Yorgun ve dinamik evlilikler -1

Bu konuyu iki bölümde ele alacağım. Birinci bölümde evlilikleri bitiren ve çiftleri ciddi anlamda her yönüyle etkileyen evlilik yorgunluğunun nedenleri üzerinde duracağım. İkinci bölümde ise iyi evlilikte asgari anlamda dikkat edilmesi gereken iletişim kural ve prensipleri konusu olacaktır. Buna dinamik, dinç yada başlangıcını koruyan evlilikler adını vereceğim. Ve aynı zamanda çiftlerle birlikte yaşayan çocukların yorgun ve dinç-dinamik evlilik ortamlarında büyüme düzeylerindeki farklılıklar, kazandıkları davranış modelleri üzerinde de duracağım.

Evliliklerde insanlar gibi yorgunlaşabilir. Yorgunluk esasında tüm canlı organizmalarda görülen doğal bir sonuçtur. Evliliklerin başlangıcında eşlerin birbirine duyduklarıheyecanı, cazibe/çekiçilikleri, karşılıklı sevgi, saygıve sadakatigibi bir çok bağlarla biraraya gelirler.

Bu önemli bağlar zaman içinde her ne sebepten olursa olsunya yıpranmış yada bir çoğunun kopmuş/ kopma aşamasına geldiği görülmektedir. Bu durumun ana nedenleri hayatın değişimine ayak uyduramamak, eski kültür ve değer yargılarını revize ederek bu güne adapte edememek yada kişinin geçmişe ve hayallerine takılı kalıp şimdi ve bugünü doğru ve içinden geldiği, hissettiği gibi yaşayamama gibi nedenleri olabilir.

Ayrıca değişen şartlar ve durumlara bağlı olarak çiftlerin kişilik ve karakter özelliklerinde evlilik kararı dönemlerine göre ciddi sapmalar da olmuş olabilir. Bu bağların zayıflamaya başlamasıyla şiddetli yada orta ölçekli geçimsizlikler, eşler arasında sıklığını artıran tartışmalar, kavga ve şiddet içerikli fiziki temaslar gibi güç mücadeleleri daha belirgin hale gelmeye başlar. Ancak, yorgun evlilik kavramı yukarıda bahsettiğim klasikleşen geçimsizliklerden çok daha farklı ve önemli bir konudur.

Evlilik yorgunluğu görülen çiftlerde, eşler birbiriyle iletişimi neredeyse aynı ev ortamında en aza indirgemiş ve bu durumu kabullenmiş görüntüsü sergilerler. Hiçbir şekilde diyalog zemini oluşturmayı denemez/ denemek istemezler ve iletişim kurma gereği de duymazlar. Birbirlerini aynı ev ortamında yok sayarlar, konuşmaya değmeyecek miş gibi düşünürler. Oysa ki insan sosyal bir canlıdır. İletişim kurmadan yaşamak bir de aynı ortam da sosyolojik anlamda Aile kurumunu birlikte oluşturan iki birey için bu kötü / üzücü durum oldukça zordur.

Çocukları dahi olmuş olsa çiftler çoğu kez aynı evde kendi dünyalarını oluşturup ve bu durumuda kabullenmiş görünerek bir ömür geçirebilirler. Bazen de bu tür yorgun evliliklerde evli kalma süreleri 20 senenin 30 senenin üzerinde ki yıllar dahi olsa yorgunluktan kurtulmak için boşanmak veya ayrı yaşamakla sonuçlanır.

Evlilik yorgunluğu 3-5 yıllık evliliklerde de kendini gösterebilir. Evli çiftlerin normal olarak evli kalma süreleri artıkça hem fiziksel, hem ruhsal hem de bedensel yakınlıkları artarak devam ederken evlilik yorgunluğunda bu durum maalesef tam tersi işlemeye başlar. Ya çiftler birbirlerini aynı evde yok sayarak görmezden gelmeyi deneyerek yaşamaya devam ederken veya boşanarak aynı zamanda fiziksel uzaklığı da sağlarlar.

Evlilik yorgunluğu durumuna nasıl gelinmiş olabilir, neden aynı ortamda bulunan bu iki insan diyaloğa geçemez, iletişimden kaçınır? Hiç bir evliliğin başlangıcında ve ilerleyen ilk 6 ile 1 yılı iletişimsizve diyalogsuz geçmez.

Evliliklerin ilk 5 yıla kadar ki sürelerinde çiftler birbirleriyle adeta doku uyuşması veya uyuşmazlığının test edildiği dönemini yaşarlar. Oysa ki evlilik iki kişinin özgür iradesi ile verdiği önemli bir karardır.

Kararı veren ve evlilik kararı almış bu kişiler aynı zamanda tüm sorumluluğu da üzerlerine almış oluyorlar. Kimi ve neyi suçlayarak veya kimden ve neden dolayı diyalog ve iletişimlerini bitirirse bitirsinler çiftler bilmelilerdir ki bu işte yani evlilik ortaklığında karar ve irade tamamen kendilerine aitti. Yan etkiler, üst -alt etkiler olsa bile yüzdelik çoğunluk kendilerine aittir.

