- Reklam -

AKP kurulduğu ilk dönemde İslamcı bir parti olmadığını dile getirmiş ve  buna bağlı olarak toplumun her kesimiyle iletişim kurabilmişti.

Din ile alakalı alana özellikle girmemiş, fakat dini cemaatlere yakın durmuş, taleplerini dinlemiş, 28 Şubat korkusunu üstünden atamamış dindar kesime güven hatta cesaret vermişti.

AKP bu ilk döneminde demokrasi, insan hakları, sağlam ekonomi, AB üyeliği, demokratik anayasa vb.. vaadlerle halk desteği kazanmış ve siyasi bir güç elde etmişti. AKP kadroları İHL mezunu ve siyasal İslamcı ekolden gelenler olsada, bu gömleği çıkardıklarına herkesi ikna etmişti.

Öyleki, bir aralar AKP destekçisi köşe yazarları, “İslamcı olanlar atılıyor, İslamcı olmayanlar getiriliyor” şikayetinde bulunmuş, bu itiraza bizzat AKP Genel Başkanı olarak Erdoğan, “Biz tekkeye mürit aramıyoruz ki” demişti.

Fakat AKP vermiş olduğu sözlerden ayrı yol izlemeye başlamış, gücünü artık verdiği sözlerden kaynaklı siyasetten değil dinden almaya başlamıştı.

Her iktidar dinin gücünü kullanmak ister. Bundan dolayıdırki iktidarlar, dini temsil eden liderler, cemaatler ve din alimleri ile her zaman sıkı ilişki kurmak ister. Tarihsel bu ilişki tarzı AKP ile farklı bir hal almaya başladı. AKP ve lideri bizzat dini temsil ettiklerini iddia etmeye başladı.

Arap ve Müslüman coğrafyada gençlerin Erdoğan’a hayranlığı da buna eklenince AKP dinin baş döndürücü gücüne tamamiyle geri dönmüş oldu.

Gezi olaylarınındaki devlet şiddeti, camide içki içtiler ve başörtülü bacımızı dövdüler ile meşrulaştırılmıştı. Nihayet öyle bir noktaya geldiki, AKP düşerse Mekke düşer bile söylenebildi…

Bu öyle bir güç ki, tüm suçlamalar, tüm hatalar bunun ile örtülebildi ve toplum bununla gayet rahat yönetilebildi.

AKP bizzat kendine dinin temsilcisi olarak bakıyor… Kendini tüm dini yapıların üstünde bir konumda görüyor.

Aileye yakın dernek ve vakıflar, zaten herkesin malumu. Bunları tek tek hatırlatmaya gerek yok. Bu aile dernek ve vakıfları o kadar doğal bir hal aldıki, kimse garipsemiyor artık.

Garip olan kendini, birbirlerinden tamamiyle farklı, tarikat ve cemaatlerin de üzerinde görmesi, emirler vermesi. Dinin yüzde 99’u iman ve ahlaki kaidelerden oluşurken, AKP’de ise sayısız ahlaki erozyonları beraberinde getirdi. Buna rağmen AKP’nin kendini dini temsil ediyor görmesinin izahı yok.

AKP kendini ve liderini, ülkenin ve ümmetin tek kurtarıcısı olarak görüyor. Bu sebeple herkesten biat bekliyor. Biat etmeyen cemaatler ise çok kötü bir sonuç ile karşı karşıya kalıyor.

Açıkçası, din iktidar ilişkisi içerisinde tarihte eşine benzemeyen bir dönem yaşıyoruz. AKP sadece dinin gücünü kullanmıyor, din ile her şeyi örtüyor, din ile yaptıklarını meşru kılıyor.

Yine AKP döneminde dindar insanlar ençok baskı altında tutuldu, işinden atıldı, cezaevlerinde ölüme terk edildi.

Bugüne kadar karşı ses veren olmadı. Olanlarda susturuldu. Halk ise sükut halinde ve AKP’ye oy vermenin imanın gereği olduğuna inandırılmış.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, hiç korkmadan, utanmadan “Allah yaptırdı” demesi bundan. Anlaşılan din adına konuşma direk Allah adına konuşmaya evrilmiş… Süleyman Soylu hakkında binlerce iddia varken, nerdeyse tüm suçlular ile foto albümü varken, yaptıklarını Allah’ın yaptırdığına inanmamızı bekliyor.

Muhalefetin siyasi gücünü kullanıp hesap soramaması artık kabullenilmiş bir çaresizlik. Acı olan Türkiye’de dinin hakkını, Hakkın hakkını savunacak tek bir kurum veya sivil yapı yok.

Öyle görünüyorki, AKP’nin din adına konuşması devam edecek. AKP, tarih huzurunda kaçamayacağı şu soru ile devamlı yüz yüze kalacak. AKP; bir parti mi? tarikat mı? yöneticileri siyasi lider mi? tarikat lideri mi? Tarih huzurunda muhatap olacağı soru bu olacak.

- Reklam -
Önceki İçerikAFP: Türkiye’deki kriz, kitapları lükse dönüştürdü
Sonraki İçerikAB yetkilisi: İsviçre’yle ilişkiler çökebilir

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

eleven + 14 =