Birlikte Yaşama Kültürü: Üst kimlik

Birlikte yaşama denilince aklımıza bir çok alternatifli aynı ortamı paylaşan insanlar geliyordur. Örneğin, aynı evi paylaşan aile bireyleri, aynı odayı paylaşan öğrenci gurupları, aynı yatakhaneyi paylaşan kişiler. Bunların hepsi kısa veya uzun süreli aynı ortamı paylaşan, birlikte yaşayan insanlardır. Bunun adı: Birlikte yaşama’dır.

Ama her birlikte yaşamın zaman içerisinde oluşturduğu bir kültürü de vardır. Örneğin, aile içinde yaşayan bireylere ait bir aile kültüründen söz ederiz. Bu tür birlikte yaşam becerisini insanların dışında hayvanlar ve bitkilerde  oluşturabiliyorlar. Bu o kadar üst düzey bir yetenek yada özellik gerektirmiyor. Yaşamın doğal sürecinde barınma, güvenlik yada sosyal aidiyet gibi ihtiyaçlar sonucunda oluşan bir durum.

Birlikte yaşamanın, küçük gruplar (ev, oda vb..) dışında aynı mahalle, , il, kısacası toplum boyutuda var. Bu tür yaşam tarzlarının herbirinin ‘birlikte yaşam kültürü’ vardır. Çünkü artık bireyin küçük dünyasından genel hayata, toplumsallaşma ve sosyalleşme içerisine dahil olduğu bir yaşam tarzından bahsetmiş oluyoruz.

Kendi küçük dünyamızda yaşarken nasıl ki, az yada çok, bireylerin birbirlerini etkilemesi, örnek almaları söz konusu ise aynı toplumda yada ortak dünyamızda yaşarken de bireylerin birbirlerini etkileme ve etkilenmeleri söz konusudur. Bu durum sosyalleşmenin bir sonucudur. Kimse kendisini yaşadığı ortamdan, toplumdan yada coğrafyadan soyutlayarak sağlıklı bir hayat tarzı sürdürdüğünü iddia edemez. Her insan ve canlı yaşadığı ortamdan etkilenir. Ancak; sürü psikolojisine dahil bireylerde birlikte yaşama kültüründen kesinlikle bahsedilemez. Onlar sadece aynı ortamdalar fakat aynı duyguları paylaşan değillerdir.

Birlikte yaşama kültürü; birlikte yaşayan insanların ve diğer canlıların kendilerine has oluşturdukları yazılı veya yazısız ortak eylem tarzlarından oluşur. Bu tarz artık onların kültürüdür. Bu kültür, insanların benimsediği, uyum sağladığı kabullendiği bir içselleştirmedir. Birlikte yaşam kültürü, insana insanlığını yaşatan, hissettiren, karşıdakine saygı duymasını, kabullenmesini zorunlu kılan duygular bütünüdür.

Birlikte yaşama kültürü çok önemlidir. Bu kültüre sahip olmak kişiyi, olgunlaştırır, demokratik bakış kazandırır, insana saygı çıtasını yükseltir, karşıdakini amasız ve fakatsız kabul etmesini sağlar. Bireyselleşen kişilerde birlikte yaşam kültürü daha kolay benimsenir. Çünkü bireysellik, irade ve aklını kullanarak özgür bir bakışa sahip olma kabiliyetini doğurur. Herkesi olduğu gibi kabul eder. Irk, din, yaşam biçimi ve cinsiyet gibi tercihlere saygı duyar.

Birlikte yaşama kültürü üst bir kimliktir. Alt kimliklerin çatısı ve kapsayıcısıdır. Bu
kimliği benimseyen bireylerin yaşadığı toplumda, ötekileştirme, ayrımcılık ve ırkçı faşist bakış açıları yeşerme zemini bulamaz. Bu kimliğe sahip toplumlarda kavga, anarşi ve huzursuzluk barınamaz. Bunun tam tersi ise; birlikte yaşam kültürünü benimseyememiş birey ve toplumlar da sürekli bir kaos, sürekli bir gerilim ve ötekileştirme görmek kaçınılmazdır. Özellikle, az gelişmiş ve diktatöryal sistem altyapısı olan coğrafyalarda birlikte yaşamanın ne birlikteliği ne de kültürü vardır. Değerlerin, inancın, saygının ve nihayetinde insan olmanın bile bir karşılığı yoktur.

Birlikte yaşama kültürünün hakim olduğu toplumlarda rengarenk bir toplum mozayiğinden sözedelebilirken, bu kültürü benimsememiş birey ve toplumlarda ciddi anlamda karanlık ve matlık hakimdir. Vicdanların zincire vurulduğu, insani değerlerin hiçe sayıldığı, kimsenin birbirine saygısının ve değerinin olmadığı bir ortam olur.

Birlikte yaşama kültüründe kişilerin özellikle demokratik duruşları da dikkat çeker. Haksızlık karşısında kim olduğuna, neci ve ne renkten olduğuna bakılmaksızın kerkese sahip çıkarlar. Antidemokratik uygulamaların karşısında her bir birey adeta muhalefet rolünü benimser. ‘’Bana dokunmayan yılan yada oh olsun’’ gibi basit ve gayri insani yakıştırmalardan uzak dururlar.

Birlikte yaşama kültürünün temelinde sevgi ve huzur yatar. Bireylerin dost ve arkadaşlığı yatar. Ortak idealleri, ortak kaygı ve gelecek hayalleri yatar. Hepsinin de temelinde ışığını Peygamber efendimiz’den sav alan Yunus Emre’lerin, Mevlana’ların insan sevgileri, ‘yaradılanı severim yaratan dan dolayı’ inceliği yatar.

Bugün doğu ve yakın doğu ülkelerine göre batı ve avrupa toplumların da demokrasi kültürünü özümsemiş birlikte yaşama kültürünü daha fazla görmek mümkündür. Neden dünya kardeş olması? insan olmasın? insanlık hakim olmasın? Bu konuda ümidimizi yitirmeden bir kişiden ne olur ki, demeden gayret ettiğimizde dünyamızı adeta ‘sulh (barış) adacıkları’ haline getirmemiz içten bile değil. Yarınlar, yarına olumlu ve ümitle bakanların örgüleyeceği günler olacaktır…

Uzm. Psikolojik Danışma

- Reklam -
Önceki İçerikGöçmen gözaltı merkezinin altında tünel çıktı
Sonraki İçerikİsrail-Filistin çatışmasında 40 ölü

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

1 × 3 =