Bir seyahat veya insanlığın anatomisi

Ben dahil 6 kişi, dünyanın sayılı ticaret merkezlerinden birisinde 4 gecelik bir tatil yaptık. Harika tecrübeler edindim de diyebilirim, duyduklarımı yaşadım da. Rezil olan günlerime de yanabilirim, oturup tavır belirleyerek geleceğimi de planlayabilirim. Hayrolsun…

Yoldaşlardan birisinin teknolojiye olan güvensizliği her an kendisini hissettirdi mesela. Şehrin haritası alındı, cadde cadde, sokak sokak gidilebilecek olan yerler hakkında herkes ile görüşüldü. İki araç birbirini takip etsin istendi. Beraber yola çıkılmaya çalışıldı. Ciddi risk yaşanabileceği öne sürüldüğü halde ısrarcı olundu. En hızlı ve en kısa mesafeyi önerdiği kabulüyle navigasyona uyuldu ama bu onda çok ciddi rahatsızlığa neden oldu. Kaybolduk sanıldı, gideceğimiz yeri bulamayacağımız. Pansiyon sahibine telefon edilip yardım istendi. İletişimin gidip gidip geldiği bir ruh haliyle navigasyona uyularak devam edildi. Ama çarşaf gibi açılan haritadan bulunan sokak isimleri tabelalarda okundukça rahatlandı.

İki gün sonra 3 kişi beraber bir yerleri görelim diye düşündük. Haritacımız rehberimiz. Gideceğimiz yeri herkese sordu, oturana sordu, kalkana, bisikletliye, yaya geçidinin tam ortasında yayaya. Kimisi bilmez, kimisi tarif eder ama birkaç adım sonra tekrar sorulmak gerekir. Sonunda navigasyon ile bulduk, gördük göreceğimizi.

Burada teknolojiden uzak olan birisinin açmazlarını konuşmak istemiyorum. Herhangi bir ihtiyacımız için yoldan çıktığımızda rahatsız olması da değil konumuz. Gezide birlikte hareket ederken normal yaşantısındaki çay, kahve saatlerini atlayamaması da olmasın irdeleyeceğimiz. Farklı ihtiyaçlarımız, korkularımız, hassasiyetlerimiz olması çok doğal zaten. Birlikte nasıl yaşayabiliriz veya ayrılıklarımız bize neler kaybettirir?

Diğer araçta iki çocuğu ile birlikte bir arkadaşımız, yoldaşımız vardı. 150 km sürdük sürmedik, aracının göstergesinde motor arızası mesajını görmüş, parka çekmiş, bize telefon ediyor. Ama bizde tamirden anlayan yok. Döndük geriye, bir şey yok dedik, yalan olmuş mudur ki? Verdiğimiz motivasyon ile 300 km daha sürdü, pansiyona vardı. Ertesi sabah birkaç metre gitmiş, tekrar arıza mesajı görülmüş. Çekmiş kenara, bizi arar. Yardımcı olmaya çalışırız ama bir derece. Bir tamirhaneye uğramış, bir şey yok demiş usta. Bir cesaret gezmeye çıkmış çocukları ile. Tekrar mesajı görünce yine çekmiş en yakın parka. Gittik, aracı bıraktık bulunduğu yerde, pansiyona döndük. Ertesi gün için randevulaşmış bir başka bilenle. Bu nedenle saat bile kurmadım uyurken. Ve çok uykucu oldum. Her neyse, sabah beraber gittik, aracın başında buluştuk teknisyen ile. Bu arada arkadaş, aracı aldığı dostunu arar, onu yalancılıkla itham eder. Aracın bir arızası var mı idi diye sorar. Alırken yok demiş ama şimdi var, belki biliyordur da satarken söylememiştir. Şimdi söyler de kolayca ne yapabileceğimizi bilebiliriz. Teknisyeni arar, ustam der, abi der, tanımaz kimdir ama yürekten söyler. Bir yandan da söylenir, şu fiyattan aşağı araba alınmaz! Puah puah puah, ne kadar da çok şey bilir. Arabasızların canı cehenneme, benim arabam yarı fiyatı.

İki kafadar, birçok neden sürebiliriz öne. Geziye çıkmışız yemek mi yapacağız diyebiliriz mesela. Ben ayrı yemek yapmak istemedim aynı ortamda, hayatım boyunca birçok kez mücadele verdim bu konuda. Arkadaşın çocukları ile birlikte kendilerine kahvaltı hazırlamasına tepkisiz kalamazdık yani. Konu ikram değil. Konu hizmet de değil. Bir tabaktır yıkanacak. Konu birlikte hareket edebilmek. Paylaşabilmek, duyguları, korkuları, sevinçleri, heyecanları.

Yoldaş birlikte kahvaltı yapalım demişti. Bu nedenle indik aşağıya. Belki çıkar, bir şeyler atıştırırdık yakındaki büfeden. Ama çocuk babası, çocukları ile birlikte kendilerine özel kahvaltılarını hazırlayıp yedikten sonra bir tabak içine peynir, zeytin, domates koyarak bir kavanoz bal ile birlikte yoldaşın önüne atar. Aslında fiili olarak koyar, sunar, ikram eder.

Herkesin ama herkesin samimi olduğuna inanıyorum. Ne üzerine isterseniz yemin de edebilirim bu konuda. Ama açmazlarımız var, ayaklarımıza dolanan hassasiyetlerimiz, olmazsa olmazlarımız, vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımız, diğerlerine rağmen yapmaya çalışmalarımız, diğerlerinin ihtiyaçlarına tahammülsüzlüğümüz, hiçbir değer katmayan özelimiz… Çok mu derin düşünüyorum yoksa. Her bir şey diğerlerine işarettir belki de kapıdır açılır uçurumlara… Bir şekilde uyuşturulmuş gibi bir hal mi yoksa yaşanan. Beynimizi yer gibiyiz gülerek, aynen Kuzuların Sessizliği filminde resmedilen.

Üzülüyorum. Üzdüğümün de farkındayım. Üzülüyorlar. Hatta bana sabrediyorlar. Demeyiniz bana, geç bunları. Yok çünkü tam bir insan. Birlikte öğreniyoruz. Veya öğrendiğimde tüm insanlar melek gibi oluverecekler…

Merak ediyorum, öğrenmek istiyorum, dinlemek. Hadiselere nasıl baktıklarını merak ediyorum. Neler hissettiklerini dinlemek istiyorum. Ve geziyi özel kılan şey, birlikte yapabilmektir. Belki hayat da böyle…

- Reklam -
Önceki İçerikYalan haber yüzünden kovulmuştu, Başbakanlıktan gazeteciliğe geri dönüyor
Sonraki İçerikBenzema: Daha fazlasını yapabileceğimi biliyordum

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

16 − nine =