Yunus Emre olmak istemek

Yunus olmaktır aslında. Yunus ne demektir anlamadan, bilmeden, görmeden, hissetmeden istenemez ki. Sadece istemek yeter mi, bu ayrı bir soru. Ama insan bildiğini ister. Bilmeden ister ise şöhrettir istediği, anılmak, sevilmek, alkışlanmak, aranmak, sorulmak, tanınmak…

Olmak ile istemek kavramlarını da ele almalı. Oldum diyen olmamıştır. İsteyen gayret eder. Olmak isteyen daha fazlasını hedeflemeli. Bir şey arayalım mesela. Bulmak istediğimizde, elimizdeki feneri tutarız kıyı bucağa. Bulabilmek için daha fazlasını görmeliyiz. İşte böyle bir şey. Yunus’un bildiği Yunus’u aşmıyor ise Yunus kalamaz yani.

Her ne kadar başlık farklı şeyler düşündürüyorsa da konumuz bu değil. Konumuz niyet okumak, düşünce dünyamızdaki istenmeyen misafirler, söylemlerimizin yalanlanmaya çalışılması, doğruların, yapılabileceklerin yerini kimin söylediğinin alması…

Bir dostum ile konuşuyoruz. Yaklaşık 5 yıldır tanıştığım bir dostumla. Belki 5 defa ciddi olarak oturup konuştuğumuz dostum. Her seferinde bir yerlere gelip yay gibi gerilip tüm herşeyi bilinmezlere fırlatıverdiğimiz…

Kendime göre bir yol çizmeye çalışıyorum. Referansım yok değil. Söylenenlerin hepsi doğruluğumu ispat ediyor. Ancak söylemlerimin adamı olduğumu iddia edemiyorum. Ve fikirlerimi tartışmaya açığım.

Son olarak görüştüğümüzde bana bu soruyu sordu. Yunus Emre yerinde olmak ister misin? Çok kolay bir soru bu benim için. Nefsimi, enaniyetimi inkar etmiyorum. Bence öldürülemez bunlar, aksine, konuşabiliriz bunu. Kimse benim gibi düşünmek zorunda değil tabii ki.

Hayır, dedim. Yunus Emre yerinde olmak istemem. İstemeli miyim? İstemek rekabet kapısını açar. Aradaki farkı çok büyük gören gayretini yitirir. Veya insani bir takım hareketlere takılarak yükseltmeye yetinemediği seviyesine indirmeye çalışır onları. Yerler, içerler, esnerler, uyurlar. Onlar da insan, ben de…

Veya kendimizi bilmek yeterli olamaz mı? Kendini bilen Allah’ı bilir denilir. Nasıl bir şeydir kendini bilmek? Kendimiz olsak Yunus’u içimizde bulamaz mıyız?

Fikir konuşamıyoruz, vesselam. Kimin söylediği içeriğin önüne geçiyor ise hakikat bulunamayabilir oysa. Veya bulunan o şey her ne ise bir işe yaramayabilir. Hakikati çok mu küçümsüyoruz biz? Bir güneş gibidir o, herkes görür, faydalanır, ısınır, yaşar, yaşaması için gereken herne ise ona bağlıdır. Ama her gün doğduğu için kıymeti bilinemez. Bir gün güneşin doğmadığını düşünemiyorum. Bir an düşünmeye versem kendimi, dayanamıyorum hatta. Ancak güneşin var olabilmesi için gereken şartlar… akılları durdurur.

Dostum bir video önerdi, seyrettim. Öğrendim ki ben Yunus değilmişim. Izdırap yokmuş bende. Söylüyormuşum ama harekete geçmiyormuşum. Münafık gibi bir şey işte. Hayrolsun…

Bir dostum, kadın olmak ile ilgili yazdığım yazıya karşılık kendi fikirlerini söyledi. Hepsinin altına imzamı atarım. Çözüm onlar çünkü. Zaten yazımda cevaplarımın olduğuna dair birkaç ima bulunmakta. Ama insanlar neden farklı yerlerde ararlar ki dermanlarını? Bu soruya cevap aranmalı. Belki de sorulara cevaplar birlikte aranmalı. Belki de bildiğimizi sandıklarımız sadece bize ait hakikatlerdir, bizim hakikatlerimiz.

Yüreğimi açmaya çalışıyorum, dostlarıma, tüm insanlara. En azından söylem olarak, tefekkürlerimde. Belki de Yunus’umdur. Kim bilir ki, kimin haddine ki? Bize Yunus değilsin diyenlere inat, Yunus bilmeli kendimizi, herkesi…

- Reklam -
Önceki İçerikSedat Peker’in avukatı Ersan Barkın’dan açıklama
Sonraki İçerikKas ağrılarınızı ihmal etmeyin

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

9 − 1 =