Herkes Yazsın – Okuyucularımız

Herkesin yazmasının önünde duran en büyük engellerden birisi okuyucularımızdır. Okunmama endişesi ve tabii ki negatif eleştiriler. Ancak herkes için değil. Baktığımız pencereye göre değişebilir çünkü. Bazılarına göre motivasyon kaynağı bile olabilir.

Gençlik yıllarında şiir yazmayan var mıdır bilmem. Çevremde nerede ise herkesin karaladığı dizeleri var. Bir takım nedenler ile devam edemiyoruz işte. Ama o, doğulur mu yoksa olunur mu diye tartışıp durduğumuz yazarlık, sürekli damarlarımızda dolanır durur.

Yazmak istediğim bir dönemdi, karar vermem uzun sürdü. Bazen kararlarımız için bir neden bekleriz veya bir destek işte, bir dayanak, bir yapabilirsin söylemi. Bir dostumun teşviki ile başladım yazmaya. İyi mi oldu? Kendim için evet. Henüz yeterli görmüyorum ancak. Daha bir çok sorularım var.

Ben de bir dostumu teşvik ettim yazması için. Başlangıçta biraz acele ile ama harika hikayeler yazdı. Son yazısındaki ifadeler çok güçlü idi, hayran kaldım. Benim sayemde yazmaya başladığını söyler. Bu doğru değil, tamamen doğru olamaz. Onun bilgi birikimi, düşünce dünyası, hayat görüşü, hadiseleri okuma yöntemi, hayal gücü ve onu o yapan her şeyi ile yazmaya müsait birisi zaten.

Bence herkes en az bir kitap yazabilir, yazmalı da. Bir tiyatro gibidir hayat. Ancak senaryosunu biz yazıyoruz. Herkes rolünü oynar. Tabii ki bazen spontane değişiklikler olabilir. Yaşadığımız hayattan utanmıyorsak eğer çok rahatlıkla yazabiliriz. Tecrübelerimizi, yaşanmışlıklarımızı, hissiyatımızı… En azından bunları yazabiliriz.

Bir dostum vardı, bazı zaaflarını veya ihtiyaçlarını, açmazlarını gördüm. Dilimin döndüğünce, özgürlüğüne dokunmamaya çalışarak ifade ettim. Yaşanacak olan yaşanır. Ciddi bir travma yaşadı sonradan. Ona, tecrübelerine ihtiyacı olan milyonları hatırlattım.

Demek istemem odur ki, kötü bir tecrübe yaşadık ise eğer, kötü diyorsak buna, bir daha yaşamak istemeyiz. Tüm etkenleri, mazeretleri, imkanları masaya yatırmalı. Kendimizle yüzleşmeli, hedeflerimizi, değerlerimizi gözden geçirmeli, sapmaları tesbit etmeli. Böylece geleceğe daha bir umutla, farkındalıkla bakabiliriz. Bizi mutlu eden herhangi bir hadisede de yapmalı bunu, mutluluğumuzun devam etmesi için yapmalı. Yeni başarılar, tatminler, dostlar için yapmalı. Belki bir çok kişiye yardımcı olabiliriz böylece, yazılarımızla, nasiplerince.

Bence herkes en az bir kitap yazabilir, yazmalı da. Bunu öncelikle kendisi için yapmalı. Ama engellerimiz var. Okuyucularımız gibi. Bir milyon adet satacağını bilsek hayatımızın romanını yazma konusunda yine de tereddüt eder miyiz? Yoksa saçma sapan en ince detaylarına kadar yazar mıyız?

Okuyucuyu garantilemek için yöntemler yok değil. Kadın hakları hakkında yazdığımızda kısa sürede pek çok kadın takipçimiz olabilir. Çocuklar hakkında atıp tuttuğumuzda ebeveynler, çocuk hakları dediğimizde ise genç nesil muhatap alabilir bizi. Ama hayat bu değil. Bunu ne yazık ki belirli bir tecrübe ile söyleyebiliyorum. Başını örttüğü için ailesi tarafından dışlanan bir gencin ailesine karşı nasıl dik durduğunu anlatan romanlarla büyüdüm çünkü. Hiç kimse durun bir saniye herkes bir kalp taşır ve o kalp anlaşılmadığında acır, demedi. Belki dedi ama o ses, dünyamızda yeterince yer bulamadı. Oysa haklı veya haksız olmak değildir aslolan. İletişimi yönetebilmektir. İletişim kitaplarımıza ne oldu ki bizim? Veya sürekli benim değerli olduğumu bana anlatıp duran psikologlarımız. Ben zaten kendimi en değerli biliyorum ama bunu diğerleri bilmiyorlar. Kendi değerimi bir başkasından duymak için psikoloğa neden gitmeliyim ki. İhtiyacım olan şey, kısa yoldan çözüm, birilerinin tüm insanlara benim kim olduğumu anlatması.

İşin esprisi, ben kendimce hissiyatımı yazdım. Belki de yanlıştır veya yeterli değildir. Farklı bir pencereden bakmak gerekiyordur da onu bulamıyorumdur. Aradığım o şeyi bulan dostlar bana yol göstermeye çalışıyordur da ben inat edip dinlemiyorumdur.

Okuyucularımız… Her türlü tavsiye, tenkit, değerlendirmeye açık olduğumu sanıyorum. Alırım, tartarım, düşünce dünyamda bir yer bulmaya çalışırım. Açmazlarımı görürüm bazen. Yeni sorularım olur, cevaplarını ararım. Ama yazılarımı okuyuculara göre yazmam. Okuyucuların ne anlayabileceğini tekrar ve tekrar ele alırım. Ancak beğendirme gayretim yoktur. Çünkü tebrik etmek, kültürümüzde olsa bile dillerde kaldı ne yazık ki. Veya herkesin yazmadığı bir ortamda meydan densizlere kaldı.

Yazılarımıza yapılan iyi veya kötü tüm değerlendirmeler, okuyanların kritik etmeye değer bulduğunun bir delilidir, göstergesidir. Görüşlerini açık yüreklikle belirten dostlara teşekkür etmeli. Ancak anlama gayretinden uzak, ne anladığını ifade etmeye gerek görmeyen, getirisini götürüsünü hesaplamayan, tabularını aşamayan dostlara selam deyip geçmeli…

- Reklam -
Önceki İçerikBayern Münih, Lewandowski’yi bırakmıyor
Sonraki İçerikBeyin şaşırtıcı olaylara nasıl tepki veriyor?

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

14 + five =