Yenilgilerin bahanesi olamaz

Asgari düzeyde de olsa tarih ve toplum bilincine sahip birisi, toplumunun içinde bulunduğu kötü koşullardan dolayı rakip (düşman) toplulukları suçlar mı?

Aleviler olarak bunu yapıyoruz.

Hep ağlamaklı bir halde: “bizi şöyle katlettiler, söyle asimle ediyorlar, şöyle sömürdüler, şöyle sürgüne gönderdiler” diye dövünüyoruz.

Peki bu ağlamamız, dövünmemiz dertlerimize bir çare olabiliyor mu?

Düşmanlarımız insafa geliyorlar mı?

Zavallı ve biçare halimiz ile, sürekli ağlamaklı ve kendimizi hırpalamamız ile, kendimizi acındıracağımızı veya birilerinin bize merhamet edeceğini mi düşünüyoruz?

Öyleyse fena halde yanılıyoruz demektir.

Kimse bize acımaz, merhamet etmez.

Biz günde değil bir defa, bin defa bile düşmanlarımızın ne kadar kötü olduklarını ve bize ne tür zalimlikler yaptıklarını söylersek söyleyelim, emin olun hiç bir şey değişmez.

Toplumların tarihi böyledir.

Dövünmekle, ağlamakla, düşmanın ne kadar namert olduğunu söylemekle zerre kadar bir şey değişmiyor.

Düşmanın karakteri zaten namerttir, yoksa düşman olmazdı.

Namert olan bir düşmanın yaptığı kötülükleri söylemek, ağlaşmak yerine neden karşı mücadele geliştirmiyorsun ki?

Neden sana kötülük yapılmasına fırsat veriyorsun ki?

Eğer basiretsizsen, zavallıysan, biçareysen; o halde kusura bakma, senin yer yüzünde varlığın bir değer taşımıyordur.

Varlığını korumaktan aciz birisinin söylenmeye hakkı yoktur, söylense bile bunun bir karşılığı yoktur ve o mutlak yok oluşu yaşayacaktır.

Evet, yine tarih ve toplum bilinci gelişmemiş olanlar kendi beceriksizlik ve yeteneksizliklerini ört bas etmek, gizlemek, yenilgilerine ve zavallılıklarına bahane üretmek için daima bir iç düşman, hain edebiyatı yaparlar.

Güya kendileri başarılıydılar ama iç düşmanlar fırsat vermedi.

Peh peh yiğitlerimize.

Öncelikle hainlik ve ihanet her toplumda vardır ve öyle abartılacak bir gerekçe değildir.

Hele yenilgi gerekçesi hiç değildir.

Yiğit olan, feth etmeyi esas alan birisi elbette hainliği de alt edebilir.

Bizler genelde hainliği kendi beceriksizliğimize kılıf olarak kullanıyoruz.

Yani ihanet eden varsa bile bu yenilgilerimiz için gerekçe olamaz.

Ama genelde ihanet edenler abartılır, ihanet eden yoksa bile oluşturulur.

Ama en çokta kendi içimizde yenilgilerimize zemin olan yanlışları söyleyenleri hain ilan ederiz.

Çünkü yenilgilimizi ört bas etmenin, başarısızlıklarımızı gizlemenin, beceriksizliklerimizin görmezden gelinmesinin en kestirme yoludur ihanetçilik, hainlik gerekçesi.

Oysa şu an insanlık sahnesinde varlık göstermiş olan hangi toplumda ihanet yoktur ki?

Her toplumun ihanetçisi olmuştur, olacaktır.

Ama kimse ihanetleri yenilgilerine bahane olarak kullanmıyor, kullanamaz da.

Daha doğrusu yenilgilinin bahanesi yoktur.

Özün sözü şudur: düşmanının kötülüklerini durmadan söylemek yerine, düşmanın bunları yapmamasını sağlayacak önlemleri almakla yükümlüyüz.

Bilmeliyiz ki tarihin çöplüğü yok olmuş nice toplumlarla doludur.

Bu yok oluşu hiç bir ağlama, sövgü önleyemez.

Önleyecek olan, en uygun yöntemlerle amansız bir mücadele ve çalışmadır.

Hiç bir gerekçenin, bahanenin arkasına saklanmadan, en ideali ve kazandıranı hangisiyse o yolda yürümek zorunludur, gereklidir.

Bunu yapmadıktan sonra geriye yenilgilerimize, beceriksizliklerimize kılıf (hain) aramak kalıyor.

Özünü meydana koyanlar hiç bir yetmezliğin, beceriksizliğin, ihanetin arkasına saklanmazlar.

Gürül gürül çağlar, tüm bentleri yıkar, varılması gereken menzile varırlar.

O menzile yürüyen aşk erlerine aşk ola!

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

6 + 7 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.