Kırklı yaşlarda, üç çocuk annesi, yoksul, eğitimsiz, mesleksiz, düzenli bir işi olmayan, eşi bir kaç yıl önce vefat etmiş bir hanım. Eşi hayatta iken de yüzü gülmemiş zaten.

Yirmili yaşlardaki oğlu, üç-beş kuruş için annesini dövebilen uyuşturucu bağımlısı bir genç.

Anlatmak istediğim asıl hikaye de, buradan itibaren başlıyor.

Bu annenin, yaşlı bir teyze ile kulaklarımla şahit olduğum konuşmalarını aktarmak istiyorum.

Yaşlı teyze “Kızım oğlunu uyuşturucu tedavisi için hastaneye yatırmak istemişsin, ancak doktorlar yatırmamışlar diye duydum. Çok üzüldüm” dedi.

“Teyzecim, doktor önce ilaç başlayalım,  15 gün sonra tekrar gelin, o zaman gerekirse yatırırız” dedi.

Ve bu annenin gerçekten çok etkileyici sözleri.

“Ben oğlumu bırakmam teyzeciğim” Bu sözleri can-ı gönülden,  çok kararlı ve güçlü bir ses tonu ile ifade etti.

Bu sözler hangi koşullarda söyleniyor. Zorluklar içinde çırpındığı, eline geçen üç beş kuruşu uyuşturucu bağımlısı oğlunun döverek elinden almaya çalıştığı bir durumda.

Bu anne yandım, kül oldum, mahvoldum çığlıkları atabileceği şartlarda, büyük bir kararlılıkla BEN OĞLUMU BIRAKMAM diyor, diyebiliyor.

Oğlu ile ilgili her şeyden şikayet edebileceği, her şeye küfredebileceği bir durumda BEN OĞLUMU BIRAKMAM diyebilmek, şefkatin ve sevginin kristalize olmuş bir sembolü olarak göründü bana.

Ve benim yorumum. Bu anne, annelik şefkati ve sevgisinin hazzı ile oğlunun uyuşturucu bağımlısı, kendisi olmaktan çoktan çıkmış, adeta canavarlaşmış haline aldırmadan, takılmadan, şimdi hatıralarda yaşattığı oğlunu ortaya çıkarmak, elinden tutmak, özgür kılmak için “BEN OĞLUMU BIRAKMAM” diyebiliyor.

Ve bu annenin hayatın doğal akışı içinde yaşadıklarına, bir dakika gibi çok kısa bir sürede şahit olduklarımın ben de uyardığı düşünceler.

Biz de iletişim halinde olduğumuz kişilerin, özellikle de yakınlarımızın, eşimizin dostumuzun paraya, pula, şana şöhrete, cahilliğe, görgüsüzlüğe ve emsaline bağımlılıklarının ortaya çıkardığı bencilce ve kaba saba davranışlara aldırmadan, takılmadan “BEN SENİ BU BAĞIMLILIKLARA BIRAKMAM, TERK EDEMEM DOSTUM” diyebildiğimizde; özel, mesleki ve sosyal yaşamın rengi er ya da geç değişecektir. Gökkuşağının yedi rengi gibi insani özellikler ortaya çıkacaktır. Yaşanan her yer yaşanmaktan keyif alınan bir ortama dönüşecektir.

Ve gerçekten var olmak; kendimizdeki ve iletişim halinde olduklarımızdaki bağımlılıklara aldırmadan, takılmadan, tutsak kalmış insani kendiliği ortaya çıkarmak, özgür kılmak için adım atmak, çaba göstermektir denilebilir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.