Külli irade sahibi

Hayatın bin bir çilesi, derdi ve kederi içerisinde dahi yinede umudunu korumak, anlam arayışını yitirmemek, varoluşa sevinmek mümkün. Her yenilgiden, her keder ve sıkıntıdan, her aşılmaz sanılan engelden dahi mutlaka bir çıkış yolu bulmak mümkün. İmkansız değil bu.

Eğer inanıyorsan, özünü ötelerin en ötesine bağlamışsan; bu durumda elinden geleni yaparsın. Bu olduktan sonra, yani insan elinden geleni yaptıktan sonra, gerisini şu sonsuz kainatın nizam vericisine, külli irade sahibine bırakır.

Bu durumda daha hayıflanmak yoktur. Keşkeler, yenilgiler, anlamsız ve ömür çürüten vesveseler yoktur. Ne vardır? Elinden geleni yapmış olmanın, daima iyiyi ve güzelini inşaa etmenin huzuru ve tatminkarlığı vardır. Tüm hedefler gerçekleşmemişse dahi, amaçların hepsine ulaşılmamışsa dahi, yine de iç huzur, tamamlanmışlık ve şükür vardır.

Çünkü cüzzi irade dahilinde olanların en iyisi yapılmış gerisi ise sonsuz kainatın nizam vericisine verilmiştir. Bu durumda ‘eyvallah’ demek gerekemez mi? İşte bu eyvallahtır varlığa ve yokluğa anlam katan, değer biçen, ölçen her şeyi. Bu bilinç, düşünce ve anlayışla hareket eden bir kimse, daima doğruluk, güzellik ve başarı üzerinedir. Onda başkalarının yaptıkları ve yapamadıkları ile uğraşacak zaman yoktur. Kin, öfke, nefret ve kıskançlık yoktur.

Aksine, sevgi ve paylaşım, umut ve dayanışma, doğruluk ve iyilik oluşturma çabası, gayreti vardır. Böyle bir insan çevresindeki herkese, cümle varlığa, en iyi enerjiyi, elle tutulur umudu ve gücü dağıtmaz, vermez mi?

O halde:
Dar-ı divanda duamız: Ya Hakk; bizleri yolu doğru sürenlerden, yaşamını anlamlı yaşayanlardan eyle.

Kendini bilemez, doğruyu bilmezlerden uzak eyle.

Yolumuzu dost yüzlü, dost gülüşlü, Hakk’ı bilen ve hakikatleri sevenlerden eyle.

Sahi biz bu duaları niye ediyoruz? Bunca dua, gülbank, yakarış neden?

Dua, gülbank: bizi aslında bize hatırlatandır. Sendeki seni sana hatırlatma, bilincine ulaştırmadır. Dua etmek, dilek dilemek pasif bir söylem değildir. Aksine dua, eylemdir. Duanı ediyorsun, eyleme, harekete geç. Budur hatırlatılan, budur özümsenmesi gereken ve daimi olarak, zikir olarak dilden ziyade bilince kazınması gereken. Yani dilemek, istemek ve kendisinden başlayarak en iyisi ve güzelini oluşturmanın gayreti ve çabası… Özünde gizli olanı ortaya çıkartmak… Evet, irademiz dışı ve bizim dışımızdan bir güçten ziyade, kendimizde olan ama farkında olmadığımıza ulaşma…

Bu öz açığa çıktığında irademiz dahilinde olan her şeyi başarır, her zorluğu aşar, amaçladığımız her hedefe varırız. Hayat kötü değil, hayat iyidir ancak zordur. Biz zorluğu kötülük olarak görüyoruz, kabul ediyoruz. Oysa hayat muhteşem güzelliktedir ve insan zorlukları aşıp bu olağanüstü güzellikleri yaşayabilir, yaşamalıdır da. Zorlukları aşıp güzelliklere ulaşabilmek için güçlü olmamız gerekiyor. Gücümüz çok bilgili olmak, en ileri derecede ilim ve irfan sahibi olmak ve yine pazulu ve kaslı olmak değildir.

