Bizler inancımızı inkâr ederek ne kadar kendimizi yaşatabiliriz

Her ne şart altında olursa olsun umudumuzu korumalı, inancımızı yaşatmalıyız. Umudumuzu korudukça mücadele etme azmimiz artacak, inancımıza sahip çıktıkça geleceğimiz garanti altına alınmış olacaktır.

Biz Alevilerde anne-babası Alevi olan ama kendisinin inançla ve değerlerle alakalı ciddi problemleri olan önemi bir kesimimiz var. Bu kesim genel olarak inanç ile sorunlu olduğu için kendi yaşam biçimini, kendi düşüncesini Alevilik diye sunma, anlatma iddiası ve ısrarındadır. Mevcut geleneksel Alevilik bu tür kimselere uymadığı için bu kimseler “yeni ve orijinal”, devrimci ve çağdaş adı altında abuk sabuk teoriler geliştiriyor, fikirler öne sürüyor.

Bu noktada geleneksel Aleviliğe ve onun cümle inançsal- kültürel birikimine karşı amansız bir savaş içerisinde. Geleneksel Aleviliğin pir talip ilişkisini yıkmak, ocakların kutsallığını ve dedeliğin işlevini yok etmek için canhıraş bir mücadele vermektedir.

Adeta Alevilerin mevcut olumsuzluklarının tümünü geleneksel yapıda görüyor ve ona göre de her yol ve yöntemle geleneksel Aleviliği elimine etmeye çabalıyor.

Bunda önemli bir yol alındığında önemli bir olgu olarak ortadadır. Oysa şu an dünyada hâkim ve etkin olan toplumlara baktığımızda hepsinin ama hepsinin geleneklerine bağlı kaldıklarını ve geleceklerini bu gelenek üzerine inşaa ettiklerini rahatlıkla görebiliyoruz.

En somut ve anlaşılır örnek Yahudilerdir.

Ben Avrupa’da Yahudilerin yoğun olduğu semtlerde gezdiğimde onların yüzler ve hatta binlerce yıl önce yaşadıkları geleneklerini, inançlarını kıyafet ve saçlarına yansıyacak şekilde yaşattıklarını görüyorum.

Binlerce yıl öncesinin Tevrat’ından bir kelimeyi bırakın, bir harf dahi eksiltmeden aynen yaşamaya ve uygulamaya devam ediyorlar. Onlarca Arap devleti Sünniliği yine temel değer ve doğru olarak yaşatmaya devam ediyorlar.

Batı uygarlıkları dahi öyledir, kendi değerleri ve temelleri üzerinde yükseliyorlar ve başka olumlu şeyleri kendi değerlerinin içinde eriterek ancak alıyorlar. Uzakdoğu ülkeleri hakeza kendi değerleri, inançları üzerinden varlık gösteriyorlar.

Peki ya biz?

Biz ise geleneksel olan Aleviliğin her doğrusuna ve değerine düşmanlık besleyerek mi yol alacağız?

Bu mümkün mü?

Kendi değerlerimize düşmanlıkla bir gelecek kurabilir miyiz? Kuramayacağımıza göre demek ki birileri -bizler ne kadar iyi niyetli yaklaşırsak yaklaşalım- bilinçli ve sistemli şekilde yok olmamız için bütün bunları yapıyor.

Geleneksel Alevilik değerlerine düşmanlık özünde Aleviliğin yok edilmesi ve Alevilerin yer yüzünde silinmesi için yapılıyor. Bu noktada dikkatli ve duyarlı olmalı ve asla değerlerimizden, yaşadığımız inancımızdan taviz vermemeliyiz.

Verdiğimiz anda daha geriye dönülmeyecek şekilde inancımızın, toplumumuzun yok olmasına katkı sağlamış oluruz.

Değerlerimizi, inancımızı, doğrularımızı muhafaza etmeli, “çağdaşlık ve yenilik” diye bize dayatılan saçmalıkları, bizi yok oluşa götüren, temelimize dinamit koyan özünde geriliklere tavır almalı ve ona göre bir bilincin, çalışmanın sahibi olmalıyız.

Eksikliklerimiz, hatalarımız ve yetmezliklerimiz olabilir. Bütün bunların olması inancımızı ve değerlerimizi toptan inkâr etmek, düşmanlık gütmen anlamına gelmez.

Bize düşen varsa eksikliklerimizi tamamlamak, yetmezliklerimizi gidermek ve öylece daha binlerce yıl ve hatta insanlık yaşadığı sürece inancımızın yaşamasına katkı sağlamaktır.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

four × 2 =