Evlilik yorgunluğunu tetikleyen nedenler den biri de, erkek kadından biraz daha ayartıcı, çekici davranmasını bekler. Kadında da bu duygular aslında kendi içinde var. Ama bu duygularını çoğu kez kültürel ve ahlaki değerleri baskılar yada engeller. Oysa ki bunları evde yapabilirler.

Ama kültürel ve dini değerler genel anlamda bizlerin yaşamını düzenleyen olgulardır. Ancak 50 sene önceki bir değer yargısını günümüze taşımak, devam ettirmek duygu ve ilişkiler açısından sorunlar çıkarabilir çoğukez. Dün gelenekçi ailelerde çocukları büyüklerin yanında sevme veya eşlerin birbirlerine ismiyle hitap etmeleri ayıp, kötü gibi algılanırken bugün aynı şeyi devam ettirmeye çalışmak eşlerin birbirlerinden soğumalarına, kendilerini değersiz hissetmelerine neden olabilir. Bu tür duygusal sorunlar da evlilik yorgunluklarını tetikleyebilir. O yüzden kişiler hem kendilerini güncellemeli hemde kültürel değerlerini güncelleyebilimeleri gerekir.

Evlilik yorgunluğuna adım adım yaklaştığınızı nasıl anlarsınız? Çiftlerin aralarındaki her türlü ilişki biçimi anlamını, heyecanını, isteğini azaltmaya başlar.Yolda birlikte yürüyüşlerinde bile mesafenin arttığı görülür, konuşacak ortak noktalarınsayısında düşme olur. Birlikte olduklarında can sıkıntıları artar. Kısa soru ve cevaplarla iletişime başlarlar. Dolu dolu detaylandırarak birbirleriyle birşeyler paylaşmayı düşünmez hale gelirler.

Ortak hayal kurma, hedef belirleme, eski günleri konuşma veya gelecek planları konuşulmaz hale gelir. Bu gibi durumlar yaşayan çiftler acil eylem koduyla harekete geçmeliler. Kendi haline bırakılarak çözülecek bir konu değildir çünkü. İnsan beyni çoğunlukla kolay olana yönelir, zor olana gitmez. İlişkilerde de kişinin hangisi işine geliyorsa onu yapmak, onu söylemek yönünde irade gösterir. Sevmek kendiliğinden gelen bir duygudur kişinin içinden gelir. Bu konuyu ikinci bölümde daha detaylı izah edeceğim.

Kadın ve Erkeğin kendi gibi olmalarını engelleyen faktör ne olursa olsun bu konuda kendi eksiklerini kabullenerek kendi çözümlerine ilk adımı atmaları gerekir. İlk önce yorgunlukların asıl neden(i)lerini konuşarak başlamalı.

Bu konuşmalarda en doğru tarz, sadece sorunu konuşma, net konuşma, anlaşılır konuşma ve derinliksiz ele alma olmalı. Yani uzun cümlelerden, karşınızdakini suçlayan ifadelerden, bağırmaktan ve küsmekten uzak durarak sakince aranızdaki birikmiş yorgunluğu atmaya çalışmamalı.

Ben haklıyım, benim dediğim olmalıydı, ben yeterince ilgi, sıcaklık görmedim gibi nedenleri daha fazla öne çıkarmak yerine; çiftler karşılıklı olarak beklentilerini, makul dairedeki istek ve arzularını birbirine net olarak ifade etmeli. Sonra da sıra çiftlerin kendilerini sorgulama ve bundan sonra ne yapabilirime odaklanmaları gerekir.

Uzman desteğini düşünmek çözüm olmakla birlikte kadın ve erkek kendilerini geliştirme ve gerektiği kadar değiştirme, uyum sağlama gibi evlilikiçin olmazsa olmazortak paydaları kalınlaştırmaları gerekir. Belki bu emek, çaba haftalar alacak ama sonuçta bu evliliğin gençleştiğini, ilk zamanlara yakın iletişimlerin olduğunu birlikte yaşayarak göreceksiniz.

Evlilik yorgunluğunun bedelini sadece çiftler çekmiyor evdeki çocuklarda bu durumdan olumsuz etkileniyor. Yaşları ne olursa olsun bu tür ailelerde yetişen çocukların gelecek kaygıları, rol model sorunları, evliliğe dair olumsuz düşünceleri ve özgüven sorunları ortaya çıkıyor. Evli çiftler ayrıldıklarında belki sorunlarını tek taraflı çözdüklerini düşünebilirler. Çocukları açısından ise gerçekten çözülüp çözülmediği yıllar sonra karşılarına çıkacaktır.

Son olarak insan hayatta olduğu sürece kendisine şunu sık sık hatırlatmalı: yaşıyorsam, nefes alıyorsam ve birlikteysek daha hiç bir şey bitmemiştir. Yapabileceğim mutlaka bir şeyler vardır diyebilmelive adım atmalı… yazının ikinci bölümünde görüşmek ümidiyle…

Uzman Psikolojik Danışman

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

15 − 9 =