Dalalet

Fatiha suresinin son ayetinde „Nimet ve lütfuna nail ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.“ duasını yaparız. Sapkınlık, sapıtma yani dalalet nedir, ne yaparsak dalalete düşme riskimiz olur, kimler dalalete düşmüştür diye Kuran’a soracağız.

Dalalet kavramı farklı çekimleri ile Kuran’da 191 kez geçmekte. Anlamı çok geniş olmalı veya çok önemli. Çok kolaylıkla her an karşımıza çıkabilecek sürçme nedenleri, bir dokunma, düşünme, meyletme, sonraya atma. Benim çok fazlaca yapadurduğum şeyler işte. Bilirim ki o yarın hiç gelmeyecek ama tüm iyi bildiklerimi hep yarına bırakırım.

Belki içinden geçtiğim süreç, belki de kendi açmazlarımın aralanması. Biraz isteksizim nedense. Normalde bir hafta önceden bitirirdim yazıyı, tekrar tekrar okurdum, dostların tavsiyeleri, değerlendirmeleri ile son halini verirdim. Ama bu sefer geciktirdim. Serzenişim anlamsız, bilirim. Dalalettir aslında bahsettiğim. Sadece düşünmüş, tefekkür etmiş, yazmış olmak ile kendimi iyi hissetmem de dalalettir, hatalarımı gördüğüm, yapmam gerekenleri kendimce keşfettiğim halde hayatımda bir değişim gerçekleştirememem de…

Hakikat uzaklarda aranmamalı. Çünkü uzaklarda aranan hakikat olamaz. Aynı şey dalalet için de geçerlidir. Bir dost ile sohbet ediyorduk. Söylemlerim tefekkürlerimi yansıtır ister istemez. Birkaç cümleden sonra dostum haa, dedi sen Fatiha’dan bahsediyorsun. Ben de bana diyorsun sanmıştım. Düşündüm, Fatiha kimden bahseder ki…

Dostum engellilik hallerine itiraz eder, kaybedeceği bir imtihan ile neden sınandığını sorgular bir mecliste. Kendisinde veya yakınlarında bir arizi durum oluşsa bunu göğüsleyemeyeceğini ifade eder. Aslında bu hale uygun bir atasözü de olmalı ama şu anda aklıma gelmedi. Herkes bir şeyler söyledi dostun bu açmazına, bende söyledim. Tüm sorularımıza cevap bulmalıyız, dedim. Cevaplarımız çözümlerimiz olmalı. Aksi dalalet olabilir.

Allah dostları hep pozitif pencereden bakmışlar insanlara, hayata. Allah’ın rahmetiyle bakmışlar. Evet problemlerimiz var, yalpalıyoruz, dinliyoruz, söylüyoruz başkası için, bekliyoruz, onlar yapacaklar. Ama bunları direkt dile getirmek anlamsız. Herkes eksik gördüğünü usülünce, kırmadan dökmeden düzeltmekle sorumlu ise, benim yapmam gerekenler nelerdir?

Konumuz dalalet. Ayet ayet gidelim. Hepsini ele almak mümkün ama Allah’ın rahmetine sığınarak bazılarını tercih edeceğiz. Bunun bir nedeni, meallerin belirli bir düşünce sistemine göre verilmiş olması. Bu nedenle aradığımızı bulmamız zorlaşıyor. Ne yazık ki Kuran’da insanı arayan bir meali ben bilmiyorum.

„İşte onlar hidâyeti verip, dalâlet satın aldılar. Ama bu, kârlı bir ticaret olmadı. Çünkü kâr yolunu tutmadılar.“ (Bakara 16)

Dalalet konusunda sadece bu ayet üzerinde konuşsak yeter gibi geldi bana. O kadar çok kapsamlı, nahif, az söz ile derin anlam. Her insana bakan yönleri var ve bunları herkes kendisi biliyor, insanın kendisine havale edilmiş yani. Tabii ki muhatap olduğunca. Beyandaki kavramların birbirleri ile ilişkisi muazzam. Hidayeti de dalaleti de hayatın içinde aramalı diyecek oldum. Bu düşünceyi bir yerlere tutturmak için tefekkür ederken bir önceki ayet aklıma geldi. Atlamışım, daha neler atladım kim bilir, Allah’ın rahmetinden umarım ki birlikte Cennet’te Kuran okumaları yapalım. Sırat-ı müstakim üzerine hidayet istiyoruz o ayette ki, hayatın tam içindedir bu beyanın aranacağı yer.

Evet büyük bir ticaret içindeyiz. Ömür sermayemizi harcıyoruz ve bir şeyler satın alıyoruz. Yaptığımız bu faaliyetin hayata bakan yönleri de olmalı. Bir psikolog, gördüğümüz yanlışa yanlış diyemediğimizde vahşileşeceğimizi söylemişti. Suç tanık ister diye devam eder belki başka videosunda. Toplum tarafından normal görülmeyen hiçbir suç işlenemez. Hayat toz pembe devam etmiyor ise masum olduğumuzu söylememiz çok büyük bir iddia olur. Verdiğimiz kararlar, söylemek istediklerimiz veya istemediklerimiz, söyleyemediklerimiz bizi biz yapar. Çocuklarımıza, ailemize, mahallemize, insanlığa yansır sonuçları. Ve dalalet de, gazap da buralarda bir yerlerde, ayrıntıda olmalı.

Hani bazen dostlarımıza vaktimiz yok, benim durumum farklı, şartlarım seninle aynı değil deriz ya, işte o anda bir şeyleri tercih ediyoruz demektir. Bir bayram sabahı dostlarla beraber oturmuş kahvaltı yapıyorduk. Karşıma ilminden şüphe etmediğim birisi oturdu. Tesadüf değildi bence, bir mesajdı. Ben ondan kaçırdım gözlerimi, o da benden. Hiçbir ortak noktamız yokmuş diye düşündüm sonradan. Rabb’im affetsin beni. Hiçbir şey derken hiçbir şeyi kastediyordum.

Dalalet böyle bir şey işte. Zamanı değerlendirememek, öğrenmeye odaklanamamak, başkalarını kritik edip durmak, iyiyi, kötüyü bilmek ama iyi olmayı, iyiye yol olmayı atlamak, kendisine odaklı bir dünyada yaşamak, menfaatlerine köle olmak, insan olamamak

- Reklam -
Önceki İçerikAvrupa ülkesinde “Türk Mutfağı” etkinlikleri başladı
Sonraki İçerikAlmanya’da kupa şampiyonu Leipzig

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

two × two =