Radikalizm ile mücadelede ‘Sinema’

Radikalizmle mücadele konusu son zamanlarda tüm dünyanın ve özellikle de Avrupa’nın başını en çok ağrıtan meselelerden birisi. Almanya ve Fransa gibi lider konumundaki ülkeler başta olmak üzere bütün Avrupa devletleri bu konuya büyük bütçeler ayırıp, önemli projeler hayata geçirmekteler.

Bendeniz de, bir süredir bu kapsamda bir projeye katkıda bulunuyorum.
Aslında 7-8 yıldan beri sürdürdüğüm din kaynaklı radikalizm, selefizm ve aşırılıklar ile mücadele alanındaki çalışma ve seminerlerimi bu vesile ile başka bir mecrada devam ettirmiş oldum.

Sorumluluğunu Paris merkezli Platform des Paris ve Les Jeunes derneklerinin üstlendiği bu projede, katılımcılar ile (Corona sebebiyle maalesef sadece online olacak şekilde) her hafta bir tane tematik film izleyip (birlikte) analizini yaptık. Avrupa Birliğinin bizzat desteklediği bu proje, temelde katılımcılara sosyal, dinî, kültürel ve siyasî meselelere değişik bir açıdan yaklaşıp, sanat ve sinemanın dili ile Radikalizmle mücadele hususunda bir farkındalık kazandırmayı hedefliyor.

Film ve sinemanın etkileyici anlatımı ile, özellikle gençlerin içinde bulundukları durum -ne kadar zor olursa olsun-, problemlere her zaman farklı açılardan yaklaşıp, çoğulcu ve demokratik değerler kapsamında çözümler üretmelerini salık veriyor.

Radikalizmin en temel sebeplerinden olan inanç ve davranışlarda meydana gelen aşırılığın nedenini bulup gösterme adına önemli mesajlar içeren, ipuçları sunan bu tematik filmler, hem hakikati çıplak bir şekilde gösterme hem de aşırılık sorunu karşısında gençleri bilinçlendirme ve koruma açısından önemli bir işleve ve cazibeye sahipler denebilir.

Bu bağlamda sadece aşırılık illeti ile malül durumda olanlara yardım değil, bu hastalığa götüren yolları da kapatarak diğer potansiyel adayların da engellenmesi adına örnek bir proje de denebilir. İşte bu izlencelerimize, şu ana kadar 4 tane filmi müzakere ederek başlamış olduk. Radikalizm denince belki akla hemen dini konular geliyor elbette, fakat ideolojik, siyasi, kültürel alanlarda, ırka, mezhebe, sosyal ve kişisel tercihlere dayalı konularda da maalesef aşırılıklar sözkonusu.

Bu açıdan perspektifimizi olabildiğince geniş tutmaya çalıştık. İlk filmimiz Alman yapımı “Die Welle” yani dalga filmi oldu. Gelişmiş ve çoğulcu toplumların nasıl olup da otokratik (tek bir kişi veya grubun kontrolünde) bir yönetim sistemini kabul edebildiğini işleyen film aslında 1960 lı yıllarda yapılmış sosyal bir deneye dayanıyordu.

Yapıldığı dönem itibarı ile bu deney, toplumun tekrar Hitler tarzı diktatörlüklere imkan verip vermeyeceği ile ilgili idi. Bu konuda çok acı tecrübeler yaşamış batı toplumu için bu konu maalesef bugün bile büyük bir önemli arz ediyor ve tehdit içeriyor.

İkinci filmimiz ise “Timbuktu” filmi idi. Radikal islamcı bir örgütün, aslında müslüman olan ve asırlardır geleneksel bir tarzda İslam’ı yaşayan bir Afrika ülkesinde hükümranlık kurma çabasını anlatan Abderrahmane Sissako imzalı filmde, şeriatı uyguladığını sanan örgütün silah zoru ile sözde dini kuralları kendince uygulamaya çalışması ve bu işi de eline yüzüne bulaştırması anlatılıyor.

Fıtrata aykırı ve akıldan uzak yorumlarla dini hükümler ve sözde şeriat kanunları ortaya koyup bunu zorla halka dayatarak uygulamaya çalışmanın tutarsızlığını anlatan filmde, aslında dine ve dindarlara en büyük zararı bu müslüman görünümlü kişilerin verdiği anlatılıyor.

Sadece zorbalıkla, din adına ahkam kesmekle gerçek dinin farkını göstermesi açısından güzel bir örnek. İlginç olan ise bu kişilerin sebep oldukları yıkım, kaos ve şiddetin farkında olmamaları ve büyük sosyal cinayet ve krizlere sebep olmaları. Üçüncü film ise Kudüs’te yaşayan iki intihar bombacısının hayatını anlatan 2005 yapımı “Paradise now” Filmi.

Adeta bir cenderenin içine sıkışmış, pek çok sosyal ve psikolojik problemi barındıran, bir o kadar da yaşa dışı örgütün yer aldığı Filistin’in acıklı, trajik ve çaresiz hikayesini mercek tutmakta. Dördüncü ve son matinemizin konusu ise “Banlieusards: Banliyö çocukları” filmi idi.

İlk bakışta klasik “Coğrafya kader(mi)dir?” sorusunu hatırlatan bu film ise, Paris’in bir banliyösünde yaşanan paralel hayatlara ve gençlerin karşılaştıkları sosyal, psikolojik ve siyasi sorunlara değinmekte. İşte bu yazı dizisinde, bahsi geçen izlencelerimizden aldığım kısa notları sizlerle paylaşacağım. İlk değerlendirme yazımız haftaya “Die Welle” (Dalga) filmi ile başlayacak.

- Reklam -
Önceki İçerikABD’den teknoloji devlerinin tekelleşmesine karşı yasa hazırlığı
Sonraki İçerikGurbetçi Sinem’e Almanya’dan büyük onur

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

five + eleven =