 2 sezon Avrupa kupalarından men kararını kaldırdı. Bu, UEFA’nın eşit şartlarda rekabet için yürürlüğe koyduğu FFP kurallarının bittiği anlamı mı taşıyor?

Bu karar, dünya spor basınına göre, UEFA adına yenilgi anlamına geliyor. Bundan daha da önemlisi UEFA’nın getirdiği FFP kurallarının geçerliliğinin tartışılmaya başlanması.

Ancak olayın diğer bir yönü de UEFA’ya bu şikayet geldiğinde delillerin zaman aşımından dolayı yetmeyeceği tahmin ediliyordu. UEFA buna rağmen cezayı kesmek zorunda kaldı. Hiçbir şey yapmaması onun kendi koyduğu kuralları uygulamaması anlamına gelirdi. UEFA, FFP kurallarının geçerli olduğunu ispatlamak için bile bile bu yolu seçti.

PARİS SAİNT GERMAİN VE KATARLI İŞADAMI

Fransa Ligi’nde şampiyonluğunu ilan eden Paris Saint Germain, sahibi Katarlı iş adamı Nasır el-Halifi’nin takımı satın aldıktan sonra yaptığı transferlerde sık sık FFP kuralları gündeme gelmişti. Fransa futbolunun en güçlü ismi olarak seçilen Nasır el-Halifi’nin parası olmadan bu transferlerin yapılması mümkün olamazdı. CAS’ın kararı Paris Saint Germain’i de yakından ilgilendiriyordu. Manchester City’den sonra sıranın bu kulübe gelmesi bekleniyordu.

İtalya’nın köklü kulüpleri Milan ve İnter de bu kararı kendileri açısından değerlendirecektir. Nitekim Milano takımlarının sahipleri de çok uluslu. Milan, ABD merkezli bir hedge fon şirketi olan Elliot Management’ın kontrolüne geçti. İnter ise Çin şirketi tarafından hisseleri satın alındı.

Akıllara şöyle bir soru geliyor, FFP kuralları sadece borçlu kulüpler için mi hazırlandı? Tersine işlemeyecek mi? Zengin yöneticileri olan takımlara bu kurallar uygulanmayacak mı? Bunu bize zaman gösterecek.

FİNANSAL FAİR PLAY’İN AKİBETİ NE OLACAK?

Spor otoritelerini korkutan, zengin işadamlarının veya bazı petrol zengini ülkelerin satın aldıkları takımlara büyük paralar aktararak haksız rekabete yol açmaları.

Genelde spor dünyasını, özelde futbol dünyasını endişelendiren ise yakın gelecekte petrol zengini ülkelerin futbol takımlarını birer birer satın alması. Bu ülkelere Çin veya ABD zenginlerinin de dahil olması, futbol liglerinin çığırından çıkması anlamına geliyor.

Avrupa’nın bir numaralı ligi olarak kabul edilen İngiltere Premier Ligi takımlarının birçoğu Rus, Taylandlı, ABD’li, Çin’li ve Arap işadamları tarafından satın alındı. Rus milyarder Roman Abramovich’in 2003’te Chelsea’yi satın almasıyla başlayan furyada Manchester United, Arsenal, Liverpool ve Manchester City gibi ülke futbolunun önemli kulüpleri birer birer yabancılara satıldı.

BUNDESLİGA’DA 50+1 KURALI

Almanya, Bundesliga’da yüzde 51 kuralını işleterek kulüplerin bu şekilde satın alınmasının önüne geçti şimdilik.

Bu kural nasıl işliyor?

Almanya Bundesliga Ligi Federasyonu kurallarına göre bir futbol takımının hisse senetlerinin en az yüzde 51’i taraftarların elinde bulunmalıdır. Bu kural sayesinde takımlar bir organizasyon, kuruluş veya firma tarafından satın alınıp kontrol edilemez hale getirildi. Yani bir yatırımcı olsa bile, karar mercii daima üyeler olacaktı.

Alman futbolunu Avrupa’nın genelinden ayıran bu özellik aynı zamanda kulüplerin bütçelerinin tamamını futbola yatırmalarını garanti altına aldı. Kulüplerin diğer Avrupa liglerinde olduğu gibi kâr etme ve pazarlık yapma amacına karşı gelen bu kural Alman futbolunun temeli oldu.

Ancak bu kuralın da etrafından dolanmanın bir yolu bulundu. Almanya’nın doğusunda bulunan Leipzig kentinde Red Bull’un Avusturyalı yatırımcıları RasenBallsport Leipzig, kısacası RB Leipzig, takımını kurdular. Kulübün yedi kurucu üyesi ve başlangıçta yedi ana hisse senedi bulunuyordu. Bu hisse senetlerinin tamamı Red Bull şirketinde çalışanlar veya şirketin ajanlarının elinde. İlerleyen tarihlerde takımın ellerindeki hisse senedi sayısını artırmasına ve bu senetleri taraftarlara satmasına rağmen Red Bull’un kulübü rahatlıkla kontrol ettiği ve bu hisse senedi alıcılarını Red Bull ile bağlantılı olduğu bariz bir gerçek.

Diğer bir istisna ise Hoffenheim takımı. Hoffenheim takımında uzun yıllar yöneticilik yapan zengin işadamı Dietmar Hopp, “Eğer sponsor aralıksız 20 yıldır kulüple ilişkiliyse, 50+1 kuralı değişebilir.” maddesinden yararlanarak Hoffenheim’ın sahibi oldu.

Hopp, bugün Almanya’nın en zengin isimlerinden biri ve Hoffenheim’ın sahibi. İddialara göre takıma her sene kulüp gelirinden daha fazla bir rakam aktarıyor. Bayer Leverkusen ve Wolfsburg da patron kulübü ancak belli bir isim tarafından yönetilmediği için Bundesliga’da Hopp kadar tepki çekmiyor.

Bundesliga taraftarı, “parayı veren düdüğü çalar” çarkının ürünü olan yatırımcı ve sermaye karşıtı tavır sergiliyor. Futbolun endüstrileşmesine karşı olduğunu her fırsatta belirtiyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

2 × 1 =