Avrupa’nın birden fazla ülkesinde okullarda yasal bir hak olarak çocuklara Alevilik dersleri verilmektedir. Bu durum Alevilik ve Aleviler açısından (modern eğitim anlamında) bir ilktir.

Bin bir emek ve zahmetle kazanılmış bu hakları Aleviler ne kadar önemsiyor, benimsiyor ve gerekeni yapıyor?

Yaşadığım ve tanık olduğum birçok örnek, gereken duyarlılığın gösterilmediği ve bu tarihsel kazanımların anlamını ve önemini idrak etme noktasında ciddi sıkıntılar olduğuna işaret etmektedir.

Oysa bu hakların kazanılması ve hayata geçirilmesi Aleviler için adeta bir mucizedir, dönüm noktasıdır.

Ne yazık ki toplumsal bilincimiz bu noktadan fersah fersah geridedir.

Bu dersler ile inancımızın temel bilgileri pedagojik bir formasyonla çocuklara öğretilmektedir.

Ailelerin yetersiz kaldığı yerlerde okullarda bu derslerin verilmesi ile birçok eksiklik tamamlanmış olur ve çocuklar en temel Alevilik bilgilerini öğrenmiş olurlar.

Derslerin içeriği (müfredat) ile ilgili birçok Alevi bilgi sahibi olmadan ne yazık ki fikir sahibi konumundadır.

Okullarda Alevilik derslerini her Alevi inançlı kişinin büyük bir sevinçle karşılaması ve daha çok çocuğun derslere katılması için çalışması gerekirken, birçok kimse bin bir nedenden dolayı çocuklarını bu derslere göndermiyor, gitmek isteyenleri de engelliyor.

Haftada iki saat ders vermek için çevredeki farklı kasaba ve şehirlere her seferinde 70-80 km yolu birkaç tren değiştirip giden öğretmen kardeşim Derya ile bazı aile ziyaretleri yaptığımızda bu gerçeği bir kez daha en acı şekilde yaşadık.

Çocuklarını Alevilik derslerine göndermeleri için konuşmaya çalıştığımız aileler birbirine tezat nedenlerle karşı geldiler.

Kimileri çocuğunun o gün gitar kursu olduğu ve gitar kursunun Alevilikten çok önemli olduğunu belirtti, bir diğeri çocuğun spor saati olduğunu ve sporun Alevilikten daha önemli olduğunu belirtti, birkaç tanesi daha benzer nedenler ortaya koyarak duyarsızlık ve ilgisizliklerini gösterdiler.

Ancak en ilginci birer saat ara ile ziyaret ettiğimiz iki ailenin söyledikleriydi. İlk gittiğimiz aile bu dersleri hazırlayanların ateist olduğunu ve bunların hazırladığı ve vereceği hiçbir derse çocuklarını göndermeyeceklerini söylediler.

Gittiğimiz diğer aile ise dersleri hazırlayanların İslamcı olduğunu ve bu nedenle çocuklarını bu derslere göndermeyeceklerini söylediler.

İlginç olan her iki ailede müfredatı bilmiyordu ve müfredatı vermek istediğimizde almak dahi istemediler.

Toplumumuzun halini sanırım bu örnek en iyi şekilde özetliyordur.

Toplumumuz hakkında onlarca sosyoloji, antropoloji tezi okusak bu kadar bilgi sahibi olamazdık, acı gerçeğimiz hakkında.

Başka toplumlar bu hakları aldıklarında en azami şekilde haklarından yararlanırken, bizler kazandığımız haklarımızı kullanmak bir yana, bir an önce kaybetmek için adeta elimizden geleni ardına koymayan bir toplumuz.

Bu konuyla ilgileneler yazdıklarıma benzer sayısız örnek yaşamış, yaşıyorlardır. Peki bu durumda ne yapmak gerek?

Vazgeçip bir kenarda oturup ne haliniz varsa görün mü demeliyiz, yoksa başka bir yol mümkün mü?

Elbette bıkmamalıyız, gerekirse bin defa o kapıya gitmeli, ikna etmeye çalışmalıyız bu kimseleri. Toplumumuzun kafası oldukça karışık. Her sosyal medyada gördüğü iki satirlik bilgi ile alim olduğunu düşünenler çok.

Bu temelsiz iki kelime ile saatlerce sizinle tartışanların, iddia sahibi olanların haddi hesabı yok. Bütün bunlar gerçeğimizdir.

Değerli kardeşim Özgür’ün de belirttiği gibi; toplumumuz adeta yıllarca komadan çıkmış bir hasta gibi ve ne yapacağını, neye inanacağını, ne yöne gideceğini bilemez durumdadır.

O halde bu yola inanların her şart ve zorluk karşısında yılmamaları, umutlarını korumaları, heyecanlarını diri tutmaları ve ikrarlarına sadık kalıp hizmet etmeleri gerekiyor.

Böylece ancak küçük küçük çaba ve çalışmalarla karınca hızıyla da olsa yola alabiliriz.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

11 + 14 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.