Arkadaşlarımın çoğu Kurân kursuna gidiyordu, ben de heveslendim ve babama sordum. Rahmetli babam bana, “Kızım, henüz çok küçüksün” dedi. Ama ben onu ikna etmeyi başardım. İki gün kız arkadaşlarımla birlikte camiye gittim, o dönem Hüttenheim’da üç cami vardı.

Üçüncü gün gittiğim de bir erkek çocuğu (ismini unuttum) ayağı kalkıp, hoca’ya, “Hocam, Sevil alevi” dedi. Bunun üzerine herkes bana baktı ve hoca bana dedi ki: “Senmisin Sevil?”  bunun üzerine ben tereddüt ettim ve ayağı kalkıp, “evet benim adım Sevil” dedim, fakat alevi kelimesini hiç duymamıştım daha önce. Hoca bana biraz soğuk bir sesle oturmamı söyledi, oturmasına oturdum ama içim içimi yiyordu. Acaba alevi ne demekti? Küfürmüydü yoksa?

Kötü bir şey olmalı diye düşünüp ayağı kalktım ve hemen, “Ben alevi değilim” dedim heyecanlı bir şekilde, bunun üzerine o çocukta ayağı kalkıp: “Hocam, yalan konuşuyor, Sevil’in babasıyla benim babam birlikte çalışıyorlar, vallahi onlar aleviler” dedi.

Bunun üzerine iyice bocaladım, ben kara kara düşünüyorken, hoca kısa bir sessizlikten sonra sertçe bana: “Çabuk burayı terk et, gözüm seni görmesin, seni gidi utanmaz, birde Allah’ın evinde yalan konuşuyorsun, buraya ispiyoncu olarak mı geldin, terbiyesiz” dedi.

Bunları duyunca ben camiden çok üzgün bir şekilde çıktım ve ağlıyarak eve yürüdüm, eve vardığımda annem ve babam evde oturuyorlardı, benim ağlıyarak içeriye girdiğimi görünce, telaşlanıp neden ağladığımı sordular. Bende, “Baba, biz alevi değiliz, değil mi? diye sordum.

Babam şaşkın bir şekilde, olup bitenleri kendisine anlatmamı istedi ve ben de her şeyi bir bir anlattım. Bunun üzerine babam çok kızgın bir şekilde hocayla gidip konuşacağını söyledi. Babam kapından çıkmadan evvel, alevi kötü bir şeymi demek? diye sordum, babama” “Hayır, yavrum, alevi olmak kötü bir şey değil” dedi. Bana alevilerle sünnileri anlattı. Pek anlamamıştım, çünkü farklı olmak kötü değildi benim gözümde.

Babam hocanın evine gidip kendisine kızdı ve hoca da, “Alevi olduğu için değil, yalan konuştuğu için Sevil’i camiden kovdum” dedi. Babam o günün akşamı çok gergin ve sinirliydi.

Hocaya, tekrar tekrar babam şunları söylüyordu, “Şerefsiz, biz çocukların beynini küçük yaşta yıkamıyoruz, alevi veya sünni ne fark eder” dedim, diyordu. Söylenip duruyordu…

Ertesi gün, her zaman ki gibi sınıf arkadaşım Yusuf’la birlikte okula yürümek istedim, fakat Yusuf çok hızlı adımlarla yürüyordu ve ben ona yetişmekte zorluk çektiğim için, kendisinden biraz yavaş yürümesini rica ettim, bunun üzerine Yusuf çok sertçe bana, “Bundan sonra benimle birlikte yürüme çünkü sen alevisin, istemiyorum artık” dedi. Benim gözlerim doldu, çok üzüldüm, acaba neden alevileri istemiyorlardı, sırf farklı olduğumuz için mi?

O gün yemin içtim ve kendi kendime, şunları ağlayarak söyledim, “Kim olursa olsun; dini, mezhebi, kültürü, ırkı veya rengi ne olursa olsun, katiyen dışlamayacağım hatta hoş görüyle yaklaşacağım.”

Bu sözümü tutuyorum ve ölene kadar da tutacağım. Nedir bu ayrımcılık ve ırkcılık? Barışcıl bir şekilde birlikte yaşamak varken, bu kin, bu öfke, bu nefret niye? Üç günlük ömrümüz var, değer mi hiç? Hangi ırktan veya kültürden olursa olsun anlamıyorum ve hiç bir zamanda anlamayacağım.

Sevil Arduç

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

15 − 8 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.