Sevgi-Saygı 4

Bir an düşününce ikisi de aynı gibi geliverdi. Sevdiğimizi sayar mıyız veya saydığımız insanlar sevdiklerimiz midir, sizce?

SEDAT İLHAN 26 Kasım 2023 YAZARLAR

Aslında sonsuzluğa doğru yelken açabildiğimizce tüm farklılıklar yok oluverir. Doğru, yanlış, iyi, kötü… ayrımı anlamsızlaşıverir. „Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.“ demiş atalarımız. Ya bize özel, cici fanusumuzda yaşıyorsak? Başımızı bile çıkarmaktan korkarak. Birileri hasbelkader göz atsa, ne var ne yok, canımız burnumuza gelip gelip dönüyorsa…

Ne sevmemiz sevme olur ne de saymamız saygı! Başka bir şeydir yaşanan. Beklentilerimiz, heveslerimiz, korkularımız…

Ancak öyle hop diyerek sonsuzluğa açılmak mümkün değil. Dahası, herkes tek başına bu yolu adımlamalı. Bilen söylemez, söyleyen bilmezmiş. Öğrenmek isteyen bedelini ödeyecek…

Hepimiz için hep birlikte ele alalım bu kavramları. Birbirimizin gözünden görelim kendimizi. Ta ki hayatımızı akışına yaşayana kadar.

Yeterince farkındalığa ulaşamadık ise sevmelerimiz tamamlanma veya paylaşma esasına dayanmakta. Sevdiklerimizin her haline destanlar yazma meylimiz var. Aynı davranışı bir başkasından görmeye tahammül edemesek de…

Saymalarımız… Hasbelkader, istemeyerek birisi ile konfor dairelerimiz çakıştığında, onunla yaptığımız bir anlaşma gibi düşünebiliriz. Sen bana dokunma, ben de sana! Ne senin ne de benim huzurum bozulsun. Herkes kendi yoluna…

Sevgi ve saygı… Herkesin üzerinde uzlaştığı kavramlar. Hatta iddia bile ederken bulabiliriz kendimizi. En iyi seven BEN! Veya hemen mazeretimiz hazırdır. Onu da mı seveceğiz, sayacağız? Bilmem, ben bilmem, senin için bilemem. Kendim için bile, evet dememin anlamını henüz bulabilmiş değilim, yeterince.

Geçenlerde katıldığım felsefe klubünde söylendiği gibi olsa keşke. Ne kadar kolay olurdu herşey. Mutlu mesut, şen şakrak yaşamak… Sadece bir adım, bir nefes, belki daha da yakın. Kendimizi değiştirdiğimizde, tüm dünyayı değiştirme gücüne erişebilirmişiz. Bu söz çokça söylenir, herkesçe bilinir.

Eğer bu söz doğru olmuş olsa idi, dünyaya veya dünyanın herhangi bir yerine iyilik veya kötülük hakim olduğunda bunun ilelebet devam etmesi gerekmez mi idi? Aksine, iyiliğin yaygın olduğu dönemlerde kötüler de zirveyi yaşamışlar, yaşamaktalar. Kötülüğün hakim olduğu bölgelerde iyiler de cirit atmaktalar, kötülüğe meydan okumaktalar, korkusuzca, benliklerine rağmen…

Kendimizi değiştirdiğimizde ancak hiçbir kimseyi değiştirmemek üzere kendimizi değiştirdiğimizde… Her ne olursa olsun, kayıtsız, şartsız saygı ile davranmayı hedeflediğimizde başka bir dünya açılmakta önümüze. Sonsuzluk, ürküten, korkutan…

Aksi ne yazık ki, çözüm değil. Keşke olsa. Bunu öncelikle ben isterdim. Bilen söyleyiverse ne kadar güzel olurdu. Açmazlarıma, karanlıklarıma, yollarda kalmışlıklarıma…

En temel değerlerimiz üzerinde bile anlaşabilmiş değiliz çünkü. Düşman gördüklerimizden bahsetmiyorum, dostlarımız, dost bildiklerimizdir kast ettiğim. Söylenen sözden daha fazla, kimin söylediğine dikkat kesilir olmuşuz. Bilmeyi yeter görüyoruz. Belki biliyoruz ama kendimizden bihaber. Herşeyi istiyoruz ama mazeretlerimiz hazır. Velev ki, doğru olsun, laf ile yürümüyor gemiler…

Sevgi ve saygı… İstediğimiz her ne var ise elde etmek üzere aşmamız gereken mesafeleri kısaltan, açmazları açan tılsımlı iki anaktar. Denemeli… Önce dostlardan başlayarak. Düşmanlıkların anlamsızlığını görene kadar…