Gücümüz, irademiz dahilinde olanların bilincinde olmaktır, umudumuzu daim kılmaktır, sonsuz kainatın küçücük noktasında sınırlı zamanda yaşayan bir varlık olduğunun ayırdında olmaktır. Bu ve benzer düşüncelere, duygulara, bilgilere sahip olduğumuzda, yaşamımıza ona göre de bir rol biçme gayretine gireriz. İşte o vakit hayat kötü olmaktan çıkar, çünkü kötü bildiğimiz ama aslında zorluk olan bazı şeyleri güllenip yenmişizdir. Elbette bu günden yarine mucize beklememek gerekiyor. Biz günümüz insanı bir çırpıda güçlenmek, her şeyi başarmak, anında başka birisi olmak istiyoruz.

Bu mümkün mü? Elbette değil.

Belli aşamalardan geçmek, belli yoğunlaşmaları yaşamak, belli zorlukları yenmek, belli başlı temel fikir ve düşüncelere ulaşmak ve duygusal olarak da o kıvama gelmek gerekiyor. Bir anda olmuyor ancak o kararlılık anından itibaren her şey adım adım güzelleşiyor ve zorluklarda kolaylıklara evriliyor. Bunda sabır etmek gerekiyor. Sabır, mücadele azmi, dileme ve bıkmaksızın uğraş ve çaba…

Yunus Emre ve diğer nice erenler gibi kemalet ve olgunluk yolunda yıllar (sembolik deyimle 40 yıl) geçirmek, emek vermek gerekiyor.
Hayat kötü değil, zor. Zor olması hayatın güllük gülistan olmadığının açılımıdır. Yani bizden kaynaklı her şeyi en iyi şekilde yapsak bile, dışımızdaki nedenlerden dolayıda bir çok zorlukla karşı karşıya kalabiliyoruz. Bütün bunları kabul etmek gerekiyor. Ancak burada anlaşılması gereken şudur; elimizden geleni yapmış olmanın iç huzuru ve tatminkarlığı vardır. İşte bu iç huzur ve tatminkarlık, güzellik ve değerler ortaya çıkartabilmek için verilen soylu mücadele, suya atılan küçük bir taş gibi dalga dalga güzellikleri yansıtacaktır.

Böyle somut olarak farkında olmasak bile, bu böyledir. Hakk’tan güzellikleri ve iyiliği dileyelim, isteyelim, niyaz edelim. Bunu yaptıktan sonra irademiz dahilinde olan ne varsa yapalım. Bir an dahi bile bıkmadan ve usanmadan, pes etmeden kararlılıkla doğrularımızın hayatta gerçekleşmesi ve yer edinmesi için çabalayalım, çalışalım. Yenilgilerimiz olsa dahi bıkmamak en büyük başarının getiricisidir. Anlık bir şüphe bile bizi oldukça geriye itecektir.

Daima ama daima bizi var edene güvenelim, inanalım, umudumuzu asla ve kat’a kesmeyelim. Böylesi bir ruh haliyle hangi zorluk bizler için daha zorluk olabilir ki? Hangi yenilgi kısa bir dönem sonra zafere dönüşmez ki? Bu duygu ve düşüncelerle tekrar duaya duralım.

Ya Hakk; bizi, umudu daim, azmi sonsuz, inancı sınırsız olan Eyüp peygamberin yolundan gidenlerden eyle.

Bizi, son nefeste bile inancını ve sevgisini yitirmeyen ve Seni çağıran İsa peygamberin yolundan gidenlerden eyle.

Bizi, her türlü zorluk ve belaya karşın Senin davanı aşikar etmekten geri durmayan Hz. Muhammed ve Ehlibeytinin yolundan gidenlerden eyle.

Ya Hakk; bizi, inancı sonsuz, sabrı sınırsız, itikadı şüphesiz, ikrarı daim olanlardan eyle.

- Reklam -
Önceki İçerikAlmanya’da çifte vatandaşlık yasa tasarısı hakkında karar
Sonraki İçerikBakanlıktan marketlerde fahiş fiyat denetimi!

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

seventeen − 3 =