2021 Android ve yapay zeka çağına hoşgeldiniz!

21 Aralık´ta 20 yılda bir gerçekleştiği söylenen, Jüpiter ve Satürn kavuşması oldu. Bu hem bilim insanları için hem de astrologlara göre, diğer yıllardan daha farklı ve neredeyse aynı paralelde gerçekleşen kavuşma. Dünyanın yeni bir çağa girdiğine işaret ediyor astrologlara göre..

2020 Ocak ayında, Çin’in Wuhan kentinde başlayan ve bütün dünyayı saran corona pandemisiyle birlikte evlerimize kapandık. Sokağa çıkma yasakları, AVM‘lerin, restoranların, cafelerin kapanması, insan ilişkilerinin ortadan kalkması tüm yaşamımızı alt üst etti. Alıştığımız yaşam biçimlerimiz değişti.

Medya ve hükümetlerin de katkısıyla insanlarda korku ve panik havası oluştu. İnsanlar bu durumun biteceği ve eski yaşamlarına devam edecekleri günleri sabırla ve bir o kadar da sabırsızlıkla bekliyor.

Fakat tüm veriler, aslında hepimizin sezgisel olarak hissettiği bu kaotik durumun biteceği yönünde değil. Aksine 2021 yılı eski yaşam biçimlerimizin değişeceği ve bu zamanın bir kaç yıl daha süreceği yönünde.

Yine Nasa bilim insanlarının söylediklerine göre, güneş son 100 yılın en büyük solar minimum dönemine girmiş. Yani güneş enerjisi aktivitesinin en zayıf olduğu dönem oluyor.

Bu durum normal de dünyanın aşırı soğuk olacağını, kıtlıkların baş göstereceğini ve güçlü volkanik patlamaların olacağına işaret ediyor. En son 1790 ila 1830 yılları arasında yaşanmış.

Küresel ısınma nedeni ile belki bu sefer küçük buzul çağı olmayabilir ama iklimsel değişikliklerin yanı sıra, tarım ve bitki örtüsünü etkileyeceği gibi insanları da etkileyecek önemli bir durum tabiki!

Teknolojik alanda insanlık yapay zekâlı robotlar ve androidlerle tanışacak. Çalışma alanlarından sağlığa kadar yeni teknolojiler hayatımızda yer alacak.

Astrologlar, 21 Aralık’ta gerçekleşen Jüpiter ve Satürn kavuşması ile birlikte kova burcuna girmiş olduğumuzu söylüyorlar. Kova burcu hem ileri teknolojiyi, bilimi, gen çalışmalarını ama aynı zamanda insanların eşit olması, özgürlükleri, insan hakları gibi toplumsal sorunları da temsil eden bir burç olduğu için büyük toplumsal protestolar da bekleniyor. Yönetim ve sistem değişiklikleri söz konusu olabilir diyorlar.

Benim için ise en önemli gelişmelerden biri epigenetik ve kök bilimi ile uğraşan bilim insanlarının, insanın kendi zihin ve düşünce gücüyle iyileşebilecegini, kapalı genleri açabileceğini, hastalıklı ve zararlı genlerimizi kapatabileceğini bulmaları oldu.

Yazımın başında da bahsettiğim gibi, zor zamanlara rağmen bu keşif, evrimsel olarak insanın kendi vücudu ve yaşamıyla ilgili yeni bir sıçrama.

Dr. Joe Dispenza (Kayropraktik ve Nörobilim doktoru), Prof. Dr. Bruce Lipton (Genetik bilimci, Biyolog), Dr. Alberto Viloldo (Psikolog ve Antropolog), Joan Borysenko (Psikolog, Yazar) gibi bilim insanları, ‘insanların evrenle, dünyada yaşayan tüm canlılarla ve hatta geçmişteki atalarıyla bağları olduğunu‘ söylüyor.

Dünyanın bir çok ülkesinde paralel olarak bu konuyu inceleyenler, aslında 5 bin yıldır şamanların, budistlerin ve kadim bilgileri içeren dinlerin ve şifacıların bildiği insanın vücut, zihin ve ruhtan oluştuğunu ve birbirleriyle iletişim halinde olduklarını bize modern tıbbın imkânları ile ispat ediyorlar.

Sadece vücut-zihin-ruh olarak değil aynı zamanda her canlının (hayvanlar ve bitkiler de dahil) çevresiyle, kozmik, iklimsel ve mevsimsel etkileşim içinde olduğunu da bildiren ve holistic tıp diye adlandırılan yeni bir tıp alanı ortaya çıkartıldı.

Vücudumuzun enerji kanalları bozulduğu zaman hastalanıyoruz, yaşam biçimimiz, beslenmemiz ve evlerimiz de buna neden olan önemli faktörler olmakla birlikte korku, endişe, panik, stres gibi zihinsel faktörler de çok önemli rol oynuyor.

Yanlış beslenme, sağlıksız yaşam biçimlerimiz, korku, panik, stres vb.. nedenler bağışıklık sistemimizi çökertiyor.

Bu arada insanların DNA’sında ölüm olmadığını da söylüyor, bu bilim insanları. Yani doğru bir yaşam biçimi, ruhsal olarak zihni temizleme, doğa ve çevremizle uyumlu yaşayarak ömrümüzü uzatabiliyor ve uzun yıllar genç kalabiliyoruz.

Bu anlamda bizim korkmamız gereken Covid 19 değil aslında!

Çünkü dünya var olduğu sürece bakteri ve virüsler var olmuştur. Hatta insan ve hayvan gibi canlılarında kendi hücreleri kadar mikroorganizma dediğimiz bakteriler var. Onlar olmasa yaşayamayız.

Virüslerlede yaşayabiliriz. Önemli olan bağışıklık sistemimizi güçlendirmek ve kendi içsel şifa gücümüze inanmak!

Doğru beslenme, spor, rahatlama teknikleri, meditasyon, inanç ile vücudumuzu ve zihnimizi güçlendirebiliriz. Ama herşeyden önce korkmamalıyız! Korku ve panik bizi yok edecek kimyayı yaratır.

Hatırlarsanız Hindistan’da yaşayan Mutter Teresa en korkunç hastalıkları olan fakir insanlarla bir arada olmasına rağmen onlara korku ile değil sevgi ve inançla yaklaştığı için asla hastalanmadı.

Türkiye’de cüzzamlı hastaları tedavi eden Dr. Türkan Saylan tüm itirazlara rağmen cüzzamlılara dokundu, tedavi etti ve cüzzam hastalığına yakalanmadı. Bu örnekler uzatılabilir elbette!

İçimizde ki sevgi ve inançla birlikte, doğru beslenme ve doğru yaşam bizi her türlü hastalıklardan korur. Korkuyu sevgiyle aşabiliriz. Dr. Joe Dispenza’nin ‘Placebo Sensin’ kitabını tüm okuyuculara öneririm.

Zor zamanlardan geçiyork olsakda, her yenilik güzellikler de barındırır. Günlük hayatta kullandığımız ‘‘Her şerde bir hayır vardır.‘‘ sözü yerinde bir örnektir.

Sevgi, barış ve güzelliklerle kalın..

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

17 + nine =