Sevgi aktarımında denge

Sevginin tanımını ifade ederken, kişiden kişiye değişir diye başlamak istiyorum. Çünkü, sevgi kişinin o an içinden geldiği şeyi, söylemesi, yapması, ifade etmesi ya da göstermesi gibi birçok değişken üzerine kurgulanıp pratiğe dönüştürülen duygu şeklidir. Ancak, sevgide ortak paydalar; içtenlik, karşı tarafı hissetme-hissettirme, duygusal bağ kurma, güler yüz ve mutluluktur.

Her anne baba çocuğunu çok sever. Bu olması gereken, doğal olan ve ebeveyn olmanın olmazsa olmazıdır. Hatta bu sevgilerini ifade ederken de ‘ne yaptıysam hep onun mutluluğu, iyiliği için’ yaptım gibi kalıp ve kesin ifadeler kullanırlar. Yaradılışın doğasında ‘SEVGİ’ olduğu varsayıldığında, sevgiye ihtiyaç duymayan tek bir canlı da yoktur diyebiliriz. Her canlının doğumuyla başlayan ya da filizlenip büyüme aşamasından itibaren ‘sevgi deposu’ adı verilen görülmeyen ancak hissedilen kutucukları vardır. Bu depolar insanlar için yaklaşık 0-10 yaşına kadar ki döneminde çoğunluğunun dolmuş olması beklenir. Neden mi? Çünkü, sevgi deposu boş olan ya da yeterince dolmamış bireylerin ergenlik ve ilerleyen yaşlarında ‘sürekli sevgi boşluğu hissi, açlığı, sevgiye bir türlü doyamama, özgüven eksikliği, huzursuzluk’ gibi dışa yansıyan veya içsel duygu boşlukları şeklinde kendini ifade eder.

Bu açıdan sevginin aktarımı konusunda yeterince bilgisi olmayan, bu konuyu önemsemeyen ebeveynlerin çocukları ilerleyen yaşlarda sevgi deposunun boşluğunu bir ömür boyu hem hissederler hem de en yakınlarına (eş, çocuk, anne- baba vb) bu açlıklarını her fırsatta hissettirme eğilimine girerler. Kısacası sevgi, doğru aktarılmadığında muhatapları hiçbir şekilde sevgiyi hissedemez ve alamazlar. Örneğin, mutfaktan çocuğuna seslenen annenin ‘yavrucuğum seni bugün çok özledim, seni çok seviyorum’ gibi sesin olduğu ancak görüntünün olmadığı ileti şeklinde (hayalet anne modeli diyoruz buna) sevgi maalesef doğru hedefe ulaşamayacaktır. Bu baba içinde geçerlidir. İş yaparken, tv izlerken çocuğuna sevgi sözcükleri aktarıp sevdiğini düşünen baba da boşa kürek çekecektir. Sevgide göz, duygu ve yakın temas önemlidir.

Çocuğa sevgi aktarımının en temelinde, ebeveynin dengeli, ölçülü ve çocuğunun iletişim diline hitap eden, sevgi dilini keşfetmiş olması gerekir.

Şimdi ebeveynin sevgi aktarımında kullanacağı temel yöntemlerini biraz açalım isterseniz. Ebeveynin her ikisinin çalışıyor olması, çocuğun bakıcıya veya büyükanneye bırakılması durumlarında ebeveynde çocuklarına karşı bir araya geldiklerinde yokluklarının acısını çıkarır gibi aşırı ilgi gösterme, oyuncaklara ve hediyelere boğma gibi davranışlar öne çıkabilir. Oysa ki ister ebeveynlerden her ikisinin çalışması isterse sadece anne ya da babanın çalışması sevgi aktarımındaki dengeyi bozmamalı. Yani içten ve ilgili, istekli duygu göstergesi ile abartılı ilgi ve sevgi göstergesini ayırt etmeleri gerekir. Abartılı sevgi sunulan çocuklarda bu sevginin çıtasında düşme olduğunda veya başkalarından aynı ilgiyi göremediklerinde hayal kırıklığı yaşama ihtimalleri olabilir. Dengeli sevme, çocuğun ihtiyacı kadar ve düzenli verilen sevgidir. Abartılı sözlerle, iletişimle ve ihtiyaçlarının fazlasıyla karşılanması, ihtiyaç duyulan sevginin verildiği anlamına gelmez.

Doğru İletişim

Çocuklar ile doğru iletişim ve sevgi aktarımında çocukların, anlaşıldığını hissettirmek, kendilerini ifade etmelerine fırsat vermek, düşüncelerine saygı göstermek ve konuştuklarını dikkate almak, gözlerinin içine bakarak konuşmak, sarılmak ve özellikle de alnından ve başından bolca öpmek, duygularını çekinmeden paylaşabildikleri ebeveyn olmak doğru ve etkili iletişim ile sevgi aktarımı adına önemlidir.

Sevgi aktarımında önemli bir konu da anne ve babanın çocukları konusunda ortak bir dil konuşuyor olmalarıdır. Gerek sevgilerini ifade etmelerinde ve gerekse de kural koymalarında ortak kararlar almaları gerekir. Örneğin, babanın ‘benim çocuklarım bir tane, onları her şeyden çok seviyorum, onlarsız ben yapamam’ gibi çocuklarına da duyuracak şekildeki bu sevgi sözlerine annenin ‘bu kadar da abartma, onlar da her
çocuk gibi büyür ve yuvadan uçup giderler’ sözleri ebeveynler arasındaki uçurumu gösterir. Anne ve babanın çocuklarına sevgilerini daha yalın, içten ve duygularını da katarak iletmeleri en güzelidir.

Her insan gibi çocukların da sevgi dillerini ebeveynler kısa sürede çözmelidirler. Mesela fiziksel temas sevgi dili olan bir çocuğa çokça oyuncak almak veya nitelikli beraberlik sevgi dili olan çocuğa en güzel yemekler yaparak mutlu ettiğini düşünen ebeveynler doğru sevgi iletişimini kuramadıkları için çocuklarındaki mutsuzluğun, solgunluğun nedenini bir türlü fark edemeyebilirler.

Bir diğer konuda kültürlere göre çocuklara sevgi aktarımında farklılıklar olabilir. Örneğin Anadolu’nun dilerim eskide kalmış kültüründe büyüklerinin yanında kendi çocuklarını kucaklarına almak, öpmek, sevmek ayıp ve kötü karşılanırdı. Ya da çocuktur, büyüyünceye kadar anneanne, babaanne yanına bırakılması gibi durumlarda çocuklar anne babasının sevgisine hep hasret kalacaklar, sevgi depoları bir türlü dolmamış olacaktır.

Sonuç olarak; ebeveynler çocukları ile doğru iletişim kurmaları, sevgilerini içlerinde tutmak yerine dışarıya ihtiyaç kadar gösterebilmeleri, her şeylerine müdahale, kontrol yerine değerler kültürünün saygı, sevgi, değerli hissettirme ve iradesini kullanmasına zemin oluşturmaları çok daha sağlıklı ve sevgi depoları doldurulmuş bireyler yetiştirmeleri için en doğru adımı atmış olurlar.

Unutmayalım!.. Sevgisiz büyüyen çocuklar hep bir limana ihtiyaç hissederler. Ama hiçbir zaman bir başkasına sığınabileceği liman olma imkanını veremezler.

- Reklam -
Önceki İçerikMerkel’den Afrika ülkelerine daha fazla yatırım ve Kovid-19 aşısı çağrısı
Sonraki İçerikWOMEX’ten Aynur Doğan’a ödül

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

10 − 4 =