Herkes yazsın

Bu da ne demek şimdi. Yazmanın önünde engel mi var ki herkes yazsın diyoruz, diyenler çıkabilir. Yazmayı denemediğimiz sürece bunu bilme şansımız yok. İddiamızda ısrarlı isek, herhangi bir engel yok diyorsak eğer hemen kalemi alabiliriz elimize. Ben kendime göre yaşadıklarımı, hissiyatımı anlatabilirim. Ama anlamak isteyen o kağıdı doldurmalı.

Kendi dünyamızla ilgili değişim ve gelişim için en değerli sermayemiz BEN olduğu gibi en büyük engelimiz de yine BEN’dir. Yazmamak için ne kadar çok mazeretimiz var ise yazmak için o kadar önemli nedenlerimiz var demektir.

Zamanımız yoktur mesela. Tamamen bir aldatmacadır bu. Kendimize yalan söylemektir eğer inanıyorsak. Dostlara söylemlerimiz ise başımızdan savma anlamına gelir veya kendimizi korumaya alma. İstesem senden daha iyisini yapabilirim ama istemiyorum demektir maksadımız. Önceliklerimiz için daima bir fırsat bulabiliriz tabii ki.

Ne derler? En büyük takıntımız ne yazık ki. Topluma inat, kendi bildiğini okumadan bahsedemeyiz, evet. Ama herkes kendisi olmalı. İnandığı gibi yaşamalı. Sorularına cevaplarını bulmalı. Ve bunu ancak kendisi yapabilir, diğerlerine bakmadan yapabilir. Bir fikrimizi söylediğimizde kopacak olan ipler pamuk ipliği gibidir, ha olmuş, ha olmamış. Dostları harcamaktan bahsetmiyorum, gerçek dostları bulmaktır kast ettiğim.

Bu konu o kadar derin ve geniş bir şekilde hayatımızda yer almaktadır ki farkında bile değilizdir çoğu zaman. Bazı gruplara dahilizdir mesela. Karakterimize, hayat görüşümüze göre özellikle seçerek mi yaparız bunu yoksa bir şekilde yollarımız kesiştiğinde fikirlerimizi yeni dostlarımıza göre mi şekillendiririz. Veya gerçekten değiştirir miyiz, gizler miyiz, kendimizden bile. Kendi adıma hayır diyemiyorum. Hatta öğreniyorum diyerek değişimime, uyumuma yol veriyorum sanki. Birbirimizi etkilediğimiz bir hakikat. Hem de çok kolayca, bir tebessüm, güzel bir söz veya eleştiri bile sayılmayan negatif bir hal hatır sorma. Yorgun musun, deme mesela hemencecik sarıverir iç dünyamızı.

Yazdığımız yazılar ile fikirlerimizi, hünerlerimizi pazara çıkarırız, iç dünyamızı açarız insanlara. Alıcısı olur mu bilinmez, risk vardır hem de çok ciddi. Ancak beğenseler ne olur, beğenmeseler ne olur. Asıl olan bizim kim olduğumuzdur. Nelere sahibiz ve neyi hedefliyoruz. Söylemesi kolay, bilinse de bir çekince olması doğal. Yıllarca profesörlük yapmış bir akademisyen bile sınava girse öğrenci olup heyecanlanabilir. İnsanlar neyi isterler, kabul ederler, neden eleştirirler gözlemlemeli, sormalı soranlara, neden, anlamaya çalışmalı ve kendimizi frenlemenin anlamsızlığını görmeli.

İlk yazılarımız hiç güzel olmayacak. Düşük cümleler, anlamsız ifadeler, birbiri ile çelişen kavramlar, tezler, ilgisiz kişi kipleri… her şey mümkün. Ama biz buyuz, yazıda resmedilen biziz. Devam edebilirsek eğer öğrenmemiz mümkün olacak. Hayatımızda, attığımız her adımda ayaklarımıza dolaşan o şeyleri bir bir ortadan kaldırabiliriz. Eksik gördüğümüz şeyler bizim kuvvetli yönlerimiz bile olabilir, keşfedebilirsek eğer.

Öylesine bir yazı yazmak istedim. Okuyan herkes sarılsın kalemine. Yapamazsın diyenlere inat. Ama olmuyor işte, sanki olmuyor. Üç-beş madde sıralayabildim kendime göre, üç yüz olsa da yetersiz. Herkesin mazereti farklı ve kendisine özel çünkü. Adı üzerine, mazerettir işte. Bir şey yapılmak istenir, bir şeylerin yapılmasında maslahat olduğu düşünülür ama engeller vardır. Uzandığımızda tutabileceğimiz o şeyler için kaldıramayız elimizi bir türlü. Ve bu konuda kimse bize yardımcı olamaz. Herkes yazmak için nedenlerini kendisi bulmalı çünkü. Mazeretlerini basamak yaparak ilerlemeli hayallerine, içindeki kendisine.

İnanıyorum ki, beklenen güzel günler gelecek ve o zaman herkes yazar olacak. Aslında herkes yazsa o günleri beklemeye gerek kalır mı ki…

- Reklam -
Önceki İçerikAlman bakandan yeni sosyal yardım projesi
Sonraki İçerikDemet Akalın hastalığını açıkladı

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

12 − ten =