Mutlak güzel

Dünyada böyle bir şey yok. Her hadise fayda ile zararı birlikte yaşatır insanlığa. Veya bazılarına zararı dokunan şeyler diğerlerine fayda getirebilir. Sonuçta güzel olabilir tabii ki, özellikle ders alabiliyorsak, sabırla, bir yol arama gayretimizce…

Bu konuda çok fazlaca menkıbeler anlatılır. İki kardeşten birisi yağmur yağarsa işlerinin çok kötü olacağını söyler. Öteki ise yağmur yağmazsa… Ama hakikat olan bir şey var ki, birisi ağlarken diğerlerinin gülmesi gerçekçi olamaz. Gülenler, ağlanacak hallerine gülüyor bile olabilirler.

Bir süre Türkmenistan’da yaşadım. Oralı olmaya çalıştım. Doğal giysileri, eski Türkçe konuşmaları, samimiyetleri… sevdim oraları. Tabii ki açmazları yok değildi. Türkiye yerine Türkmenistan’da doğmak ister miydin diye sorsanız, verebilecek bir cevabım yok. Olanda hayır vardır. Mevcut şartlarda en iyisini hedeflemeli. Hep birlikte diyemediğimiz sürece faydanın uzun vadeli olmayacağının farkındalığı ile… Seminerlerde, iletişim, yönetim kitaplarında win-win diyorlar buna. Tam karşılığı oluyor mu, düşünmeden yazdım işte. Kazan-kazan, birlikte kazanma.

Hayat felsefemi bu kriter üzerine bina ettim, diyebilirim. Bir alışveriş yaparken satıcının karını göremiyorsam, korkmuşumdur. Bir şekilde, bir yerlerden aldatılma riskim olduğunu düşünürüm. Bazıları da, ucuz mal alacak kadar zengin değilim, derler. Satıcıların şükürsüzlüğünü göz ardı etmiyorum. Belki de yaşadığımız handikapların en temel nedeni budur.

Alman kar etmeden satmaz, müşterisini aldatmaz diye genel bir kanı var. Aslında yalan söylemek, kültürümüzde doğru karşılanmamakta. Ancak sürekli kazanmak istediğimizden kolayca sapıveriyoruz. Kazanıyor muyuz?

Bununla ilgili çok fazlaca örnek var. Laleli piyasasının parladığı ve sönüverdiği dönemi hatırlıyorum. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra idi sanırım. Valizler ile tonlarca mal taşındı yurtdışına. Aldatmayı, kolay kazanmayı kar bilenler baltalayınca kadar.

Her şeyi devletten beklememeli, desem, yanlış bir şey söylemiş olmam. Ama devlet de kim ola ki… Devlet neden ve nasıl bu kadar halktan kopar, kutsanır, tek çözüm odağına oturtulur? Küçük esnaf, küçük imalatçı rekabet edemedi, silinip gitti birçoğu. Pek çoğumuzun işine geldi, toptancılardan alıvermek, ucuz ürün… Gelir dağılımındaki düzeni devletten bekleyerek. Sonuç?

Türkmenistan demiştim. Başkaca örnekler var tabii ki ama yaşanmışlıklar önemli. Hep birlikte ele alabildiğimizce tamamlanmaya daha bir yakın olabiliriz. Puzzle’nin hangi parçası önemsiz ki. Hatta bir parçası bile eksik olsa anlamını, değerini yitiriveriyor…

Türkmenistan’da genellikle inşaat firmaları vardı. Fransızların üçte bir fiyatına proje almaya yarışırlardı firmalarımız. Fabrikalar, evler, apartmanlar, müzeler, hayvanat bahçeleri vs. Ustalık, mühendislik Türklerden, vasıfsız işçilik Türkmenlerden. Orada birinci sınıf insan gibi hissettim kendimi. Yurtdışında yaşadığımı anlamadım. Bazıları Türklere çok iyi bakmıyorlardı. Nedenleri de yok değildi. Çuvallar ile para kazandılar, klasik söylem. Barlar kapatılmış ilk dönemlerde. Türkiye’ye gidebilirim ümidi ile erkeklerimiz kadınların ilgi odağı olmuş. Ama geride kalanlar, bırakılanlar gördüm, duydum, çocukları ile birlikte.

Çalışma arkadaşlarım ile iyi ilişkiler geliştirmeye gayret ettim. Toplantılar düzenliyorduk, kahvaltılı, iletişim seminerleri, bildiğim kadarıyla, dilim döndüğünce. Bir dostum anlattı. Cari hesabı olan firmaya gitmiş, mutabakat için. Türkmen olduğundan sorumlu olabileceğini öngörememişler. Git müdürün gelsin demişler.

Evet Türkmenler organize olamıyorlardı. Bir dönem siyasiler Türkmen ustalara sormuşlar. Türkler olmasa devam ettirebilir misiniz? Tabii ki, evet denilmiş. Ama fiyasko ile sonuçlanmış. Ben orada iken Türk ortaklı Türkmen firmalara öncelik vermeye başlamışlardı yine.

Düşündüm. Fabrikalar yapılıyor ve bir süre sonra bu kadar çok inşaat işi olmayacak. Ve bunlar çalıştırılabildiğince Türkiye’deki üretime rakip olacaklar. Çözüm?

Çin’in yıldızının parladığı ilk dönemlerdi. Bir fabrikatörün değerlendirmelerini aktarmak isterim. Onlar şimdi üretiyorlar, dedi. Dünyadaki ürün, hammadde piyasasını alt üst ediyorlar. Tüketmeye başladıklarında dengeye girecek. Olabilir mi?

Gerçekten ve sürekli, uzun vadeli kazanmak, hep birlikte mümkün. Kış kendisini göstermeye başladığında, ellerim sızlar bazen, dışarıya çıkınca. Kapalı bir mekanda çalıştığıma, evim olduğuna, ısınabildiğime şükrederim. Evsizler aklıma düşer, dua ederim. Yeterli olmasa da…

- Reklam -
Önceki İçerikLitresi tam 10 milyon euro: İnternetten satışa çıktı
Sonraki İçerikAvusturya Başbakanı, Türkiye sınırındaki güvenlik önlemlerini incelemek üzere Bulgaristan’ı ziyaret etti

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.