Ah keşke inançlarımız gereği olarak bildiğimiz şeylere inanabilseydik. İşte asıl sıkıntı da burada başlıyor zaten.

Dünyada Yaratıcı tarafından konulan belli şartlar vardır ve burada yaşayanlar bunlara uymak mecburiyetindedir. Aksi takdirde hayatı kendilerine oldukça zorlaştırmış olurlar. Örneğin, soğuk hava üşütür, sıcak hava ise terletir ve bu durum inançlı ya da inançsız herkes için geçerlidir. Kimseye asla torpil geçilmez. Şartlara göre giyinen hayatını koruma altına almış olur.

Çalışan para kazanır, çalışmayan da kazanamaz. Burada da herkes için aynı kanun geçerlidir.

Aynı şekilde bu hayat içerisinde insanoğlunun organizasyonları ikiye ayrılır. Birisi sadece bu dünyaya bakar, yani çok para kazanmak, zengin olmak ve bu şekilde insanlara hizmet sunmak hedeflidir. Burada ahirete ait bir düşünce yoktur. Dünyada cereyan eden şartlar herkes için eşit olduğundan, işini kendi mantığı içerisinde yapanlara Yaratıcı tarafından bir engel konulmaz, ona çalışması doğrultusunda istediği genelde verilir.

Diğeri ise insanların dünyasına hizmet verirken (okul, şirket, yardım kuruluşları gibi) aynı zamanda Allah’ın rızası gözetilerek yapılan işlerdir. İşte burada her şeyin hakiki sahibi olan Rabbin ölçüleriyle, O’nun mülkünde çalışan insanların ölçüleri farklıdır.

İşin dünya tarafına bakan şartlarını yerine getirmede en ince ayrıntıya kadar dikkat etmek gerekir. Ben nasıl olsa O’nun rızası için çalışıyorum, her halükarda beni başarılı kılar, dersek kendimizi aldatmış oluruz. Çünkü tabiat kanunları herkese aynı muameleyi yapar.

Bunun yanında bütün şartları tam yerine getirsek bile, O’nun hoşnutluğunu gözetmeyi bir şekilde unutursak, yine hedeflediğimiz cevabı alamayız. Tam ters bir durumla karşılaşabiliriz. Çünkü burada asıl hedef O’nun rızası istikametinde insanlara faydalı olmaya çalışmaktır.

Dolayısıyla bu denge çok iyi ve de istikrarlı bir şekilde korunmalıdır. İşte asıl zor olan da işin burasıdır. Zira insanın fıtratında belli zirveyi yakaladıktan sonra muvaffakiyetin rahatlığına düşmek, yani gevşemek vardır. Halbuki rahata meyil bütün problemlerin yuvasıdır. İnsan tabiatına uygun huzuru ancak sürekli aktivitelerde yakalayabilir.

Bu günlerde geçmişte yaşanan olayları değerlendirirken hep maddi, dünya şartlarına ait organize hatalarını tartışmak adet haline geldi. Bu da aslında O’nun rızası istikametinde iş yapmak isteyenlerin nereye doğru kaydığını ve hala olayın farkına varamadıklarını gösteriyor.

İnancımız gereği geçmişe kaderin hükmü böyleymiş deyip, ama onlardan ders alıp geleceğe doğru güzel planlar yaparak kendimizi yenileyebiliriz.

Ancak bütün bunları yaparken O’nun rızası çizgisinde, nerde ve nasıl hareket etmemiz gerektiğini, ikinci planda kültürel bir ritüele sokmamalıyız. İstenilen istikamette istikrarlı bir gidişatı sağlayacak manevi dinamikler konusunda ciddi kafa yormalı ve de uygulama gayreti içinde olmalıyız.

Ne mutlu başkasını değil de, kendini okuyabilenlere…

- Reklam -
Önceki İçerikSPD büyük koalisyona “Evet” dedi
Sonraki İçerikAlmanya’nın 1 yıllık İslamofobi bilançosu: 950 saldırı

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.